BİYOLOG VE ANTROPOLOGLAR, insanın atasını bulmak için yıllardır yoğun bir gayretin içerisindedirler. "Ne kadar yol alındı?" denirse, belki bir arpa boyu da de­ğil. Hatta bazen bir adım ileri, iki adım geri atılıyor. Bu başa­rısızlığın sebebi, büyük oranda kaynağa ulaşmak için tatbik edilen metodun yanlışlığından kaynaklanmaktadır. Yapılan iş, samanlıkta yüzüğünü kaybeden Nasreddin Hoca'nın, ay­dınlık diye, onu sokakta aramasına benzemektedir.

 BİYOLOG VE ANTROPOLOGLAR, insanın atasını bulmak için yıllardır yoğun bir gayretin içerisindedirler. "Ne kadar yol alındı?" denirse, belki bir arpa boyu da de­ğil. Hatta bazen bir adım ileri, iki adım geri atılıyor. Bu başa­rısızlığın sebebi, büyük oranda kaynağa ulaşmak için tatbik edilen metodun yanlışlığından kaynaklanmaktadır. Yapılan iş, samanlıkta yüzüğünü kaybeden Nasreddin Hoca'nın, ay­dınlık diye, onu sokakta aramasına benzemektedir. Zira da­ha işin başlangıcında, şu peşin kabullerle yola çıkılır:

1— İnsan, anatomik yapısı itibariyle kendisine benzeyen, fakat daha basit karakterlere sahip bir canlıdan hasıl olmuş­tur.

2— Bu geliş veya ortaya çıkışta, bir Yaratıcı işe karışma­yacaktır. Yani, insan da dahil olmak üzere bütün canlılar, te­sadüfen teşekkül etmiştir.

3—Canlıların hepsi, silsile halinde birbirinden meydana gelmiştir.

Bundan sonra yapılacak tek şey, yaşayan veya soyu tü­kenmiş canlıların anatomik yapı itibariyle insana ne kadar benzediğini bulmaya kalmıştır. Böyle bir benzerlik, en çok maymunlar arasında kurulabilmektedir. Kurulan veya kuru­lacak olan bu akrabalık bağının ne kadar geriye gideceği de, daha işin başında bellidir. Bu, yer yüzünde ilk defa ortaya çıktığı kabul edilen tek hücreli canlıya kadar geri götürüle­cektir. Birbirini takip ettiği kabul edilen gruplarda benzerlik sağlanamıyorsa, bunlar arasında başka grupların yaşayıp za­manla ortadan kalktığı var sayılacaktır.

Bu durumda, canlıların genetik yapısını tayin eden genle­rin komple nasıl değişebileceğini sormamanız gerekir. Çünkü Genetik ve Moleküler Biyoloji bilimleri, bu noktada vize ver­meyecektir.

Şu tip yasak soruları sormayı da asla düşünmeyin:

— Şeftali çekirdeği ile şeftali ağacı arasında,

— Gözümüz önünde yumurtadan çıkan civcivle yumurta arasında

— Döllenmiş insan yumurtası olan zigotla dokuz ay son­raki bebek arasında anatomik yönden bir bağ kurmak müm­kün müdür ki, insanın ceddinde böyle bir bağ aranıyor?

— Tavuk yumurtası da, insan yumurtası da tek hücre de­ğil midir? Niçin yer yüzünde ilk teşekkül ettiğini var sayılan tek hücreye ulaşmak için zorlanılmaktadır?

Gerçi bunları sorsanız da bir cevap alamayacaksınız. Çün­kü yüzük kaybolduğu yerde değil, başka tarafta aranmakta­dır.

Böyle bir kabulle ile yola çıkanların sıkıntısı veya karşıla­şacağı problem bir değil, belki binlerdir. Bugün yaşayan ve aynı tür içinde toplanan hayvanlar arasında bile pek büyük farklılıklar vardır. Numune olarak birkaçını verelim:

1- Kalıtım farkları: Göz rengi, boy ve belli bazı fizyolojik kabiliyetlerin farklılığı,

2- Yaş farkı: Böceklerde larva, pupa ve imago vs. dönem­leri. Bu farklar bilinmezse, meselâ sivrisinek larvası Annelida (solucan) fîlumuna, ergin sivrisinek ise insecta (böcekler) sınıfina dahil edilebilir.

3- Erkek ve dişi arasındaki farklar: Yapı farklarından dolayı işçi arı bir cinse, erkek arı bir başka cinse dahil edilelebilir.1

4- Canlıların içinde yaşadığı ortamın tesiriyle husule gelen farklar: Meselâ beslenme bozuklukları, bazı kuşlarda yaz ve ilkbahar tüy renkleri gibi farkların bilinmemesi, canlı­ları sınıflandırmada büyük hatalara sebep olur.

Eski devirlerde yaşamış canlılar arasında da benzer du­rumların varlığı, ele geçen bir fosili sıhhatli değerlendirmenin ne kadar zor olduğunu ortaya koyar.

Uzun yıllar evrim dersini okutan Sayın Prof. Dr. Atıf Şengün'ün, fosiller hakkında değerlendirmesi şöyledir:

1— Fosilin genellikle yumuşak kısımları zamanla yok olmuştur veya kullanılamayacak haldedir. Onun için sitolojik, histolojik, fizyolojik ve çok defa embriyolojik bir karşı­laştırma yapılamaz.

2— Tam olarak bir omurgalı hayvan iskeleti çok az bulun­muştur.

3— Bulunan iskeletin yaşını kesinlikle tayin etmek, bir çok hallerde kabil olmamaktadır.

4— Bulunan iskelet parçaları, ekseriya birbirinden çok uzak yerlerden toplanmıştır.

5— Bir fosili bulmuş olan araştırıcı, ona özel bir ad vermiş­tir. Öyleki, başka başka yerlerde bulunmuş iki fosilin bir­birinin aynı olup olmadığını bulmak için, onları teker te­ker incelemek gerekmektedir.

6— Fosil materyaller, başka başka müzelerde saklan­maktadır.

7— Fosillerin değerlendirilmesinde değişmez ölçüler, metodlar geliştirilememiştir.

İnsanın soyu ile alâkalı paleontolojik araştırmalar, fosil materyalin yetersizliği sebebiyle çok zorlaşmaktadır. Me­selâ Orta ve Güney Afrika'da Üst Plaistosen'e ait çenele­ri olmayan 5 tane kafatası vardır. Bir başka yerde, Kuzey Afrika'da, aynı devire ait 4 çene bulunmuştur.1

Ancak bu kafatasları ile çenelerin aynı canlı türüne ait olup olmadıkları kesinlikle söylenemez. Araştırıcılar, bu par­çalara dayanarak vücudun diğer kısımlarının ne şekilde ol­ması lâzım geldiğini karşılaştırmalı anatomi bilgisine daya­narak düşünmekte, meselâ 14 milyon yıl önce yaşamış insanın soyu ve insan maymunlarının soylarının resmini çizmek­ledirler. Böyle bir araştırmada, ne olursa olsun, araştırıcının özel düşüncesi ağır basmaktadır. Eskiden toplanmış materya­lin yeni metodlar ile, meselâ radyoaktif karbon ile incelenme­si, bazı hallerde müze materyalinin söylenen yaşta olmadığı­nı ortaya çıkarmaktadır.

Gerek jeolojik ve gerekse paleontolojik yaş tayini, kesin sonuçlar vermemektedir. Meselâ C-14 metodu ile 50 bin yıl­dan öncesi, sağlıklı olarak tayin edilememektedir.

Materyal noksanlığı, istatistik bir çalışmaya mâni olmakta ve görülen bir farkın tür farkı mı, yoksa aynı türün fertleri arasındaki bir varyasyon mu olduğu tespit edilememektedir.2

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, bir de eldeki materyale peşin bir hükümle her hangi bir canlının atasını veya torunu­nu bulmak kastı ile yaklaşıldığını farz ederseniz, nasıl bir so­nuç çıkacağı daha işin başında bellidir.

Fakat burada esas üzerinde durulması gereken ise, elde edilen sonuçların tamamen bilimsel olduğu ve bunun alterna­tifi görüşlerin dahi tartışılamayacağı yaklaşımıdır.

Mağara adamı, insan ile maymun arasında bir canlı mı?

Neanderthal Adamı
Neanderthal Adamı İskeleti

MAĞARA ADAMI olarak adlandırılan Neanderthal'lerin in­sanla maymunun ortak atası olduğu ve en azından bir milyon yıl önce yaşamış bulunduğu, evrimcilerin genel kabulüdür.

Neandertahal ismi, 1856 yılında duyulmaya başlandı. Al­manya'nın Neanderthal vadisinde bir mağarada 1856 yılında bulunan bir iskelete Mağara Adamı (Neanderthal Adamı) dendi ve günümüz insanın maymunla ortak atası olarak takdim edildi.

Ne gariptir ki, evrimle ilgili fosiller, hep 1856 yılından sonra ve birden bire ortaya çıkıvermiştir. Bu tesadüfi bir olay değildir. Zira 1856 yılı, Darwin'in İnsanın Kökeni adlı eserini yayınladığı yıldır.

Neanderthal Adamı'nın Batı Asya ve Avrupa'da yaşadığı, iri kemikli, geniş alınlı büyük fertler oldukları belirtilir. Neanderthallerin oturdukları yerlerdeki el eşyaları, bunların kültürünü yansıtmaktadır. Mağarada yaşayan ve avcılıkla geçi­nen Neanderthallerin, mezarlarından elde edilen deliller, on­ların belirli bir kültüre sahip olduklarını göstermektedir. Me­selâ, cenazelerini çiçekle gömmeleri, bunların yas tuttukları­nın, flütlerin varlığı da, müzikle uğraştıklarının delilleri olarak alınır.1-2

Ayrıca, Neanderthal Adamı'nın bitki yetiştirdiği, zarif, gü­zel aletler ve boyanmış resimler yaptığı ve bir yazı çeşidini kullandığı bilinir.3-4

Münih Üniversitesi'nden Dr. Svante Paabo ile ABD Pensilvanya Devlet Üniversitesi'nden Dr. Matthias Krings'in içinde bulunduğu bir grup bilim adamı tarafından, Hominid Nean­derthallerin kemiklerinden elde edilen mitokondri DNA'ları üzerinde geniş araştırmalar yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar, bu varlıkların maymun-insan soy ağacı üzerinde bulunmadı­ğı gibi, onların yan kolları olamayacağını, dolayısıyla bunların, insanın maymun benzeri atası şeklinde değerlendirileme­yeceğini göstermiştir. 5-6

Mitokondrial DNA, çekirdekteki bir çift DNA'ya karşılık, her hücrede en az 500-1000 kopyasının yer almasından do­layı fosil kemiklerde bulunabilen DNA tipidir.7

Mitokondri, spermin yumurtaya aktarılan kısmında değil, yumurtada mevcut olduğu için dişi ile nakledilir. Bu bakım­dan normalde kromozomlardaki genler her nesilde çevresiyle karışım ve kombinasyon yaptığı halde, Mitokondrial DNA'da bu görülmez. Mitokondrial DNA'lar, sadece mutasyonla, kop­yalama hatalarıyla, radyasyonla veya diğer anormalliklerle değişmektedir.

Mitokondrial DNA'da meydana gelen bir değişiklik torun­lara kadın soyuyla nakledilir. Bu metod, aile soy ağacını oluş­turmada çok geçerli bir metodtur.8

Polimeraz Reaksiyon Zinciri (Pcr) Analizleri

İNSAN ve Neanderthallerin genetik zaman çizgisi ölçüsünde Pcr analizleri moleküler saat olarak kullanılmıştır. 2 Bu çalış­ma, 59 şempanze ve 205 insan dizini sonuçlan ile, Neanderthal fosillerinden elde edilen dizinler ile insan dizinlerinden el­de edilen sonuçlar karşılaştırılmışlar. Araştırmalar, Neanderthal DNA dizilişlerinin, insan ve şempanzedeki diziliş farkla­rına benzer tarzda olduğunu göstermiştir.

İnsanla Neanderthal dizini arasındaki fark 27±2.2'dir. İn­san Mitokondrial DNA dizini ile Neanderthal Mitokondrial DNA dizini arasındaki fark normal ortalama insan Mitokond­rial DNA'larının arasındaki farktan 3 defa farklılık gösterir­ken, insanla şempanze sadece yarı farklılık göstermektedir.7

Böylece Neanderthal ile modern Avrupalı arasındaki gene­tik akrabalık, Neanderthal ile Homo sapiens'te olduğundan daha yakın görünmemektedir.9

 

Neanderthal adamı ile ilgili yapılan hayal ürünü sahte cizimler

İnsanın atasıyla ilgili en ciddi bilimsel kitaplarda bile, bu tür çizimlere sık sık rastlarsınız. Oysa, bu çizimlerin hiç biri, hiç bir bilimsel temele dayanmaz. Evrimci bilim adamlarının peşin hükümleri ve sanatkârların hayal güçlerinin ürünü olan bu çizimler, Evrimcilerin en gerçek(!) delilleridir.

 

Pensilvanya Devlet kolejinden Evrimci Biyolog Blair Hedgen bu testle ilgili olarak şöyle demektedir:

"Ben gerçekten izlenen bu metodtaki boşluklara baktım, fakat hiç bir şey bulamadım. Bu, güvenilir bir dizin görünmekte ve tabii olarak söyleyebirim ki, çalışılan eskiye ait DNA'lar gördüğüm en güvenilir olanıdır.10

Pensilvanya Üniversitesinden antropolog Dr. Mark Stoneking'e göre, Mitokondrial DNA sonuçları, Neanderthallerin insanın atası olmadığını ortaya koymaktadır.11

İnsanın soy ağacı üzerinde yer aldığı ileri sürülen Neanderthalle ilgili farklı değerlendirmeler vardır. Sözü edilen is­keletlerin kambur oluşu, raşitizm hastalığına bağlanmakta­dır. Fakat D vitamini noksanlığına bağlı olarak geçirdiği bir kemik hastalığından dolayı beli kamburlaşmış ve eğilmiştir. Bu beli eğiklik, yanlış olarak dört ayaklı maymunla özdeşleştirilmiş ve insanı maymuna bağlayan ortak bir ata olarak alınmıştır.7

Nitekim Ivanhoe da bu görüşü dile getirir ve şöyle der:

"Neanderthal Adamı eğik iskelet yapısına sahiptir. Bu ya­pı, kuyruksuz maymunlara akrabalığından dolayı değil, D vitamini noksanlığının sebep olduğu eklem ve kemik hastalığındandır."12

Neticede, Neanderthallerin, evrimcilerin ileri sürdüğü gi­bi, maymun-insan arası bir yaratık olmadığı, belli bir ırka mensup bulunduğu, belli bir devre yaşayıp ortadan kalktığı anlaşılmaktadır.

Brakiator, Prebrakiator ve Protokatarian hipotezleri

MAĞARA ADAMLARI, pek çok kimse için genel evrim fikriy­le eş mânâdadır. Yani evrim deyince, hemen mağara adamı hatırlanır. Çocuklara daha ilk sınıflarda geçmiş atalarıyla alâ­kalı şu telkinat yapılır:

"İnsanın ilk ataları, çok eski zamanlarda mağaralarda ya­şıyordu. Maymundan kalma tüylü postuna bırakarak mağa­ralardan çıktı. Bu basit topluluklar zamanla ateşi buldular ve tekerleği keşfettiler."

Bu şekildeki düşünceler evrim fikri altında verilmemiş bi­le olsa, genç dimağlarda müspet bir netice hasıl etmeyecektir. Kaldı ki, bu şekilde telkin edilen görüşlerin de ilmî bir temele oturduğu söylenemez. Bunlar, birbiriyle çelişen ve çoğu zan veya tahmine dayanan ifadelerdir.

Şimdiye kadar, insanın uzak geçmişiyle alâkalı ataları; hakkında pek çok görüş ve teori ileriye sürülmüştür. Bunlar­dan Brakiator hipotezi insanın ceddi hakkında görüş ileri sürer ve insanın geçmişini uzun kollu maymunlara bağlar.

Bu hipotezi Prof. Dr. Atıf Şengün şöyle özetler:

"Brakiator hipotezi, insan ceddinin; oldukça uzun kollar, kısa bacaklar ve çengel şeklindeki eller ile karakterize edilen ve diğer organizasyonları da tırmanmaya ve salla­narak ağaçtan ağaca atlamaya müsait bir hayvan gru­bundan geldiğini kabul eder."13
Ramapithecus, insan ve maymun dişleri
Ramapithecus fosiline ait bulgular birkaç diş ve çene kemiğinden ibarettir. Resimde insan, şempanze ve ramapithecus'a ait çene yapıları gösterilmektedir.

Bu gruba Ramapithecus ve Australopithecus'lar dahil edi­lir. Geçmiş devirlerde yaşamış bu fosil formların, insanla maymunun ortak ataları olduğu ileri sürülür. Bu fosillere es­ki eserlerde Proconsul adı ile de rastlamak mümkündür.

Ramapithecus'taki pithecus ekinin mânâsı, kuyruksuz maymundur. Bunlar Ape grubu maymunlar olarak da adlan­dırılır. Bunların soyu tükenmiş olduğundan pithecine ekleriy­le de ifade edilirler. Bu gruba girenlerin bazıları şunlardır: Dryopithecus, Oreopithecus, Limnopithecus, Kenyapithecus. Bunların takriben 14 milyon yıl önce yaşamış olduğu ileri sü­rülür.

Morris, Ramapithecus'un, birkaç diş parçasıyla temsil edil­diğini belirtir:

"Ramapithecus fosili 1932 yılında Hindistan'da bulunmuş olup birkaç diş ve çene parçasından ibarettir." 14

Australopithecus kelimesi ise, güneyin kuyruksuz may­munu mânâsına gelir. Bu isim, Doğu Afrika'da bulunmuş, değişik fosillere verilmiş bir addır. Australopithecine'ye ilâve­ten Zinjanthropus, Paranthropus, Plesianthropus, Telanthropus ve Homo habilis'ler de bu gruba dahil edilir. Bunların tariben 2-3 milyon yıl önce yaşadığı belirtilir.

Brakiator hipotezine göre insanın ceddi, bu Australopithecus'un africanus türüdür ve Pliyosen başlarında, yani günümüzden yaklaşık 15 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır.

 

Prebrakiator Hipotezi

BU HİPOTEZE GÖRE ise, insanın ceddi, Brakiator hipotezinin kabul ettiği farklılaşmayı yapmamıştır. O varlık, günümüzde­ki orangutan ve şempanzeye bile benzememektedir. Buna gö­re insanın ceddi, Miyosen ortalarında, yani günümüzden yaklaşık 25 milyon yıl önce teşekkül etmiş olmalıdır.

Australopithecus africanus
Australopithecus africanus

 

Protokatarian Hipotezi

 BU GÖRÜŞE GÖRE insanın maymunla ortak atası daha geri­ye, hatta Oligosen'e kadar, yani günümüzden takriben 35 milyon yıl öncesine uzanmaktadır. Bu halkanın başlangıcını bir bakıma Ramapithecus'lar teşkil eder.

İnsanın atası hakkında bu üç farklı görüş, birbirini destek­lememektedir. Aslında birbirini çürüten sadece bu üç görüş değildir. Bir bakıma bu sahada ne kadar araştırıcı varsa, o ka­dar farklı kanaatin olduğunu söylemek mübalağa olmaz. Bazı peşin hükümlü yazarlara göre insanın atası tartışmasız, Brakiator hipotezinde ileri sürülen Australopithecus africa­nus (Afrika maymunu)'dur. Nitekim Karol ve arkadaşlarının hazırladığı kitapta şöyle bir ifade yer alır:

"Australopithecus africanus, zamanla değişmeye devam etmiş ve sonunda insansı olmuştur. Böylece en eski bü­yük babamızdır." 15

Bir araştırıcı heyetiyle 15 yıl Afrika maymunu (Australo­pithecus africanus) üzerinde çalışmış olan L. Zuckerman ise, tam bunun aksini ileri sürmektedir:

"Bu çalışmalardan elde ettiğimiz netice bizi şaşırttı. Aust­ralopithecus africanus'un anatomisi üzerinde yaptığımız hemen her mukayeseli çalışma, başarısızlıkla sonuçlandı. Afrika adamının insanın atası olması imkânsızdır." 16

İnsanın ceddi olarak ileri sürülen bu Ramapithecus ve Australopithecus'lar hakkında American Scientist'te bu konu ile ilgili olarak bir makalede şu görüşe yer verilir:

"Bir hominid olarak Ramapithecus pek doyurucu değildir. Fosil olarak elde yetersiz ve parçalanmış materyal, pek çok soruyu cevapsız bırakıyor." 17

Karol ve arkadaşları insanın atasının Ramapithecus oldu­ğu yönünde ısrarlıdırlar:

"İnsanın bilinen en eski atası, Afrika'da bulunmuş olan çene ve diş fosillerinden tanınan Ramapithecus'tur." 18

Alpagot da Bilim ve Teknik dergisi'ndeki değerlendirme­sinde, Ramapithecus'un orangutan maymunu çizgisinde yer aldığını nazara verir:

"İnsanın evrim çizgisinde şimdilik bilinen en eski fosil, Ra­mapithecus'tur. Evrim tarihinde, insana giden çizgide bu­lunan bu fosil, moleküler antropolojiye dayalı sonuçlara göre, insanın değil, orangutanın evrim çizgisinde yer al­maktadır." 19

Australopithecus'ların diş yapıları da, bunların hominid olmadığını göstermiştir:

"Diş yapılarında insanla ortak karakterlerinin bulunmama­sı, soy ağacında onları insanın doğrudan atası olmadığını gösterir." 19

Prof. Dr. Ali Demirsoy, İnsanın ata formu hakkında zannını şöyle bildirir:

"İlk Australopithecus'ların Doğu Afrika'da, Pliyosen yaşlı Ramapithecus'lardan türediği zannedilmektedir." 20

Oxnard, fosil karşılaştırmalarının Australopithecus, Homo foabilis ve Homo africanus serilerinin insanın atası olmadığını ortaya koyduğunu belirtir ve şöyle der:

"Çoğu çalışmalar Australopithecus'ların günümüz insanı­na benzerliğini ileri sürmesine ve bu sebeple Australopithecus africanus, Homo habilis, Homo africanus gibi yara­tıkların, insanın doğrudan atası olan iki ayaklı, âlet yapan yaratıklar diye belirtilmesine rağmen, kafatası dışındaki çeşitli parçaların çok değişkenli ve karşılaştırmalı olarak incelenmesi, çok farklı sonuçlar vermiştir. Kabul etmemiz gerekir ki, Homo habilis ve Homo africanus da dahil, her hangi bir Australopithecus'un Homo cinsi ile direkt filogenetik (tarihi) bir bağ olabileceği, büyük ölçüde ihtimal dı­şıdır." 21

Montagu, Australopithecus'ların kafa yapılarının ileri ya­pılı maymunlara, yani Apelere benzediğini belirtir;

"Bütün Australopithecus türlerinin kafa yapıları, tamamen ileri yapılı maymunlar (ape)'ınkine benzemektedir." 22

Waechter, son zamanlarda Rudolf Gölü'nde bulunan 1470 insanının, Australopithecus'ların insanın ceddi olduğu iddi­asını yıktığını belirtir:

"1470 insanın hem beyin kapasitesi, hem de genel şekil yönünden iskeleti, aynı, yerde ve iki milyon yıllık bir za­man şeridinde bulunan diğer Australopithecus türlerin­den üstündür." 23

J. L. Angel de insan atasının Australopithecus'larla ortak bir geçmişinin olmadığını belirtir ve şöyle der:

"Atalanmız, 2.5 milyon yıl önce, kültür yönünden, yani taş âletler yapma v.s. bakımından Australopithecus'lardan yeterli derecede farklı hale gelmiş ve bu iki grup aynı böl­gede bir milyon yıldan fazla bir arada yaşamıştır." 24

Australopithecus'ların yaşı 2-3 milyon arasındadır. Halbu­ki son elde edilen fosiller, bu tarihten önce günümüz insanı­nın yaşadığını göstermektedir:

"İnsanın en eski temsilcilerine ait ilk defa tam bir el iskele­ti bulundu. Demek ki, 3.5 milyon yıl önce bile insanlar dik yürüyebiliyordu ve elleri bizimkilerden farksızdı... Sonuç olarak diyebiliriz ki; yaklaşık 3-3.5 milyon yıl önce Hazar ve çevresinde elleri bizimkilerden farksız, dişleri günü­müz insanınkine benzeyen ve dik yürüyen, taş âletler yapmasını bilen insanlar yaşamaktaydı." 25

Prof. Dr. Atıf Şengün de insanın geçmişi için ileri sürülen delillerin kesin olmadığına dikkati çeker:

"İnsanın soyu ile alâkalı ispat materyali kesin değildir. Mor­folojik araştırmalar, biyoşimik, moleküler ve genetik araş­tırmalar arasında şimdilik fark olduğu gibi, paleontolojik materyal de, muntazam bir sıra tertiplemesi için yeterli değildir. Buraya kadar adı geçenler arasında, insana en çok benzeyenleri Ramapithecus'tur. Ancak, bununla insan ara­sında bir bağlantı yoktur." 26

Bütün bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi, Ramapithecus ve Australopithecus'lar, soyu tükenmiş kuyruksuz maymun­lardır. Bunlarla insanın uzak geçmişi arasında doğrudan ve­ya dolaylı bir bağ kurmak ilmen mümkün gözükmemektedir.

 Prof. Dr. Adem Tatlı

Dipnotlar:

 1- Şengün, A. Evrim. Sermet Matbaası, 1984, s. 154.

1- Wade, N. Neanderthal DNA sheds new light on human origins. New York Times, July 11, 1997.

2- DNA from an extinct human. Science, 1997, 277:176-178.

3- Morris, H. Scientific Creationism. Tere. Tatlı, ., Keha, E., Marangoz, C., Solak,

K ve Hasenekoğlu, I. Yaratılış Modeli. Milli E. Bakanlığı yayını, 1985.

4- Use of symbols anteclates Neanderthal Man. Science Digest, vol.1,73, 1973,p.22.

5- Krings, M. And Paabo, S. Celi. July 11, 1997.

6- Roberge, J. Q. Mitochondrial DNA analysis of Neanderthal remains sheds light on human family tree. Biotech lab. International vol. 2. no. 5, 11-12, 1997.

7- 2. DNA from an extinct human. Science, 1997, 277:176-178.

8-  Wade, N. Neanderthal DNA sheds New light on human origins. New York Times, July 11, 1997.

9- Ward, R. And Stringer, C. A moleculer handle on the Neanderthal. Nature 1997, 388: 225-226.

10- 6. Roberge, J. Q. Mitochondrial DNA analysis of Neanderthal remains sheds light on human family tree. Biotech lab. International vol. 2. no. 5,11-12,1997.

11- Krings, M. And Paabo, S. Cell. July 11,1997.

12- Ivanhoe, F. Neanderthals had rickets. Nature, 8 Aug., 1970.

13- Şengün, A. Evrim. Sermet Matbaası, 1984, s. 170.

14- Morris, H. Scientific Creationism. Terc. dem Tatlı ve ark. Yaratılış Modeli. M.E. Basımevi, Ankara, 1985, s. 158.

15- Karol, S. ve ark. Modern Biyoloji. M.E.   Basımevi,   Ankara, 1979, s, 427.

16- Zuckerman, L. Beyond the Ivory Tower. Taplinger Pub. Co. New York, 1970, s.11-12.

17- American Scientist, Vol.64, 1974 s.174.

18- Karol, S. ve ark. a.g.e., s. 422.

19- Alpagot, B. Bilim ve Teknik, s. 13, 182.

20- Demirsoy, A. Kalıtım ve Evrim, 1985.

21- Oxnard, C. The Place of the Australopithecines in human evolution.  Nature, Vol. 258, 1975, s.389-395.

22-  Montagu, A. Man. His first million years world. Publishers, Yonkers, New York, 1957, s. 51-52.

23- Waechter, J. Prehistoric man. Octopus Books Limt., London, 1977, s.34.

24- Angel, L. Science News, Vol. 102, 1972, s.324.

25- Özbek, M. İnsan ve Irk. R. Kitabevi. 1979, s. 30-31.

26- Şengün, A. a.g.e., s. 178-180.

 

Paylaşma linkleri