T:Şaka bir yana, senin tavuk-yumurta meselesi üzerinde hayli düşündüm. Yumurtanın sebebi tavuk değil, Yaratıcı’dır demekle yine sebep-sonuç yöntemini kullanıyorsun. Yani sonuçların sebeplerden geldiği hakikatini inkâr etmiyorsun. Sadece sebep olarak Yaratıcı’yı görüyorsun.

F:Bu çok önemli bir fark kanaatimce… Çünkü İslam’ın tevhit anlayışı, kâinatta sebeplere hiçbir tesir vermiyor. Onların, sebeplerin sadece perde olduğunu söylüyor. Perdenin arkasında her işi bizzat yapan Kudret-i İlahiyedir.[1] Yani deistlerin inandığı gibi, Allah ilk sebep değildir. Tek sebeptir. O’nun dışındaki bütün sebepler sadece perdedir. Hakiki değildir.

T:Senin bu anlayışta ısrar etmeni anlamıyorum. Bence Yaratıcı’ya ilk sebep veya tek sebep olarak inanmak arasında bir fark yok. Yaratıcı kâinatı yaratıp her şeyi sebep-sonuç ilişkisine bağlamış olabilir. Kaldı ki eğer Yaratıcı varsa, sebep-sonuç halkasıyla belirli bir düzen oluşturup kâinatı işletmesi daha makul geliyor bana.

F:Kur’an’ın tevhit mesajı, ısrarla sebepler perdesini aralayıp her şeyin arkasındaki ilahî kudrete dikkatimizi çekiyor. Hakiki tevhidi idrak eden birinin evrim gibi safsatalara inanması mümkün değildir.

T:Nasıl alaka kurdun anlamadım.

F:Çok büyük alaka var aralarında… Anlatayım:
Evrim teorisi, seküler bilimin birçok teorisi gibi, sebep-sonuç halkasıyla bilinmeyeni izah etmeye çalışıyor. Yani sebep-sonuç halkasını geriye doğru işletip “Bütün canlılar birbirinden geldi” diyor. Oysa tevhidî anlayışta, mad­di sebeplerin sonuçlar üzerinde hiç­bir tesiri yoktur. Daha doğrusu, daimi birlikte yaratılan iki şeyi, birbirinin sebe­bi gibi görüyoruz. Oysa buna İslami literatürde iktiran, yani bağlantı (associa­tion) denir. Örneğin, elma sürekli elma ağacıyla yaratılıyor. Elma ağacı elma yapmıyor.

Veya yumurta sürekli tavuk dediğimiz ilahî raflarla beraber yaratılıp bize takdim ediliyor. Tavuk yumurta yapmıyor.

T:Sen açıkça sebeplerin bir araya gelip sonuçları yaptığını inkâr ediyorsun. Oysa şu masada duran sinek nereden çıktı diye sorarsak, “bir yumurtadan” cevabını alırız. Yumurta nereden çıktı deyince, “başka bir sinekten” cevabını alırız. İlk sinek veya yumurtaya ulaşana kadar silsile uzayıp gider. Bütün mesele ilk sinek veya ilk sinek yumurtasının nasıl ortaya çıktığıdır. Dinler bunu bir Yaratıcı’ya veriyor. Bilim ise, doğada gerçekleşen bazı reaksiyonlara… Hepsi bu kadar!

Oysa sen ilk sinek değil, her sineğin doğrudan doğruya bir Yaratıcı tarafından yaratıldığını iddia ediyorsun. Ne demek istediğini biraz açar mısın?

F:Memnuniyetle. Materyalist görüşe göre, maddi sebepler bir araya gelip sineği yapıyor. Eğer bu görüş doğruysa, bilim adamları maddi sebeplerin neler olduğunu öğrendiğinde, onları bir araya getirerek bir sinek yapabilir. Cal Tech üniversitesinden Dr. Eric Davidson sinek gibi bir canlının inşa etmek için neler gerektiğini şöyle anlatıyor:

“Bunu bir temsille anlatmak gerekirse şunu söyleyebiliriz: Çok büyük ve karmaşık yapıya sahip bir binanın inşası için gerekli şeyleri düşün. Modern inşaat firmalarının yaptıklarını kastediyorum. Binanın inşaat planında, elektrik kablolarından pencerelerin yerine kadar, binanın yapısıyla ilgili her şey, bütün detayıyla yer alıyor. Bu plan inşaatta çalışanların baştan sona neler yapacağını belirliyor.”[2]

Bu, işin planlama kısmı sadece. Bir de bu harikulade inşaatı yapmak için gerekli alet ve makineleri inşa etmek gerekir. Daha sonra, bu makineleri kullanmasını bilen işçi ve mühendisler bulup söz konusu inşaat planına uygun binayı inşa etmek gerekir.

Çok ilginçtir ki, çok ileri teknolojiyi kullanıp yüksek binalar dikme yarışına girenlerin hiçbiri bir tek canlının binasını inşa edememiş bugüne kadar. Bundan sonra da inşa etmesi mümkün değildir. Çünkü canlı bir varlığın hammaddesi, Kur’an’a göre, sadece maddi unsurlardan oluşmuyor.  Nitekim ilk insa­nın yaratılışı anlatılırken, maddi sebeplerin ötesinde başka şeylerin kullanıldığına dikkatimizi çekiliyor: “Onu güzelce dü­zenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim[3] zaman, karşısında secdeye kapanın.” (Hicr Suresi, 15:29)

T:Ruhtan kastın, hayat iksiri gibi, maddi olmayan bir şey mi acaba?

F:Aynen öyle. Hücreye canlılık veren, onu hayat sahibi kılan iksir, Allah’ın hayatı veren manasındaki Muhyî isminden geliyor. Aynı şekilde hayvanların ve insanların ruhları da doğ­rudan doğruya Allah tarafından onlara veriliyor. Kur’an’ın bir sinek yapın diye meydan okuması da bu sırdandır. Çünkü materyalist insan ne kadar çalışırsa çalışsın hayatı ve ruhu bulamayacağı için bir canlı yapmaktan acizdir.

T:Bu çok daha güçlü bir delil... Şimdi daha iyi anladım niye sinek örneğinde ısrar ettiğini.

F:Sinekte bir keramet yok. Aynı şey milyonlarca canlı türünün trilyonlarca ferdi için de geçerlidir. Her biri tek başına Allah’ın sonsuz ilim ve kudretini gösterdiği gibi, toplu halde öğlen vakti güneş ışığının güneşe işareti gibi, Rabbimin varlık ve birliğine işaret ediyor.

Hatırlarsan, sen sadece Allah’ı gösteren, O’na mahsus delil istemiştin. İşte her bir canlı böyle bir delildir. Çünkü sadece ve sadece sonsuz ilim ve sonsuz kudret sahibi olan Bir’inin eseri olabilir. Başka hiçbir kimse hiçbir şekilde hiçbir canlının zerresine bile sahiplik iddia edemez.

 

 


[1] Bediüzzaman, sebeplerin niye perde olduğunu ve hakiki tevhidin mümine nasıl bir bakış kazandırdığını çok veciz bir şekilde izah ediyor:

“İzzet ve azamet ister ki, esbab (sebepler) perdedar-ı dest-ı kudret (Allah’ın kudret elinin önünde perde) ola aklın nazarında. Tevhid ve celal ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden (gerçek tesirden).” (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Birinci Lem’a)

[2] E. H. Davidson, Genomic Regulatory Systems: Development and Evolution, s. 11-12, Academic Press, San Diego 2000.

[3] Ümit Şimşek’in Kur’an Meali’nde bu ayetle ilgili şöyle bir açıklama var:

“Ruhun Allah’a nispet edilmesi, O’na ait oluşu yönüyledir: Allah’ın kulu, Allah’ın işi, Allah’ın eseri gibi… Yoksa O’ndan bir parça anlamına gelmez. Nitekim başka bir âyette (bkz. İsra Suresi, 17:85) “Ruh Rabbimin emrindendir” buyrulmuştur.

Paylaşma linkleri