GÜNÜMÜZDEKİ binlerce canlı çeşidinin geçmişini açıklamak maksadıyla ortaya atılmış olan Evrim Teorisi, T. Dobzhansky ve G. S. Simpson gibi dünya çapında meşhur Evrimci biyolog­ların kendi itiraflarında da görüleceği gibi, canlıların geçmişi­ni açıklayamamakta ve günümüzde yaşayan çeşitli türlerle geçmiş nesiller arasında bir bağın varlığını kesin olarak orta­ya koyamamaktadır. Dolayısıyla bu teori, sadece şahsi yorum ve tahminlere dayalı kalmıştır.

GÜNÜMÜZDEKİ binlerce canlı çeşidinin geçmişini açıklamak maksadıyla ortaya atılmış olan Evrim Teorisi, T. Dobzhansky ve G. S. Simpson gibi dünya çapında meşhur evrimci biyolog­ların kendi itiraflarında da görüleceği gibi, canlıların geçmişi­ni açıklayamamakta ve günümüzde yaşayan çeşitli türlerle geçmiş nesiller arasında bir bağın varlığını kesin olarak orta­ya koyamamaktadır. Dolayısıyla bu teori, sadece şahsi yorum ve tahminlere dayalı kalmıştır.

İşin en üzücü yanı, bu teorinin, bazı spekülâsyonlarla ma­teryalist ve dinsiz felsefeye âlet edilmiş olmasıdır. Bunda ilim adamlarının çoğu müttefiktir. Hattâ evrimcilerin kendi itiraf­ları da bu yöndedir.

150 yıldır tartışılan ve Materyalist felsefeye âlet edilen böyle bir teorinin ders kitaplarımızda bir kanun gibi takdim edilmesi, en azından gençlerimizin tarafsız ilmî muhakeme ve düşünceden yoksun, tek yönlü ve şartlandırılmış olarak ye­tişmelerine sebep olmaktadır. Bu sözlerimiz sadece bir iddia olarak değerlendirilmemelidir.

Prof. Dr. Sevinç Karol ve arkadaşları tarafından hazırlanıp Millî Eğitim Bakanlığı'nca 1979 yılında neşredilen Modern Biyoloji kitabından birkaç cümle sanırım bize hak verdirir mahiyettedir:

"İnsanın bilinen en eski atası, Afrika ve Hindistan'da bu­lunmuş olan çene ve diş fosillerinden tanınan Remapithecus (Kuyruksuz maymunudur." 1

Yine aynı kitapta şu cümle yer almaktadır:

"Australopithecus robustus büyümemiştir. Günümüzün bitkilerle beslenen gorilleri gibi soyu tükeninceye kadar değişmeden kalmıştır. İnsanın büyük amcası olarak dü­şünülebilir. Australopithecus africanus (Afrika Maymunu) zamanla değişmeye devam etmiş ve sonunda insansı ol­muştur. Böylece en eski büyük babamızdır." 2

Bu iddiaları destekleyen delil nedir? Sadece, neye ait oldu­ğu tam bilinemeyen bir çene ve birkaç diş.

Modern Biyoloji kitabında Prof. Wassmann da şunları söy­lüyor:

"Toplumu aldatmak kastıyla, insan neslinin hayvanlardan gelmiş olduğuna Pithecanthropus gibi menşei meçhul ar­tıkları ileri sürmek, gerçeğe yapılan bir tecavüzdür."

Kiel Üniversitesi profesörlerinden J. Renkie, Monizm ve Destekçileri adlı kitabında görüşünü şöyle belirtiyor:

"Piyasada sık sık rastlanan bir kitapta şu satırları okudu­ğumuzda gözlerimizin içine kum atılmış gibi oluyoruz: 'İn­sanın, omurgalılar zincirinin bir halkası olan maymundan geliştiği, şüphe taşımayan tarihi bir vakıa olarak ispatlan­mıştır' sözü... İlmin ağırbaşlılığı ile söylenmesi gerekli olan şey; insanın, kökeni hakkında hiçbir şey bilmediği olma­lıydı."

Yine 1979 baskılı Millî Eğitim Bakanlığı neşriyatı, Genel Biyoloji kitabının 10. sayfasında şu cümleyi okumak müm­kün:

"O zaman atmosferdeki ve denizlerdeki durumlar bugün­künden çok farklıydı ve canlıların kendiliğinden oluşması olanağı vardı değil, büyük bir olasılıkla bu olmuştur diye­biliriz." 3

Evrim teorisini ileri sürenlerin bile bu kadar cesaretle söy­leyemediği faraziyeyi, bir hüküm olarak Ortaöğretim ders ki­tabında takdim etmek neyi sağlayacaktır?

Aynı kitabın 716. sayfasında şöyle denmektedir:

"Yeni türler, yaşamakta olan en ileri ve özelleşmiş formlar­dan çok basit, özelleşmemiş formlardan evrimleşir."

Adı geçen kitabın 759. sayfasında yer alan peşin hüküm­lerinden bir tane daha vermekle yetineceğiz.

"Maymun adamdan başlayarak Evrim süreci içinde boyca büyük bir artış olmamış ancak vücut çatısı daha hafifle­miştir. Şimdi tam anlamıyla dik durmakta... Böylece ağaç üzerinde tek tek bulunma şeklindeki atasal yaşamdan, yerde yaşayan uygar insan yaşamına geçiş tamamlan­mıştır."

Bu kesin kanaata hangi delil veya delillerle varılmıştır? Bunların cevabı yoktur.

Bu hususta söz sahibi Heriber Nilson şu ifadeyi kullanı­yor:

"Türler, sabit ve değişmeyen birer tiptirler. Türler, her ne kadar çeşitli variant ve mutasyonları ihtiva ediyorlarsa da, bunlardan yeni türler elde etmek ve bunlar daha ileriye götürmek imkânı yoktur." 4

Genetikçi Prof. John Moor'un görüşü de aynı yöndedir:

"Jeolojinin verilerine göre, türler birdenbire ve mükemmel olarak çıkmışlar, yaşadıkları müddetçe değişmeden, asıl­larına uygun kalmışlar ve bazıları yine mükemmel olarak kaybolmuşlardır. Yerlerini de başka türler aynı şekilde al­mıştır." 5

Schiller, insan neslinin diğer canlılardan ayrı olarak orta­ya çıktığını belirterek şunu belirtir:

"İnsanın geçmişiyle ilgili fosiller, beklenen geçiş formları­nı ortaya koyamadı... Bütün bunlardan sonra bizim, in­sandan aşağı bir varlıktan evrimleşmeyip doğrudan ken­di neslimizden geldiğimiz rahatlıkla söylenebilir."

 Pennsylvania State Üniversitesi, Antropoloji Profesörü Robert Eckhardt, Hominoid serisinde insanın atasının varlığını gösteren fosilin olmadığını şöyle ifade eder:

 "Hominoidîer serisi, insanın hominid (İnsanımsı) atası ol­duğunu gösteren morfolojiye sahip bir fosil yoktur." 7

Ünlü Paleontolog David Pilbeam, insanın geçmişiyle ilgili karar vermede ellerindeki materyallerin yetersizliğini belirtir:

"Yayınlanan kitaplar şunu söylemeye çekiniyorlar ki, ben de dahil olmak üzere, kuşaklar boyu insan Evrimini araş­tıran kişiler, karanlık içinde çırpınıyorlar. Elimizde olan bil­giler, teorilerimizi şekillendirmek için son derece güvenil­mez ve yetersizdir." 8

David Pilbeam, geçmişte ileriye sürdükleri teorilerinin, ideolojik olduğunu dile getirir:

"İnsanın geçmişi ile ilgili, içimize yerleşmiş bulunan ön kabullerin farkındayım. Bunları zihnimden çıkarmak için gerçekten çaba gösteriyorum. Geçmişteki teorilerimiz, el­de olan gerçek bilgimizden çok, bizim o andaki ideoloji­mizi yansıtıyordu." 9

Bütün bunlardan insanın maymun benzeri bir atadan gel­diğini destekleyen bir delilin olmadığı anlaşılıyor. Maymun­dan insana doğru ilerleyen herhangi bir ara veya geçiş formu mevcut değildir. Hatta fosil kayıtları, diğer hayvan grupları arasında da geçiş formlarının bulunmadığını ortaya koymak­tadır. Bu neticeler, insanın hayvan neslinden geldiğini değil, özel olarak yaratıldığı fikrini desteklemektedir.

 Netice olarak; bütün dünyada devamlı tartışma konusu yapılan Evrim Teorisi fikrinin tek taraflı ve kanun şeklinde takdiminin, gençlerimizi objektif düşünme ve yorumlamadan uzaklaştırdığı kanaatindeyiz. Bu bakımdan adı geçen teorinin lehinde olduğu kadar, aleyhindeki görüşlere de ders kitapla­rında yer verilmesinin faydalı olacağına inanıyoruz.

 Prof. Dr. Adem Tatlı

Dipnotlar:

1- Karol, S ve ark. Modem Biyoloji. Milli Eğitim Bakanlığı yayını, 1979, s. 422.

2-  A.g.e. s.427.78. Şişli, N. ve ark.; Genel Biyoloji. Milli Eğitim Bak. yay., Ankara,1979.

3- Şişli, N. ve ark.; Genel Biyoloji. Milli Eğitim Bak. yay., Ankara, 1979.

4- Tolunay, A.; Genel Zooloji. İstanbul, s. 31, 1960.

5- 29. Moor, J. On Chromosomes, Mutations and Phlo-geny. 1971. Tere. A. Metin. İlmi Gerçekler ışığında Darwinizm. Otağ Yay. 1971.

6- Schiller, R. New Findings on the Origin of Man. Reader's-Digest. 1973, August,p.89-90.

7- Eckhardt, R. Population Genetics and Human Origins. Scientific American, sayı 226, 1972, s.94.

8- Pilbeam, D. American Scientist, sayı, 66,1978, s. 379.

9- Pilbeam, D. Rearranging Our Family Tree. Nature, Haziran, 1978.

 

Paylaşma linkleri