T:Evrim teorisini kabul etmediğine göre, “yaratılış teorisi”ni kabul ediyorsun. Yani her bir canlı türünün tek tek bir Yaratıcı tarafından yapıldığını iddia ediyorsun.

F:Evet, her bir canlı türünün birçok gayeler için Rabbimin hadsiz ilim, hikmet ve kudretiyle var ettiğini söylüyorum. Da­ha da ötesi, sadece canlı türü değil, her bir canlı varlık doğru­dan doğruya Rabbimin planladığı ve yarattığı “özel bir varlık”tır. Örneğin, Rabbim senin gibi farklı sesi, siması ve ruhu olan benzersiz bir insanı yaratmayı dilemiş, ilmiyle programı­nı takdir etmiş ve bu program dâhilinde kudretiyle var etmiştir. Dolayısıyla, sen aslında kâinatta bir tanesin. Senin gibisi hiç yaratılmadı. Sen Rabbimin özel bir eserisin.

T:Bu anlayış yaratılışı zorlaştırmıyor mu? Bütün canlıların bir tek canlıdan evrimle yaratıldığını söylemek senin için daha kolay savunulur bir iddia değil mi?

F:Bize göre zor olabilir. Ancak kudreti nihayetsiz olan Rabbim için zorluk ve kolaylık diye bir şey yok. Anlaşılan sen Tevrat ve İncil’den edindiğin malumatla böyle düşünüyorsun. Kur’an, sonsuz kudretiyle her an icraatta bulunup Kayyum ismiyle her şeyi ayakta tutan bir Rab’den bahsediyor:

“Her şeyin hüküm ve tasarrufu O’nun elindedir.” (Yasin Suresi, 36:83)

“Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona aittir.” (Zümer Suresi, 39:63)

“Hiçbir canlı yoktur ki Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın.” (Hud Suresi, 11:56)

“O, her an bir tasarruftadır.” (Rahman Suresi, 55:29)

Oysa Tevrat, Allah’ın altı günde kâinatı ve içindekileri yarattığını ve yedinci günde dinlendiğini iddia ediyor. Kur’an’a göre böyle bir ilah anlayışı, ilah olmanın temel vasıflarıyla bağdaşmaz. Altmışı aşkın ayet, açık olarak Allah’ın kudretinden bahseder. Kudretinin sonsuz olduğunu,[1] her şeye üstün olduğunu,[2] her şeye yettiğini,[3] her şeye hâkim olduğunu ve her şeye boyun eğdirdiğini[4] söylüyor.

Bir bebek için iki kiloluk ağırlığı kaldırmak zordur. Oysa bir yetişkin için bu çok kolaydır. Demek ki zorluk ve kolaylık gücün miktarına bağlı bir şeydir. Güç artıkça zorluk azalıyor; güç azaldıkça zorluk artıyor. Rabbimin gücü sonsuz olduğu için O’nun için her şey kolaydır. Esasında, O’nun için kolay ve zor diye bir şey yoktur. Matematikte hangi sayıyı sonsuza bölerseniz bölün hep sıfır elde edersiniz. Bölünen sayının büyüklüğü veya küçüklüğü sonuca hiçbir şekilde tesir etmez. Aynen öyle de sonsuz kudret için küçük bir sineği yaratmakla bütün kâinatı yaratmak arasında fark yoktur. Kur’an Allah’ın sonsuz kudretiyle nasıl iş yaptığını şöyle anlatıyor:

“Allah, bir şeyin olmasını murat ettiği zaman, O’nun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.”[5]

T:Benzer ayetler İncil ve Tevrat’ta da var. “Ol” deyip oldurmak nasıl bir şey anlayamıyorum. Sihirli bir kelime gibi…

 

F:Maharet “ol” kelimesinde değil, hadsiz kudrettedir. İşi yapan söz konusu kelime değil, Allah’ın kudretidir. Allah, biraz önceki aktardığımız ayette kullandığı kelimelerle, yani yaratılışa ilişkin “ol” gibi emirlerinin, kudret ve iradeyi gerektirdiğini ve bütün varlıklar O’nun emirlerine gayet itaatkâr olduklarını ve varlıklarla doğrudan temas kurmadan, onları hiç zorluk çekmeden halk ettiğini –icadındaki sonsuz kolaylığı ifade için– sırf bir emirle işler yaptığını, Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan ile ferman ediyor.[6]

Bir çiçeği yaratmak bahardaki bütün çiçekleri yaratmak kadar O’nun kudretine kolaydır. Bir baharı yaratmakla ebedî Cenneti yaratmak arasında bir fark yoktur.[7] Dolayısıyla, canlı organizmaları Allah’a verdiğimizde, bir “ol” demek kadar hadsiz kolaylıkla hepsi var olur. Ancak, evrimle, eşyayı tabiat ve tesadüfe verdiğimizde, bir tek canlıyı bırak, her biri bir kütüphane kadar bilgiyi içeren bir tek hücreyi yapmak mümkün değildir. Genom projesiyle hücre kütüphanesini keşfedip çıktısını aldığımız bir asırda akılsız, kör ve sağır evrimin canlı türlerini yaptığını düşünmek aklın kabulü imkânsız geliyor bana.

T:Sana imkânsız gelebilir. Çünkü evrim teorisini tam bilmiyorsun veya bilmek istemiyorsun.

F:Bence önyargısız bakabilen herkese evrim teorisi gayrı makul gelir. Biliyorsun Shakspeare’in kimliği üzerinde tartışanlar var. Bazıları Shakspeare’in müstear isim olduğunu, Hamlet dâhil meşhur eserlerin kim tarafından yazıldığının bilinmediğini söylüyorlar. Sence sağır, kör ve akılsız biri İngiliz dilinin bu şaheserlerini yazmış olabilir mi? Belki de Şempanzeler yazmıştır. Nasıl olsa ikisi de aynı harflerle başlıyor. Ne dersin?

T:Dalga geçiyorsun biliyorum. Bence yeterince zaman olsa şempanzeler bile kitap yazabilir.

F:Ha ha... Eminim Şempanzeler ne dediğini anlarsa, onlar da bu sözüne gülerdi. Yeri gelmişken bir bilimsel deneyden bahsetmek istiyorum.
Bundan birkaç sene önce meraklı bir bilim adamı, şempan­ze­lere Shakspea­re’in eserini yazdırmak ister. Hayvanat bahçe­sindeki bir grup şempanzenin yanına daktilo bırakır. Altı haf­ta boyunca bir şey yazmasını bekler. Şempanzeler bu süre zar­fın­da beş sayfalık yazı kale­me alır. İlk say­fa­larda “s” har­fi do­ludur. Sona doğ­ru “a”, “j”, “l”, ve “m” harflerine de rast­lanır. Çok ilginçtir ki bir tek kelime bile yazamamışlar.

Bu deneyin sonucu, “Shakspeare’in tüm eserlerine hazırlık notları” başlığıyla yayınlanır.[8]

T:Evrim teorisini makul bulmadığımızda bütün canlıları bir Yaratıcı yapmıştır diyemeyiz. Evrimin yanlışlığı, yaratılış görüşünün doğruluğuna delil olamaz. Bütün canlıların kasıtla, belirli bir maksat için yaratıldığını gösteren delillerin var mıdır? Yani evrim teorisinin yanlışlığını değil, yaratılış teorisinin doğruluğunu gösteren delilleri soruyorum.

F:Rabbimin varlık ve birliğini gösteren bütün deliller, her bir canlının O’nun eseri olduğunu da gösteriyor. Rabbimin bin bir isimlerinin en büyüklerinden olan Ferd ismi, birliği her bir şeyde ve bütün eşyada görünen manasına geliyor.[9] Ferd isminin hem kâinatın tamamında umumi tecellisi hem her bir tür varlıkta hem de her türün her bir ferdinde tecellisi, her şeye bir tevhit mührü olmuştur. Kur’an nuruyla kâinata bakan bu mühürleri okuyabilir.

T:Ben niye mühür falan göremiyorum?

F:Daha önce de söylediğim gibi, iman nuruyla kalbin aydınlandığında görebilirsin. İnkâr karanlıkları içinde kaldığın sürece görmen mümkün değildir. Gözün olmasına rağmen, ruhun bedeni terk edince göremezsin. Aynen öyle de manevi bedenin ruhu olan “iman nuru” olmayınca da “akıl gözü”yle Rabbinin ayetlerini göremezsin. Önce imanı kazanman gerekir. İmanı elde edince akıl gözüyle gördüğün her şey sana Rabbini gösterir.

T:Neymiş bu mühürler? Anlat da öğrenelim!

F:Kâinat üstünde Rabbimin varlığına işaret eden hadsiz mühürler vardır. Birkaçını örnek olarak paylaşacağım.

Birincisi: Kâinatta göze görünen çeşitlilik ve farklılığa rağmen, öyle bir bütünlük, dayanışma, yardımlaşma, birbirinin ihtiyacına cevap vermek var ki adeta her şey aslında tek bir şeyden ibarettir. Yani kâinattaki “parça-bütün” arasında öyle bir bütünlük var ki tek bir parçaya hâkim olmayan, kâinatın bütününe de hükmünü geçiremez. Tıpkı bir insan bedeni gibi… Gerçekte trilyonlarca küçük parçacıktan (hücreden) oluşan insan bedeni, öyle bir bütünlük gösteriyor ki tek bir parça gibi görünüyor. Parçalar bütünden ayrılamaz. Parçayı yaratan bütünü yaratandan başkası olamaz. İnsanın bir tek hücresini yapan bedenin tamamını yapandan gayrı olamadığı gibi…[10]

İkincisi: Her şeyin her şeye bağımlı olmasıdır. Özellikle canlı varlıkların vücudu o kadar çok şeye bağlıdır ki bütün canlıları yapmak için gerekli olan her şey bir tek canlıyı yapmak için de geçerlidir. Tıpkı bir fabrika gibi... Örneğin, bir tek arabanın yapılması için koca bir fabrika kurmak gerekir. Bir araba için gerekli fabrika tesisleriyle bin araba için gerekli olan tesisler arasında fark yoktur. Aynen öyle de bir tek hayvanı yaratmak için güneşe, aya, suya, oksijene… Hâsılı “dünya fabrikasının” düzgün kurulup işletilmesine ihtiyaç vardır.

O halde dünyaya, güneşe, Samanyolu galaksisine ve hatta bütün galaksilere hükmünü geçiremeyen, bir tek sinek bile yapamaz. Çünkü sineğin yaratılışı ancak kâinat fabrikasının işlemesiyle mümkün olur. “Bütün o mevcudatı birden, hiçten icat edip beraber idare etmeyen bir zat, rububiyet ve icat cihetinde hiçbir şeye karışamaz.”[11] Bu sırdandır ki, Kur’an tüm insanlığa meydan okuyor. “Eğer gücünüz yetiyorsa bir tek sinek yapın” diyor.

Üçüncüsü: İnsanın yüzünde, sesinde ve parmak izinde farklılık bulunmasıdır. Her bir insana farklı bir sima, farklı bir ses ve farklı bir parmak izini veren, elbette bütün insanların simalarını, seslerini ve parmak izlerini bilen ve yaratandır. Hz. Âdem’den (a.s.) günümüze kadar yaratılan bütün insanların sima, ses ve parmak izlerinin ilmine sahip olmayan, şu anda yaratılan yeni bir insanı farklı özelliklerde yaratamaz. İnsandaki teklik ve farklılığın diğer birçok varlıkta da bulunması, bu işin tesadüf ve tabiatın eseri olamayacağını gösteriyor.

Dördüncüsü: Varlık türleri arasında benzerlik olması… Örneğin, bir çiçek kimin eseriyse, elbette benzer yapıdaki bütün çiçekler, hatta bütün bitkiler ve hayvanlar da O’nun eseridir. Bir altın külçesi kimin eseriyse, benzer yapı taşlarına sahip diğer madenler de O’nun eseridir. Bütün varlıkların her biri ve hepsi beraber ancak Samed olan bir Rabbin eseri olabileceğini gösteriyor.

Beşincisi: Milyonlarca canlı türünün olması ve her bir türün çok sayıda ferdinin bulunması, canlıların çok büyük kolaylıkla yapıldığını gösteriyor. Bu da ancak kudreti nihayetsiz olan Rabbimin var etmesiyle mümkün olabilir. Daha önce de ifade ettiğim gibi, sonsuz kudret sahibine verilmeyince her şey sonsuz derecede zorlaşır. O’na verilince her şeyi yapmak bir tek şeyi yapmak kadar kolaylaşır.

Altıncısı: Her insan kendi tecrübesinden hareketle, vicdanına danışsa, elbette kâinatı baştanbaşa dolduran harika eserlerin sahibini tasdik edecektir.

T:Psikolojik faktörler karıştırmaya gerek yok. Önemli olan rasyonel birinin aklıyla sözünü ettiğin delileri görmesidir.

F:Gözü kapalı veya kör olmayan herkes kâinatı baştanbaşa dolduran eserlerin sahibini görür. Geçenlerde Orlando’ya giderken yol üstünde küçük bir kasabada tarihî bir müzeye uğradım. Eski çağlardan kalma tarihî eserler sergilenmişti. Yontma taş devrine ait eserlerin sergilendiği bölüme girince hayretler içinde kaldım. Bilim adamları, şekillerinden hareketle, söz konusu taşların insanlar tarafından belirli maksatlar için yontulduğu kanaatine ulaşmışlar. Bazısı bıçak gibi kesici yontulmuştu. Bazısı taş gibi oyulmuştu. Tarihçiler, taşların tesadüfen böyle şekil alamayacağını düşünüp yontma taş devrinde akıllı insanlar tarafından belirli maksatlar için yontulduğu kanaatine ulaşmışlar.

T:Niye şaşırdın? Gayet doğru düşünmüşler.

F:Ben onlara değil, evrimcilere şaşırdım. Evrimciler taşların bile tesa­düfen veya doğal kuvvetlerin etkisiyle belirli şekiller aldığına inanmayıp, bin bir fonksiyonu olan canlı varlıklarının bin bir organ ve sistemlerinin tesadüfen, doğal seleksiyonla oluştuğuna inanıyorlar.[12] Eminim taşların aklı olsaydı onlar bile buna şaşarlardı.

T:Bence sen evrimcileri anlamadığın için şaşıyorsun. Doğal olarak şekil alan taşlar olduğu gibi, canlılar da mutasyon ve doğal seleksiyonlar şekillenmiş. Hepsi bu kadar!

F:Bence dilin her ne kadar böyle konuşsa da bedenin her hücresiyle başka türlü konuşuyor. Hadsiz ilim, hikmet ve kudret sahibi Allah’ın varlığını anlatıyor.

T:Sen ağzıma değil, bedenime kulak veriyorsun galiba. Beni niye anlamakta zorlandığın anlaşıldı şimdi!

F:Bence sen de evrimcileri değil bedenini dinlesen çok daha iyi edersin. Senin ve herkesin bedenin de olan

 

 


[1] Bkz: Kamer Suresi, 54:55.

[2] Bkz: Bakara Suresi 2:129, 209, 220, 228, 240, 268;  Al-i İmran Suresi, 3:4; Nisa Suresi, 4:158, 165; Maide Suresi, 5:95, 118; En’am Suresi, 6:96; Enfal Suresi, 8:49, 63, 67; Tevbe Suresi, 9:71; Hud Suresi, 11:66; İbrahim Suresi, 14:1; Nahl Suresi, 16:60; Neml Suresi, 27:9, 78; Ankebut Suresi, 29:26; Rum Suresi, 30:27; Lokman Suresi, 31:27; Secde Suresi, 32:6; Sebe Suresi, 34:27; Fatır Suresi, 35:6, 28; Yasin Suresi, 36:38; Sâd Suresi, 38:66; Zümer Suresi, 39:1, 5; Mümin Suresi, 40:2; Fusilet Suresi, 41:12; Şura Suresi, 42:3; Zuhruf Suresi, 43:9; Casiye Suresi, 45:2, 37; Ahkaf Suresi, 46:2; Fetih Suresi, 48:19; Hadid Suresi, 57:1; Haşir Suresi, 59:1, 23; Mümtehine Suresi, 60:5; Saff Suresi, 61:1; Cuma Suresi, 62:1, 3; Tegabun Suresi, 64:18; Mülk Suresi, 67:2 ve Buruc Suresi, 85:8.

[3] Bkz: Bakara Suresi, 2:20; Ali-İmran Suresi, 3:29; Furkan Suresi, 25:54; Şura Suresi, 42:50.

[4] Bkz: Yusuf Suresi, 12:39; R’ad Suresi, 13:16; Sad Suresi, 38:65; Zümer Suresi, 39:4; Mümin Suresi, 40:16; Haşir Suresi, 59:24.

[5] Yasin Suresi, 36:82.

[6] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Şua.

[7] Bediüzzaman, Allah’ın sınırsız kudreti için zorluk ve kolaylık olamayacağını şu veciz ifadeyle dile getiriyor: “(O) her şeye kadirdir. Hiçbir şey O’na ağır gelmez. Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar O’na kolaydır. Cenneti halk etmek, bir bahar kadar O’na rahattır.” (Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, Onuncu Kelime)

[8] D. Adam, Give six monkeys a computer, and what do you get? Certainly not the Bard, The Guardian, 5 Eylül 2003.

[9] Bediüzzaman Otuzuncu Lem’a’nın Dördüncü Nüktesi’nde Ferd isminin altı ism-i azamdan biri olduğunu söylüyor. Bu ismin kâinat üzerindeki yansımalarının örneklerini ayrıntılı olarak beyan ediyor.

[10] Bediüzzaman, her biri başka parçaların bileşiminden oluşan bütünlerin öyle bir bütünlük arz ettiğini ifade ediyor ki her bir atomu, parçası olduğu elementlere, elementleri moleküllere, molekülleri hücrelere ve hücreleri bedenin tamamına yerleştirenin hem parçaları hem de bütünü bilenden başkası olamaz diyor:

“Her bir şey, vücudunda (var oluşunda), sıfatında (özelliklerinde), müddet-i bekâsında (ömründe), hadsiz imkânât (olası durumlar), yani gayet çok yollar ve cihetler içinde mütereddit iken, görüyoruz ki, o hadsiz cihetler içinde vücudca muntazam bir yolu takip ediyor. Herbir sıfatı da mahsus bir tarzda ona veriyor. Müddet-i bekâsında bütün değiştirdiği sıfat ve haller dahi böyle bir tahsis ile veriliyor. Demek, bir muhassısın (tahsis edenin) iradesiyle, bir müreccihin (tercih edenin) tercihiyle, bir mûcid-i hakîmin (hikmet sahibi bir mucidin) icadıyladır ki; hadsiz yollar içinde, hikmetli bir yolda onu sevk eder. Muntazam sıfatı ve ahvali (durumları) ona giydiriyor.

Sonra, infiraddan (tek parça olmaktan) çıkarıp, bir terkibli (birden fazla parçadan toplanmış) cisme cüz (parça) yapar; imkânât (olası durumlar) ziyadeleşir. Çünkü o cisimde binler tarzda bulunabilir. Halbuki neticesiz o vaziyetler içinde neticeli mahsus bir vaziyet ona verilir ki mühim neticeleri ve faydaları ve o cisimde vazifeleri gördürülüyor.

Sonra, o cisim dahi diğer bir cisme cüz (parça) yaptırılıyor. İmkânât daha ziyadeleşir. Çünkü binlerle tarzda bulunabilir. İşte, o binler tarz içinde birtek vaziyet veriliyor, o vaziyet ile mühim vazifeler gördürülüyor ve hakeza. Gittikçe daha ziyade (artarak) katî bir Hakîm-i Müdebbir’in (hikmetle idare eden) vücûb-u vücudunu (varlığı zaruri olanı) gösteriyor. Bir Âmir-i Alîm’in emriyle sevk edildiğini bildiriyor.” Konunun ayrıntılarını Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere’den okuyabilirisiniz.

[11] Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, Otuzuncu Lem’a’nın Dördüncü Nüktesi, Birinci İşaret, İkinci Sikke.

[12] 1976 yılında NASA’nın Mars’a gönderdiği uzay aracı Viking 1, birçok resim çekip dünyaya gönderir. Gözleri ve burnu olan ve insan kafasını andıran bir resim de vardı bunlar arasında. Söz konusu resim medyaya verilince müthiş heyecana sebep olmuştu. Öyle ya, insan resmini ancak insan gibi şuurlu bir varlık çizebilirdi. Birçok kişi bunu Mars’ta şuur ve hayat sahibi varlıkların olduğunun delili olarak gördü. Bir süre sonra resmin şuurlu bir varlığın müdahalesi olmadan oluştuğu bilimsel olarak açıklanmasına rağmen, spekülasyonlar bitmedi.  Aradan 30 sene geçmesine rağmen, günümüzde bazı insanlar söz konusu resme dayanarak Mars’ta hayat olduğuna inanıyor. Fesübhanallah! Mars’ta bir kafa resmi gören kafalar bunun kendiliğinden oluştuğuna akıl erdiremediği halde, dünya gezegenindeki milyarlarca canlı kafaların kendiliğinden oluştuğunu iddia eden görüşleri kafaları nasıl kabul edebiliyorlar? Bunu da benim kafam almıyor.

Paylaşma linkleri