Maddenin Ezeli Olduğunu Kabul , İnanca Zarar Verir mi?

By:

Jun 23, 2013

Maddenin ezelî olduğunu düşünüp, galaksilerin ve canlıların bu maddeye Allah'ın biçim vermesiyle oluştuğunu düşünen kişinin inanç açısından durumu nasıldır? İnsanların anlayış kapasitesinden biraz uzak olduğu için eski peygamberler Big Bang konusuna girmemiş olabilir mi?

Cevap
 

Madde ezelî değildir. Ezelî ve ebedî olan sadece Allah’tır. Bütün mahlûkatı O yaratmıştır. Kendisi yaratılmamıştır. Yaratılmış olan ne varsa, mahlûktur, İlah olamaz. Maddenin ezelî olması demek, Allah’ın ezeliyetinin yanında, O’na eş veya şerik olan maddeyi de ayrı bir ilah gibi kabul etmek demektir.

Madde niçin ezelî olacaktır? Maddenin ezelî olması, Allah’ın hükmünün haricinde olması demektir. O maddeyi, Allah’ın haricinde ya başka bir ilah var edecektir, ya da o madde kendisi bir ilah gibi, hiçbir dış güç olmadan meydana gelmiş olacaktır.  İslâmiyet’teki İlah anlayışı, böyle bir inancı kabul etmez. Böyle bir yaklaşım ve inanç içinde olan İslâm dininden çıkar.

Ancak, maddenin ezelî olabileceğini hayal etme veya tasavvur etme, ya da fikir yürütme insanı İslam dininden çıkarmaz. Çünkü, hayal, tasavvur, tefekkür, fikir yürütme, tahayyül hüküm değildirler.  Aynı şekilde, küfür üzerinde fikir yürütme insanı kâfir etmez. Yani Allah’a inan bir kimse, maddenin ezeliyetini kabul edip Allah’ın varlığını kabul etmeyen bir kimsenin düşünce halini veya fikir dünyasını anlama sadedinde, kendisini onun yerine koyarak o hali tefekkür etmesi, onu mesul etmez. Fakat, o düşünce veya kanaati kabul veya tasdik bir hükümdür, insanı mesul eder.

Kısaca beyan etmek gerekirse, bir Müslümanın,  maddenin ezeliyetini tasdik veya kabul etmesi onu İslâm dininden çıkarır.

Eski peygamberlerin, Big Bang konusunu ümmetlerine anlatıp anlatmadığı bizce meçhul. Big Bang nedir? Big Bang kâinatın ilk defa nasıl yaratıldığını ve hangi safhalardan geçtiği konusunu araştıran, açıklamaya çalışan bir düşünce tarzıdır. Gerek bizden önceki insanlara, gerek bizim devrimize ve gerekse bizden sonraki insanlara, peygamberlerin ulaştırmak istedikleri temel prensipler hep aynı olmuştur. Sadece muhatabın anlayışına göre izahta belki biraz değişiklik söz konusudur. Ama temel prensipler hep aynıdır.

Bu ana tema da; atomdan galaksilere kadar her şeyi, sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi Allah yaratmıştır. Dünya bir imtihan yeridir. Ölümden sonra herkes yeniden diriltilecek ve dünyadaki yaptıklarından ve yapmadıklarından hesaba çekilecektir. Dünyada Allah’ın emirlerine uyanlar Cennetle mükâfatlandırılacak, uymayanlar da Cehennemle cezalandırılacaktır. Diğer hadiseler bunların yanında birer teferruattır ve bu temel prensiplere açıklık getirdiği ve destek verdiği oranda insanların ilgi ve alakasını celp etmiş, değer verilmiştir. Yani, Allah’ı bilen ve O’na itaat eden bir kişi için, kâinatın üç dakika içinde şekillenmiş olmasıyla, on üç dakika içinde şekillenmiş olması, yukarıda sayılan temel prensipler açısından önemli değildir. Çünkü o kimse, her şeyin Allah tarafından yaratıldığını kabul ve tasdik etmektedir. Yaratılışın şekli ve mahiyetinin nasıl olduğu hususu, o kimseye göre çok da önemli değildir. O hadise, sadece bu konu ile ilgilenen bilim adamlarının gündemini işgal eder.

İşte bütün peygamberlerin ümmetlerine bildirdiklerini bu açıdan değerlendirmek gerekir. Dolayısıyla geçmişteki insanların mesela atomu ve hücreyi bilmemiş olmaları, onların iman ve inançları açısından bir noksanlık değildir.

Günümüz insanı ise, atom ve hücrenin yapı ve fonksiyonlarını bilir, ama bunu tesadüf ve tabiata verirse, dinden çıkar, Allah’a verir ve O’nun sanat eseri olarak mütalaa ederse, manevi makamı yükselir.

Geçmişte insanların bilgileri basitti. Ama o insanların inançları tam idi ise, bir problem yoktur. Günümüz insanının çevresi ve kâinat hakkında bilgisi oldukça geniştir. Buradan Allah’ın varlığına kolayca ulaşıyorsa mesele yoktur. Fakat edindiği bu bilgiler, onu bir yaratıcıdan uzaklaştırıyorsa, işte esas problem o zaman başlamaktadır. Maalesef günümüzde pek çok kimse, bilime bir din gibi inanmakta, bir yaratıcının varlığı onun âleminde fazla yer işgal etmemektedir. Bazı insanların bu zayıf damarından istifade etmek isteyen art niyetli kişiler ise, inançsızlığa dayalı, bir takım felsefî düşünce ve kanaatlerini, bilimsel bilgi gibi takdim etmekte ve geçmişteki insanlardan daha fazla, günümüzdeki insanların Allah’la arasını açmaktadırlar.

Bu bakımdan bir kimse için, kâinat hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğu değil, Allah’ı bilip bilmediği önemlidir. Çünkü insanın hayatının ve yaratılışının esas gayesi, Allah’ı hakkıyla tanıyıp O’na itaat ve ibadet etmektir. Böyle inanç penceresinden kâinata bakan insan, ne kadar bilgi sahibi olsa, Allah’ı o kadar daha iyi tanımış ve anlamış olacaktır.  İşte buna Allah’ı bilme ilmi veya marifetullah deniyor.

Prof.Dr.Adem Tatlı