Üreme Sistemi Kör Tesadüfle Oluşabilir mi?

By:

Mar 19, 2011

 

F:Merak ediyorum, evrimle nasıl oldu da harikulade eşeyli üreme sistemi oluştu? Erkek ve dişi gibi birbirinden bağımsız, ancak harika bir şekilde birbirini tamamlayan üreme sistemi meydana geldiği konusunda bir fikrin var mı?

T:Şey... Başlangıçta iki ayrı cinsiyet yoktu. Hücre bölünmesi yoluyla bölünerek çoğalma söz konusuydu. Milyonlarca yıl devam eden evrim süreci sonucunda üreme sistemleri gelişti.

F:Eee... Filmi çok kısa kestin. Biraz geriye sardır da üreme siteminin nasıl olduğunu anlayalım. Anatomik uyumun dışında, genetik uyumun nasıl olduğunu da merak ediyorum. Biliyorsun her bir bitki ve hayvan hücresinde genetik kodlar bilgi paketleri diyebileceğimiz kromozomlar şeklinde paketleniyor. Canlının bütün özellikleri bu kodlarla her bir hücrenin içinde saklanıyor. Eşeyli üremede dişi ve erkekten gelen hücreler birleşip yavruyu oluşturuyor. Eğer döllenen üreme hücreleri de diğer hücreler gibi aynı kromozomlara sahip olsaydı, her yavru anne ve babasının iki katı kadar kromozom sahibi olur­du. Oysa anne ve baba yavrunun genetik yapısına eşit katkıda bulunuyor. Eşeyli üreyen milyonlarca bitki ve hayvanda aynı harikulade sistem işliyor. Örneğin, normal bir insan hücresinde 46 kromozom var. Ancak, anneden gelen yumurta hücresi 23 kromozom babadan gelen sperm hücresi de 23 kromozom içeriyor.[1] Bilimin henüz sırrını çözemediği eşeyli üreme sisteminin işleyişi bile tek başına hadsiz ilim, kudret ve hikmet sahibi Allah’ı bilmek için yeterli olabilir.

T:Bence sen çok abartıyorsun.

F:Hiç de abartmıyorum. Erkek ve dişi vücudunda üreme hücrelerinin üretiminden tut, döllenmeye ve bebeğin anne rahminde bir tek hücreden inşa edilmesine kadarki aşamaların her birinde binlerce, milyonlarca harikulade işler gerçekleşiyor.

Bildiğin gibi, erkek vücudu, ergenlikten yaşlılığa kadar devam eden süreçte sperm hücresi üretiyor. Dişi vücudu ise, daha embriyo halindeyken iki milyon civarında potansiyel yumurtaları üretip yarı gelişmiş şekilde depoluyor. Sperm hücresi 23 kromozomdan oluşuyor. Ancak, depolanmış dişi yumurtası 46 kromozom içeriyor. Erginlikten sonra depolanmış yumurtalardan biri olgun hale gelip salgılanıyor. İlginç bir şekilde, salgılanan yumurta hemen ikiye bölünüyor; ancak normal hücre bölünmesinin aksine, her bir hücreye sadece 23 kromozom aktarıyor. Daha da ilginci, bu bölünmeden iki hücreye eşit miktarda kromozom düştüğü halde, sitoplazma ve organelleri, çoğu sadece ileride olgunlaşıp döllenmeye hazır hale gelecek hücreye gidiyor.[2]

Bir diğer ilginç nokta, dişi yumurtasının sadece kendi türünün spermini kabul ediyor. Başka canlıların spermiyle asla döllenmiyor. Çünkü her bir dişi yumurtasında kimyasal kilitler var. Sperm ise kimyasal anahtar taşır başında. Eğer anahtar kilide uyarsa, yani aynı türün spermiyse, dişi yumurtasının kapısı açılıp döllenme gerçekleşiyor.

Bana kalırsa bu bilgileri ezberlemek yerine, üzerinde düşünerek, hazmetmek gerekir. Akılsız, şuursuz hücrelerin nasıl akıllıca canlının bütün özelliklerini hücrede kodladıklarını bir yana bırakalım.
Hiçbir matematik eğitimi almamış aptal hücreler nasıl olmuş da üreme hüc­releri için normal kromozom sayısının yarısını hesaplayabilmiş? Hem niye her biri fedakârlık yapıp genetik kodlarının sadece yarısını yavruya aktarmaya razı olmuş? Ayrıca, nasıl olmuş da erkek ve di­şi hayvan ve bitki hücreleri birbirle­riy­le haberleşip aynı rakamda anlaşmışlar? Hem nasıl olmuş da eşeyli üreyen her canlı türü kendilerine mahsus kimyasal anahtarlar geliştirmiş?

İngilizcede cep telefonuna “cell phone” diyorlar. Kelime kelime çevirince “hücre telefonu” manasına geliyor. Belki de hücrelerde görünmez cep telefonları var. Erkek ve dişi organizmalardaki hücreler birbirleriyle haberleşip kromozom sayısında anlaşmışlar.

Hem de kromozom sayısı birçok canlı türü tamamen farklıdır. Örneğin, meyve sineklerinde 8, solucanlarda 36, kedilerde 38, farelerde 42, tavşanlarda 44, şempanzelerde 48, kelebeklerde 380 kromozom var. Buğdayda 42 ve sigara tütününde 46 kromozom varken, bazı bitkilerde kromozom sayısı bini geçiyor. Meyve sineklerinin işi kolay olabilir. Bölme işlemini nispeten kolay yapabilirler. Yüzlerce veya binlerce kromozomu olan bitki ve hayvan hücrelerinin işi çok daha zor… Daha iyi derecede matematik bilmeleri gerekir.

T:İtiraf etmeliyim ki cinsiyetin oluşumu biyologların anlamakta zorluk çektiği konuların başında gelir. Sorduğun birçok sorunun cevabını henüz tam olarak bilmiyoruz.

F:Darwinci bilimin cevabını veremediği bin bir soru var. Neo-Darwincilerin öncü isimlerinden John Maynard Smith, metobolizma, üreme sistemi, genetik kodlar, hücreler, ökaryotik hücreler, cinsiyet, çok hücreli organizmalar, hayvan toplulukları ve dilin gelişmesinin radikal değişimler olduğunu kabul ediyor.[3] Evrim teorisi, bütün canlıların bir zamanlar birbirinden türediğini iddia ediyor. Oysa şu an var olan canlılardan biliyoruz ki iki türden başka bir tür oluşması istisnadır. Katır örneğinde olduğu gibi, yeni bir tür oluştuğunda, genellikle kısır oluyor. Yani üremeyle neslini devam ettiremiyor. Çünkü kromozom sayıları farklı oluyor. Katır örneğinde, 32 çift kromozom attan ve 31 çift kromozom eşekten geliyor. Toplamda, 63 kromozom oluyor. Kromozom sayısı tek sayı olunca neslin devamı mümkün olmuyor.

T:Dediğim gibi, bilimin henüz cevap veremediği çok sorular olduğunu kabul ediyorum. Bilim adamları araştırıyorlar. Ümit ediyorum ki ileride sorduğun soruların cevabı bulunacak.

F:Ben senin kadar ümitvar değilim. Bilim adamları “nasıl” sorusuna sebep-sonuç ilişkisine dayanarak bir derece cevap verebilirler. Ancak “niçin” sorusuna hiç cevap verebileceklerini sanmıyorum. Üreme sistemiyle ilgili yüzlerce niçin soruları sorabilirim:

Niçin kromozom sayılar denk gelmiş? Niçin anatomik olarak erkek ve dişideki üreme organları birbiriyle tam uyum gösteriyor? Niçin üreme hücresi diğer hücrelerden farklı kro­mozom sayısı içeriyor? Niçin annedeki üreme sistemi döllenmiş yumurtayı barındıracak, koruyacak ve besleyecek harika bir işleyişe sahip? Niçin doğuma yakın bebek doğacak şekilde bir pozisyon alıyor? Niçin doğumla beraber anne bebek için en mükemmel bir rızık olan ve benzeri insanlar tarafından yapılamamış bir süt üretiyor?

İstersem saatlerce devam edecek bir soru listesi hazırlayabilirim.


T:Konunun uzmanı olmadığım için bu sorularına cevap vere­miyorum. Ancak şunu unutma ki insan ile şempanzeler arasında kromozom sayılarında ve genlerindeki benzerlik de Darwin’i teyit ediyor.

F:Hayret doğrusu! Algıda seçicilik diye buna derler. Hesabına geleni hiç de kaçırmıyorsun. Kromozom sayılarındaki benzerliği esas alsak insanın sigara tütününden geldiğini söylemek daha doğru olur. Sigara tiryakileri bunu okuduklarında sevineceklerdir. Biz atamıza sadık olduğumuz için sigarayı bırakamıyoruz diyecekler. Atamızın zehirli bir ot olduğunu kabul etmek zoruna gidiyorsa, fareler veya tavşanları da tercih edebilirsin. Çünkü kromozom sayısı açısından şempanze ve tavşanın farkı yok. Dahasını söyleyeyim, bir tavşan türü var ki insan gibi 46 kromozoma sahip…

Bence evrimciler yeni alternatif teoriler üretmeli. Atalarımız tavşandır veya tütündür demeli.

T:Bildiğim kadarıyla yakın zamandaki genetik çalışmalar insan ile şempanzelerin genleri arasında yüzde 98 benzerlik olduğunu gösteriyor.

F:Kanaatimce evrimciler genetik çalışmaların sonuçlarını da kendi ideolojilerine göre saptırıyorlar. Her nedense insan genleri ile fare genleri arasında da aynı benzerlik olduğunu unutuyorlar. Aslında bütün memeli hayvanların genetik kodları arasında inanılmaz bir benzerlik var. “İnsan Genleri Projesi”nin başında yer alan Francis Collins, insanda 20 ile 25 bin aktif gen olduğu gibi, solucanlar, sinekler ve basit bitkilerde de aynı sayıda gen olduğunu bulur.[4] İnsanların da yüzde 99.9 birbirinin aynısı olan DNA kodlarına sahip olduğunu bulur ve buna çok hayret ettiğini söyler. Oysa bence hayret edilecek bir şey yok. Çünkü bütün canlı türleri arasındaki benzerlik, ustalarının aynı olduğuna işaret eder.

T:Evrim teorisine göre, doğal seleksiyonla bizim hücrelerimiz şempanzelerin hücrelerinden evrilmiş. O halde, ikisinin genetik kodlarına bakıp bu iddianın doğru olup olmadığına test edebiliriz.

F:Biraz önce söylediğim gibi, insan ve şempanze genleri üç milyar heceyle ya­zılmış iki harika hayat kütüphanesidir. İkisinin arasındaki benzerlik, onların birbirinden geldiğine işaret etmez. Yazarlarının aynı olduğunu gösterir. Tıpkı benzer kitapları bulunduran iki kütüphane bulduğunda, oradaki kitap­ların aynı kaynaktan geldiği kanaatine varman gibi…

Sana iki kötü haberim var. Son araştırmalar, insan ile şempanzen genleri arasında yüzde 2 değil, yüzde 6’lık fark olduğunu ortaya çıkardı.[5] Hatta farelerin genlerinin bize daha yakın olduğunu gösterdi. Nisan 2007’de University of Michi­gan tarafından sonuçları yayınlanan bir araştırma, Darwincileri hayli endişelendirdi. Çünkü evrim teorisine göre insan evrim zincirinin en son halkasında bulunan hayvan olduğu için bir önceki halkadaki şempanzelere göre daha gelişmiş genlere sahip. Oysa yeni araştırma, tam aksini ortaya çıkardı. Yani biyolojik olarak şempanzeler çevreye uyum sağlayacak daha fazla sayıda gene sahip.[6]

 

 


[1] Allah her şeyi birbirini tamamlayan çiftler halinde yaratıp, hiçbir şeyde tesadüfe yer olmadığını ve her şeyin doğrudan doğruya hadsiz ilim ve kudretten geldiğini gösteriyor. Erkek sperm hücresi ve dişi yumurtasındaki kromozom sayılarının birbirini tamamlaması da bunun örneklerindendir.

[2] Gerald L. Schroeder, A.g.e., s. 74.

[3] John Maynard Smith, The Major Transitions in Evolution and The Origins of Life, Oxford University Press 1998.

[4] Francis Collins, A.g.e., s. 125.

[5] İnsan ve memeli hayvanların genetik kodlarıyla ilgili yapılmış karşılaştırmalı bazı çalışmaları şu sitede bulabilirsiniz:

http://www.ornl.gov/sci/techresources/Human_Genome/faq/compgen.shtml

[6] Söz konusu çalışmayla ilgili bilgileri University of Michigan’ın web sayfasında bulabilirsiniz: http://www.umich.edu/~urecord/0607/Apr23_07/18.shtml