T:Anlaşılan sen evrimle ilgili bilimsel çalışmaları yakından takip ediyorsun.

Sana son zamanlarda öğrendiğim bir delilden bahsetmek istiyorum. Geçen haftaki evrim konferansında biyolojide doktora yapan biriyle görüştüm. Yaklaşık yirmi senedir bakteriler üzerinde çalışmışlar. Şu anki bakterilerin çok daha farklı olduğunu müşahede etmişler. Demek ki bakteriler tür değiştirmiş. Yani bakteri evrimi yaşanmış.

F:Daha önce de söylemiştim. Bakteri tamamen farklı bir canlı türüne dönüşmediği sürece, türlerdeki evrimden söz edemeyiz. Bakterilerdeki değişim, ilkel donanımı olan bir ordunun modern donanım kazanmasına benzer. Böyle bir durumda, askerler değişti denilemediği gibi, savunma ve saldırı silahları değişmekle beraber, mahiyetleri aynı kalan bakteriler evrimleşmiyor.

T:Peki sen nasıl bir delil istiyorsun.

F:Ben iki şeyden birini istiyorum. Birincisi, evrimle bir türün başka bir türe geçtiğini gören güvenilir birkaç kaynak.[1] İkincisi, laboratuvarda evrimi ispatlayıp bir türden başka bir türü elde etmeni istiyorum. Örneğin, balığı evrimleştirip kuşa dönüştürürsen seninle beraber ben de evrime inanacağım. Veya evrimin en son halkasını bir kez daha yaparsan da olur. Yüzde 98 bizimle benzer DNA taşıyan şempanzelerin kodlarıyla oynayıp onlardan on adam çıkar, o zaman evrimin doğruluğunu kabul edeceğim. Kısaca, ya evrimin doğruluğunu la­bo­ratuvar ortamında ispatla. Veya evrim gerçekleşirken olup biteni gören çok güvenilir şahitler getir.

T:Çok zor bir şeyi talep ediyorsun. Evrim milyonlarca sene devam eden bir süreçte oluştu.

F:Biliyorsun ki aptal, kör ve sağır bir kişinin bin yılda yaptığını akıllı ve sağlıklı bir adam birkaç günde yapar. Aynen öyle de, kör ve sağır doğa kuvvetlerinin milyonlarca yılda değiştirip bugünkü şeklini verdiği DNA kodlarını, akıllı ve maharetli bilim adamları birkaç yılda, belki birkaç ayda yapabilir. Günümüzde, çok kısa zaman sürecinde birçok şeyi test etme imkânı var.

Üzülerek söyleyeyim, artık eskisi gibi “zaman perdesi” arkasına sığınıp “Evrim milyonlarca yılda oldu. Bu nedenle örneğini gösteremeyiz” demek mümkün değildir.

T:Sana kötü bir haberim var. Bilim adamları, laboratuvar ortamında 20 yıldır devam eden bir evrim deneyi yapıyor.  Michigan State Üniversitesi’nden Dr. Richard Lenski 1988 yılında bir bakteriyle (E. Coli) işe başlamış. Söz konusu bakteri bölünerek çoğalmaya başlar. Sayısı 12’ye ulaşınca Dr. Lenski onları ayırır. On iki koloni olarak bakterileri yetiştirir. Her gün sabah bakterilere biraz glikoz vererek besler. Diğer gün, hayatta kalan birkaç bakteriyi yeni tüpe aktarır. Tekrar az miktarda glikoz verir. Bu şekilde bakterilerdeki evrimi belgelemeye çalışıyor. Bir bakteriyle başladığı deneyinde bugüne kadar 44 bin nesil yetiştirdi.

Dr. Lenski, bu sene söz konusu deneyle ilgili çok ilginç bir bulgu yayınladı. Glikoz yiyen bakteriler mutasyon sonucunda sitrat (sitrik asit tuzu) yemeye başlamış. Bu şekilde evrimin doğru olduğu bir defa daha teyit edilmiş oldu.

F:Güldürme beni… Bence söz konusu deney evrimi ispat etmek şöyle dursun, onu çürütüyor. Çünkü bir tek bakteriden trilyonlarca bakteri elde edilmiş olmasına rağmen bakteri halen bakteri olarak kalmış. Başka bir şeye dönüşmemiş. Binlerce nesil geçmesine rağmen başka bir türe dönüşmemiş.[2]

T:Beslenmesi değişmiş dedim ya.

F:Ne yani, bir insan et yemeği bırakıp vejetaryen olursa, tür değiştirdi diye hayvanat bahçesine mi tıkayacağız? Elbette hayır! Diyetin değişmesi, türlerin değiştiğine asla delil olmaz.

T:Bilim adamlarının bir gün bunu da becereceklerine inanıyorum.

F:Sen istediğine inanmakta serbestsin. Yalnız senin inancın hakikatin ölçüsü olamaz. Bilim adamları henüz hayatı bile anlamadık derken, sen onlar adına çok iyimser konuşuyor ve canlı türlerini birbirine dönüştüreceklerini düşünüyorsun. O halde bilimsel olarak bir türün diğer bir türe dönüşebileceği laboratuvar ortamında gerçekleştirilene kadar “evrim teorisine” bilimsel hakikat yerine Darwin’in spekülasyonu demeliyiz.

T:Bilim adamlarına inancım DNA’lardaki benzerliğe dayanıyor. Kuru bir beklenti değil. DNA kodlarıyla oynayıp bir canlı türünden öbürünü elde edebilirler.

F:Haklısın. Teorik olarak söylediğin mümkün… Ancak, bize göre çok küçük gibi görünen fark, gerçekte çok büyüktür. Bırak aptal ve kör doğal kuvvetleri, en zeki bilim adamları bile bu farkı anlayarak bir türden başka bir türü üretememiş şimdiye kadar. Bunun yapılabileceğini söyleyen bile yok. Aksine, insanın genetik kodlarını okuyan bilim adamları, “Biz, sadece DNA’nın parçalarının kısmen öğrendik” diyorlar. Söz konusu parçaların ne işe yaradığını anlamak ise birkaç ömür daha alacak.

T:Genom projesinde insan ve şempanzelerin genetik kodlarının birbirine çok benzer çıkması evrimin doğruluğu için yeterli bir delil değil midir?

F:Hayır. Biraz önce ifade ettiğim mantık hatasından dolayı böyle yanlış bir çıkarımda bulunuyorsun. Canlıların kodlarındaki benzerlik onların tek bir ustanın elinden çıktığına işaret eder. Genom projesindekiler çok karmaşık bir yapıya sahip olan insanla meyve sinekleri arasında da çok büyük bir fark olmadığını ortaya çıkardı.
Bir meyve sineğinden binlerce kat daha girift bir vücuda sahip olan insan, meyve sineğinden yalnızca iki kat daha fazla genlere sahip… O halde, sadece genlerin sayısına bakıp eşit sayıda genleri olanları birbirine çok benzer diye düşünmek yanlıştır. Genlerdeki yüzde 50 gibi görünürde küçük bir fark, bir meyve sineğiyle bir insan arasındaki fark kadar büyüktür.

Nitekim Hz. Âdem’den (a.s.) şimdiye kadar gelmiş gitmiş milyarlarca insanın genetik kodları yüzde 99.9 birbirine benzer olmakla beraber, hiçbir insan tıpatıp diğerine benzemez. Demek ki sonsuz ilim ve sonsuz kudret sahibi olan Allah, genetik kodlardaki çok az bir farkla, neredeyse hadsiz sayıda farklı canlı meydana getirerek hadsiz ilim ve kudretini bize gösteriyor.

T:Dikkatimi çeken bir şey oldu. Sen hep canlılardan örnek veriyorsun. Yaratıcı’nın varlığını bildiren sadece canlı varlıklar mı?

F:Elbette hayır! Şimdiye kadar birkaç defa söyledim. Ancak bazı şeylerin tekrarında maslahatlar var. Çünkü dar aklımıza birçok çok şeyi sığıştıramadığımız için çabuk unutuyoruz. Kâinatta sadece canlılar değil, her şey birçok şekilde Allah’ın varlığına ve birliğine –hem de her an– şahadet eder. Kur’an’ın nuruyla bakan her mümin, bu şahadetleri gözüyle görür, kulağıyla işitir ve kalbiyle tasdik eder.

İlginçtir, inananlar ezanla namaza çağrılırken, “Her Müslüman namaz kılmalı. Namazı kılmazsanız şu kadar ceza göreceksiniz” denilmiyor. Müezzin, Allah’ın azametini duyururken, “Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve ben yine şahadet ederim ki Muhammed Allah’ın resulüdür” diyerek inananları namaza çağırıyor. Bu anlamda her mümin hem Allah’ın varlığına ve hem de Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliğine şahitliğini ifade ettikten sonra ibadet yapıyor.

Hatta Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünnetini takip eden bir mümin, kendi başına bile namaz kıldığında kamet getirdikten, yani biraz önce ifade ettiğimiz hakikatleri düşünüp şahitliğini deklare ettikten sonra farz namaza durur. Demek ki şuurlu bir mümin taklidî bir imanla rutin bir ibadet yapmaz. Aksine, tam bir şuurla, Rabbinin ayetlerini görüp onlara şahitliğini ifade ederek O’nun önünde secdeye gider. Kendi acizliğini ve fakirliğini anlayıp sonsuz hazineler sahibi Kadir-i Mutlak’ın dergâhına iltica eder. Hem ihtiyacının karşılanmasını yalnızca O’ndan ister. Dayanak noktası olarak yalnızca O’nu bilir.[3]

T:İslam’ın ne derece şahadete dayandığı konusu hayli ilginç… İleride bu konuya tekrar dönelim. Şimdi vakti hayli ilerledi. Burada bırakalım istersen.

F:Olur. Haftaya görüşmek üzere…

 

 


[1] Londra’daki Doğa Tarihi Müzesi’nde evrime bir kat ayıran müze yetkilileri, türlerin birbirinden evrildiğini gösteren fosil bulmakta çok zorlanmış. Küçük köpeklerin nasıl büyük köpeklere dönüştüğünü, aynı balık türünün, balık kaldığı halde, zamanla nasıl değiştiğini türler arası evrime örnek göstermişler. Nedense türler arası geçişle ilgili bir tek ciddi fosil bulup sergileyememişler.

[2] Behe, son kitabında söz konusu deneyden bahsederken şunu söyler: “Gerçekte yeni hiçbir şey elde edilmedi. Hatta yeni protein-protein etkileşimi ve yeni moleküler makineler bile ortaya çıkmadı.” (Michael Behe, The Edge of Evolution, s. 142.)

[3] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta.

Paylaşma linkleri