Varoluşun mahiyeti hakkındaki soruların en büyüğü, hayatın ilk defa nasıl ve ne şekilde ortaya çıktığıdır. Her şeyin ilk başlangıç ânına (menşeine) şahit olamadığımızdan ve ilk varoluş süreci, sıfırdan tekrarlanmadığından, bu konuda söylenecek sözler, kâinattan topladığımız değişik ipuçlarının yorumlanmasına dayalı makul hipotezlerden ibarettir. Dünya ölçeğinde iyi bilim yapan araştırmacılara 'hayatın yeryüzünde ilk defa nasıl ortaya çıktığını' sorarsanız, büyük bir kısmı, üzerinde yeterince düşünmeden 'tesadüfen, rastlantı neticesi' cevabını verecektir. Böyle bir tesadüfün olması, istatistikî açıdan, aklen, mantıken imkânsız iken nasıl gerçekleşiyor?

Varoluşun mahiyeti hakkındaki soruların en büyüğü, hayatın ilk defa nasıl ve ne şekilde ortaya çıktığıdır. Her şeyin ilk başlangıç ânına (menşeine) şahit olamadığımızdan ve ilk varoluş süreci, sıfırdan tekrarlanmadığından, bu konuda söylenecek sözler, kâinattan topladığımız değişik ipuçlarının yorumlanmasına dayalı makul hipotezlerden ibarettir. Dünya ölçeğinde iyi bilim yapan araştırmacılara 'hayatın yeryüzünde ilk defa nasıl ortaya çıktığını' sorarsanız, büyük bir kısmı, üzerinde yeterince düşünmeden 'tesadüfen, rastlantı neticesi' cevabını verecektir. Böyle bir tesadüfün olması, istatistikî açıdan, aklen, mantıken imkânsız iken nasıl gerçekleşiyor? Hayatın ve canlılığın ilk izlerinin görüldüğü iddia edilen prebiyotik dünyada, hayatı destekleyici ve çeşitlendirici kontrollü fizikî şartlar olmadığı hâlde, karmakarışık, düzensiz moleküllerin karışımlarından (prebiyotik çorba), koeservat isimli mahiyeti meçhul ilk hücremsi yapılar nasıl meydana geldi? Kâinatta düzen, dâima düzensizliğe doğru yürürken, bu düzensizliğe karşı koyan bir noktada, indirgenemez komplekslilik davranışları gösteren hayat nasıl ortaya çıktı ve çeşitlenmeye devam etti?

Düzenli ve hassas dengeler içinde canlılığını sürdürebilen hücrelerin, düzensiz, karışım hâlindeki moleküllerden nasıl ortaya çıktığını açıklamak ve anlamak zor problemlerden biridir. Kritik soru, düzensizlik içindeki molekül karışımlarının kendiliğinden düzeni nasıl oluşturduklarıdır? Ayrıca bilimin, hayatın başlangıç noktasını açıklayabilecek iyi formüle edilmiş, test edilebilir hipotezleri de yoktur. Sadece nasıl olabileceğine dâir, kozmolojik izlerden yola çıkarak, tahminlere ve peşin hükümlere dayalı akıl yürütmeleri vardır. Ayrıca kâinatın yokluktan varlığa geçişi ve enerji kullanabilen canlı bir başlangıç seviyesine sıçrama noktasında uzay-zaman cinsinden bir değere sahip olan başlangıç noktasını kabul ettiğimizde, kuracağımız fizikî teorinin mahiyeti değişecektir. Kâinatın ilk başlangıcından itibaren hayatı ortaya çıkarıcı ve destekleyici şekilde varlığın inşasının ve hâdiselerin yönlendirilmesinin, seçilmesinin nasıl olduğunu açıklarken bilim ve felsefe çevrelerinde beş cevap yaygın şekilde kullanılmaktadır.

Birincisi; şans-tesadüf-rastlantı,
İkincisi; moleküllerin yapı özelliğinden kaynaklanan kendiliğinden organize olma, desen oluşturma,
Üçüncüsü; bizim kâinatımız gibi, çoklu kâinatların ve âlemlerin aynı ânda var olduğu ancak bizim kâinatın seçildiği,
Dördüncüsü; agnostik cevap olup; şu ânda bilim bunu tatmin edici şekilde açıklayamıyor. Ancak gelecekte ileri seviyede kucaklayıcı bir teori geliştirilerek bu açıklanabilir. Sabırla ve gayretle beklememiz gerekir.
Beşincisi; rahmeti ve merhameti sonsuz Yaratıcı'nın sıfat ve isimlerinin tecellisinden olan "Hassas Ayar Prensibi"dir.

Bu beş cevaptan hangisinin kabul edileceği, büyük ölçüde şahsın inançlarına ve felsefî dünya görüşüne bağlıdır. Birinci cevabı verenler, kâinatta gözlenen ince ayar fenomenini kabul etmez, hayatı mümkün kılan gelişmelerin sadece tesadüf ve rastlantılarla oluştuğunu iddia eder; ama bir gerekçe ve açıklama vermez. Bu cevabı benimseyen kişiler, kâinatın başlangıcından itibaren, insan hayatına odaklı tercih ve seçmeleri, varoluşa ait bir tesirinin olmadığına inanırlar. İkinci cevabı verenler, moleküllere bir ilim, kudret ve irade yükler. Bunlar, hayatın ve canlılığın, fizikokimyevî ve mekanistik tanım ve açıklamaların ötesinde, dinamik olarak icra edilen senfonik müzik olduğunu ifade eder; ancak bu senfoni orkestrasında, bir şefin olmadığında ısrarcı davranır. Üçüncü cevabı verenler ise, ince ayar fenomenini ciddiye alır ve bunu, çoklu kâinatlar içerisinden birisinin seçilmesinin neticesi olarak açıklar; fakat 'Kim?' ve 'Nasıl seçiyor?' sorularını cevapsız bırakır. Bunlara göre ince ayara sahip olma ihtimali olan çoklu kâinatlar içinden seçilen bir kâinatta ve Güneş Sistemi'nde karbon temelli bir hayatın yaşanıyor olma ihtimali, her zaman mümkündür. Dördüncü cevabı verenler ise, bu ince ayar fenomeninin gelecekte yeni geliştirilecek teorilerle açıklanabileceğini, dolayısıyla plânlı ve gâyeli bir ince ayar fenomeninin illüzyon olduğunu iddia eder.

Beşinci cevabı verenler ise, ince ayar fenomenini, plânlı ve gâyeli bir yaratılışın delili ve işareti kabul eder. Bu inanışa göre kâinat, Allah'ın Rahman, Rahîm, Hayy, Kayyum ve Hakîm isimlerinin varlıktaki tecellilerine ayna olan bir yaratılış meşheridir. Zîrâ yeryüzü, hayata bir tarla ve sergi olması sebebiyle ve varlıklar içerisinde hususi bir konuma sahip insana mesken olmasından dolayı, Son İlâhî mesaj Kur'ân-ı Kerîm'de, semâvâta denk tutulmuş ve sürekli onunla birlikte yan yana ifade edilmiştir.

Varlık ve hâdiseleri açıklamada bakış kaymaları
İnsan aklının yaratılmasının ve imtihanımızın gereği varlık ve hâdiseleri tanımlamanın, açıklamanın ve çözümlemenin birden fazla yolu, usulü vardır. Bir başka deyişle, varlık ve hâdiselerin var ediliş şekli, her zaman birden fazla açıklama tarzına imkân vermektedir. Bu açıklama tarzları genel olarak, felsefe-bilim (seküler) ve felsefe-ilâhiyat (dinî) ve felsefe-güzel sanatlar şeklinde üç başlık altında incelenir. Bu üç farklı yol, aynı fenomeni, farklı açılardan, seviyelerden ve farklı terminoloji ve metotlar kullanarak açıklar. Son birkaç asırdır, bilim ve dinin çatıştığı tezi, "Varlık ve hâdiseleri çözümlemede, kabul edilebilir, doğru tek bir açıklama vardır." yanlış anlayışından kaynaklanmaktadır.

Seküler paradigmaya dayalı felsefe-bilim, tabiatüstü, Nihai Sebeb'e (Allah celle celâlühü) atıfta bulunmadan varlık ve hâdiseleri, sadece görünen yüzleri itibariyle mekanistik açıdan tanımlayıp çözümleyebilir. Çünkü varlık âleminin belli seviyelerinde, fizikî, kimyevî, mekanistik sebeplerin ve işleyiş düzeninin olduğunu kabul eder. Bir başka deyişle, kâinatta Yaratıcı'nın sebepler plânında varlığı nasıl yoktan yarattığını, varı nasıl yok ettiğini, nasıl iş gördüğünü, görünebilir âlemde, Allah'ın (celle celâlühü) sıfat ve isimlerinin nasıl tecelli ettiğini idrâk edemediğinden; fiziğin, kimyanın, matematiğin (mekanik) diliyle anlamaya çalışır. Ancak bu faaliyetinin neticesinde bulduğu ilmî bilgilerin, icat ve keşiflerin arka plânındaki asıl faili ve kaynağı nazara vermez.

Bundan dolayı, hâdiselerin tamamen sebeplere dayalı bilimsel açıklaması ile sebepler perdesinin arkasındaki Zât'ı nazara veren bir terminolojiyle açıklama, birbirinden yüz seksen derece farklı iki zıt kutba ayrılmayı getirir. Hâlbuki bütün açıklama tarzları varlığı farklı seviyelerde ve zâviyeden sorgularken birbirleriyle müşterek bir doğruda buluşabilirler. Bilim dine düşman olmadan sadece görünen sebeplerle çalıştığını bilerek, hâdiselerin perde arkası hakkında meseleye daha bütüncül ve mânâ-yı harfî perspektifinden bakan din ile bir çatışmaya girmeden, metafizik dünyaya ait açıklamaları da kabullenebilir veya en azından saygıyla karşılayabilir. Gerek bilime, gerekse dine ve sanat anlayışına ait açıklamalar, birbiriyle diyalog içinde bulunabilirken, varlık âleminin farklı seviyelerine veya paralel kâinatlara ait açıklamalarda bulunabilir. Hepsi kendi katmanında doğru ve tutarlı olabilir. Çünkü bilim ve din, hakikatte aynı fenomen hakkında birbiriyle rekabet eden açıklamalar üretmez. Görünüşte birbiriyle çelişen ve farklı açıklamalarla ifade edilen bilgi kümeleri, aynı fenomene farklı seviyelerden ve zâviyelerden bakmaktan kaynaklanmaktadır. Hayatın mânâsına ve ne olduğuna dair ilâhiyat temelli açıklamayla, nasıl yaratıldığına ait bilimsel açıklama, meselenin farklı katmanlarına ve boyutlarına dikkati çeken, aynı ânda birlikte doğru olabilecek ve birbirini dışlamayan, aksine zenginleştiren açıklamalar olabilir. Bu farklı açıklamalar, varlığın çoğulcu boyutlarına dikkat çektiğinden, bütünü anlama ve resmetme noktasında, birbirini tamamlayıcıdır ve birbirlerinin varoluş sebebidir. Tabakalı açıklama yaklaşımı, bütün bilimlere yer veren ve onlarla diyaloğa zemin hazırlayan, çoğulcu açıklamaları kabul eden bilim anlayışının ürünü olup, pozitivist bilim anlayışının dar düşünme kalıplarını ve yorumlarını ortadan kaldırır.

Bilim, yakın gelecekte canlılığın ve hayatın moleküler detaylarını fizikî ve kimyevî açıdan tatmin edici şekilde ortaya koyarak, bilimsel yöntem ve teorilerle makul şekilde maddî sebeplere dayalı mekanik açıklamalar yapabilir. Ancak sıfırdan yeni bir canlıyı nasıl yapabileceğimizin algoritmasını ve denklemini çözüp çözemeyeceğimiz ise hâlâ tartışmalıdır. Zîrâ hayat sahibi varlıkları cansız yapılardan ayıran özellikler içerisinde, canlıların, iç içe katmanlar hâlinde ve hiyerarşik olarak düzenlenmiş, organize kompleks dinamik sistemler olmaları tesadüflere ve akılsız tabiata verilemeyecek temel hususlardır. Canlı dediğimiz bu muhteşem yapının bir molekül yığını olarak görülemeyeceği aşikârdır. Hücre içinde cereyan eden milyonlarca biyokimyevî sentez reaksiyonlarına ait bilginin her daim yeni ve değişen şartlara karşı mükemmel kontrol sistemleri ile yürütülmesi; maddî yapının dağılmaya ve dengeden uzaklaşmaya eğilimlerine rağmen enerji kullanarak dağılmayı ve parçalanmayı engelleyici, kendilerini kopyalayabilen, çoğaltabilen bir iç düzenleme ve tasarıma sahip olmaları, canlılığın bu sayılan kompleks özelliklerinin hepsinin, su içinde gerçekleştirilmesi hayat denilen fenomenin sadece maddî unsurlarla anlaşılmasını imkânsız kılar.

Yokluktan (kuantum vakumundan) varlığın yaratılışı, çoklu kâinatlardan uygun olan birinin hayat için seçilmesi, canlı yapılarda iş gören, özel desen ve motifler teşkil edebilen makromoleküllerin ve bunların organize olmasıyla inşa edilen mikro motorlar şeklindeki hücre yapılarının, "ince ayarlar" ile çok hassas bir şekilde hazırlanması 'Kâinatı ve içindeki hâdiseleri, fizikî, mekanik sebeplerle ne ölçüde açıklayabiliriz?' sorusunun cevabını bilimin sahasının dışına ve dinin içine çeker. Kâinattaki "hassas ayar fenomeni" bir durum tespiti olduğundan, iki noktaya atıf yaparak bunun açıklaması yapılır: Birisi, kâinattaki ince ayar fenomeni, Allah'ın sonsuz rahmet ve merhametine, Hayy, Kayyum ve Hakîm gibi isimlerine güzel bir aynadır. Bundan dolayı, ince ayar fenomenini Allah'ın hikmetli işlerinden biri olarak kabul etmek lâzımdır. Ayrıca ince ayar fenomeni, Yaratıcı'nın varlığını ve birliğini gösteren sayısız delillerden sadece biridir. Bu durumda, Yaratıcı'ya atfedilen bu fenomenin fizikî, mekanik sebeplere dayalı açıklamasını yapma noktasında, aşklı ve şevkli, ısrarcı olmama gibi bir ihtimal ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayı, tevhide inanan dindar bilim insanları, zerreden galaksilere kadar her hâdiseyi Allah'a bağlarken, O'nun sıfat ve isimlerinin tecellilerine atıf yaptıktan sonra, zihin tembelliğine düşmemelidir. Aksine kâinatın içindeki hâdiselerin sebep-sonuç mekanizmalarını anlamaya, onların görünen yüzündeki hikmetli işleyişleri açıklamaya gayret ederek, "ol" (kün) ilâhî emrinin nasıl gerçekleştiğine ait sırları araştırarak, tefekkürü derinleştirmelidirler.

Yukarıdaki anlayışın aksine, bu hassas ayar fenomenini, Allah yerine, şans, tesadüf, kendiliğinden organize olan yapılar, koordinasyon dinamikleri gibi kavramlarla açıklamaya çalışanların, kendilerini inandırıcı kılmak için, hassas ayar fenomeninin fizikî, kimyevî, tabiî sebeplere dayalı açıklamalarının mantık, aklıselim ve vicdan kıstaslarına vurup ölçmeleri gerekmektedir.

Görüldüğü gibi problem, varlık ve hâdiselerin fizikî, kimyevî terimlerle mekanistik açıklamasının yapılıp yapılmamasında değil, yapılan müşahede ve toplanan verilerden çıkarılan tespitlerin neticede nereye bağlanacağı ve neye atıf edileceğidir. Bu atıf ve bağlamanın nasıl olacağı da, tamamen Allah'ın vereceği hidâyete ve kalbdeki iman nurunun varlığına bağlıdır. Bu husus tamamen bizim dışımızda olduğundan, icbar etme veya zorlama gibi bir yolla varılacak bir hedef veya netice de yoktur.


(Hamza AYDIN)

Paylaşma linkleri