T:Her neyse… Anladığım kadarıyla sen “akıllı dizayn” delilini hayli kuvvetli buluyorsun.

F:Daha önce söylediğim gibi, Allah’ın varlığının bin bir delili var. Akıllı dizayn bunlardan sadece bir tanesidir.

T:Richard Dawkins, bu delilin ne kadar zayıf olduğunu kitabında anlatıyor. Sana Dawkins’in kitabını hediye etmiştim. Anlaşılan seni tam tatmin etmemiş. İstersen bu argümanı biraz müzakere edebiliriz.

F:Bence çok iyi olur. Behe’nin pıhtılaşma sistemini bu bağlamda konuşuruz.

T:İstersen önce dizayn kavramını tanımlayalım. Bir şeyin kendi kendine mi yoksa akıllı biri tarafından dizayn edildiğini nasıl anlayabiliriz?

F:Bence, gayet kolay. Eğer birbiriyle uyumlu parçalar belirli bir şekilde bir araya gelip bir mana veya bir fayda doğurmuşsa o zaman akıllı birinin işidir deriz.

T:Biliyoruz rüzgâr, yağmur, kar gibi doğal kuvvetler de bazı şekiller oluşturur. Örneğin, çöl ortasında kumdan yazılmış ve harfe benzeyen şekiller bulabilirsin. Bunun insan tarafından mı dizayn edildiği yoksa rüzgârla tesadüfen oluştuğunu nereden bileceğiz?

F:Haklısın. Çöl ortansında susuzluktan ölmek üzereyken “w” harfine benzer bir şekil gördüğünde “Aaa!” dersin ilk ön­ce. Bir süre sonra “Muhtemelen rüzgârla böyle bir şekil oluş­muş” der geçersin. Ancak, “Water is ahead!” (İleride su var) şek­linde anlamlı bir cümle görsen, rüzgâr aklının ucundan bile geçmez. Bütün gücünle koşup suyu bulmaya çalışırsın. On iki harf tesadüfen oluşmuş ve birbirini bulmuş demezsin. “Yakında su olduğunu bilen akıllı ve iyiliksever biri buraya bu işareti koymuş” dersin.

T:Kesin olarak akıllı biri tasarlamıştır da diyemeyiz. Rüzgârla da oluşmuş olabilir.

F:Peki. Seni biraz daha çölde dolaştıralım. Diyelim ki aynı zamanda çok açsın. Birkaç gündür hiçbir şey ağzına girmemiş. Su yazısının yanında, “Apple is ahead!” (İleride elma var), “Orange is ahead!” (İleride portakal var) gibi yüzlerce, hatta binlerce yazılar görsen ne düşünürsün?

T:Şey… Tabii ki anlamlı cümlelerin sayısı artıkça, akıllı biri tarafından yazılmış olma ihtimali artar. Ancak, ne tür semboller olduğu çok önemli. Eğer bizim kullandığımız harflere benzerse elbette akıllı biri yazmıştır derim. Başka şekiller varsa aynı şeyi söyleyemem.

F:Niye senin bildiğin dil dışında başka bir dil olamaz mı? Sen Latin alfabesi kullanırsın. Başka biri Çin alfabesi, bir başkası Fin alfabesi… Önemli olan belirli bir mesajın sürekli aynı sembollerle ifade edilmesidir. Biraz önceki örneği değiştireyim. Söz konusu mesajlar Latin alfabesiyle İngilizce dil kurallarına göre değil, toplam dört harften oluşan M-alfabesiyle azılmış olsun. €€€€ şeklini gördüğünde, istisnasız, bir metre ileride elma bulsan.  işareti gördüğünde, bir metre ileride portakal bulsan, hakeza… Dört farklı şeklin binlerce farklı kombinasyonlarını gördüğünü varsayalım. Herbiri senin için faydalı bir gıda veya nesneye işaret etsin.

O zaman ne düşünürsün? Bu semboller kendi kendine mi oluşmuş dersin? Yoksa, ilim ve şuur sahibi biri senin gibi çölde kalan çulsuzlara yardım etmek için mi çizmiş dersin?

T:Bence dilden ne kastettiğimizi tanımlamamız gerekir. Dil, rastgele seçilen sembollere yüklediğimiz manalardan oluşur. Ancak, sembollere yüklediğimiz manalarda toplumsal mutabık olmalı. Aksi halde dil olmaz.

F:Yaygın bir dil olması için toplumsal mutabak gerekir. Ancak, ben “furkanca” diye tamamen yeni bir dil üretebilirim. İstediğim sembolleri de seçebilirim. Hatta kendi dilimce kitap da yazabilirim. İnsanlar benim sembollere ne mana yüklediği­mi öğrendiklerinde kitabımı deşifre edebilirler.

T:Sen sembollere mana yüklediğini kimseye söylemezsen senin dilini çözen olmaz. Senin çöl örneğinde mana yüklenen sembolleri öğreten yok. O halde ona dil diyemeyiz.

F:Haklısın. Ben kendi dilimi icat ettiğimde başkasına öğretmeliyim. Ancak,  herbir kelimenin ifade ettiği manayı yanına resim çizerek ifade edebilirim. Aynen öyle de, verdiğim çöl örneğinde herbir sembolü gördükten sonra belirli bir nesneyi buluyorduk. Demek ki sembollerle nesneler arasında birebir ilişki var.

T:Bence sembol demek bile doğru değil. Oluşumlar veya şekiller demeliyiz. Çünkü sembol olup olmadığını bilmiyoruz.

F:Şekil diyelim. Herbir şekilden sonra belirli nesneler geliyorsa, sembolik mesaj olduklarını söyleyebiliriz.

T:Hayır. Pekala “doğal gerçeklik” olabilir. Doğada birçok olay arasında birebir korelasyon, bağlantı var. Ancak, buna sembolik mesaj diyemeyiz. Örneğin, gök gürültüsünü genelde yağmur takip eder. Bundan hareketle gök gürültüsü yağmuru temsil eden bir kelimedir diyemeyiz. Bu sürekli gözlemlenen bir doğa hadisesidir.

F:Bu konuya sonra dönebiliriz. Kanaatimce, gök gürültüsü bin insanın yağmur yağacak demesinden daha kesin bir me­sajdır. Birazdan yağmurun yağacağını bulutlar bağıra­rak bize haber verir.

Çöl örneğine devam etmek istiyorum. Senden tatmin edici bir cevap bekliyorum. Dört şeklin (veya sembolün) birleşi­minden oluşan 10 milyar işaret (kelime) görsen ve onların hepsinin belirli nesnelerle birebir bağlantı­sını keşfetsen akıllı birinin yazıları mı diyeceksin, yoksa tesa­düfî oluşumlar mı dersin?

T:Doğal oluşumlar derim.

F:Gerçekten hayret ediyorum. İslam’da iddiaya girmek yok. Ancak, kesin kazanacağımı bildiğim için bu konuda id­diaya girebilirim. Çünkü bu, şansa dayalı iddia olmaz. İster­sen bir anket yapalım. Biraz önceki soruyu insanlara soralım. Eğer yüzde 90 ve üzeri söz konusu semboller akıllı birinin ese­ri demezse ben davamdan vazgeçerim. Var mısın?

T:Şey… Tamam, kabul ediyorum. Birçok insan akıllı birinin eseri diyecek. Nereye varmak istiyorsun bu sembollerle?

F:Oh be... İşte bu cevabı bekliyordum. Bu kadar yormana gerek var mıydı?

 

T:Biliyorum doğal olaylara atlayacaksın. Kısacası, bildiğim harflerle yazılmışsa akıllı birinin eseri olduğunu düşünürüm; değilse, doğal bir hadise deyip geçerim.

F:Türkçede “Allah insaf versin!” diye bir söz var. Tam da buraya gidecek bir söz. Çöl ortasında yirmi altı harfin belirli şekillerde dizilip su ve meyvelerin varlığına işaret etmesini akıllı birine veriyorsun. Oysa kâinat çölünde bütün varlıkla­rın 100 dolayında element alfabesindeki harflerin dizilişiyle oluş­tuğunu gördüğün halde, bunu kör tesadüfe, sağır tabiat ve aptal seseplere veriyorsun. Çöl ortasında beş harfin bir araya gelip “water” (su) şeklini almasını insana veriyorsun, ancak dünya çölünde  iki hidrojen ve bir oksijen harfinin bir araya gelip su gibi aziz bir nimeti oluşturmasını tesadüfe veriyor­sun.

T:Hidrojen ve oksijen elementleri bir araya gelince su oluveriyor. Bu kadar basit! Çok büyütmeye gerek yok.

F:Evet, suyun oluşumu için hidrojen ve oksijen elementleri şarttır. Ancak, suda olan birçok özellik vardır ki, ne hidrojen ve ne de oksijen de bulunur. Örneğin, bütün sıvı maddeler donunca hacmi azalıyor. Oysa su donunca hacmi büyüyor. Eğer böyle olmasaydı, buz sudan daha yoğun olur ve batardı. Göl­ler, ırmaklar ve denizler dipten başlayarak buzullara dö­nerdi. Dolayısıyla yeryüzünde sıvı halde su bulmak mümkün olmazdı. Hem de suyu hayat için hayati kılan birçok özellik var.[1] Bunlardan en önemlisi suyun çözünürlük özelliğidir. Suyun içinde tuz, şeker gibi birçok katı maddeler çözülüyor. Aynı çözünürlülüğe sahip diğer sıvılar ya asidik veya baz değerleri çok yüksektir.

Her neyse… Misalimize geri dönelim. Doğrusu sana hay­ret ediyorum. İleride meyve olduğunu haber veren harf­le­rin dizilişini akıllı birine veriyorsun da A, G, C ve T ile tabir edi­len dört molekülün (harfin) dizilişiyle yazılan yirmi aminoasit kelime­sini, bu kelimelerin diziminden oluşan bütün mey­ve­le­rin, bit­kilerin, hayvanların ve insanların genetik kütüpha­ne­si­ni ya­zan Yaratıcı’nın hadsiz ilim, hikmet ve merhametini gör­mü­yorsun. Ne diyelim, Allah insaf versin!

T:Bence moleküllere harf diyemezsin. Harfler bir şeyi sem­bo­lize ediyor. Oysa moleküller ile belirli nesneler arasında korelas­yon, bağlantı var. Sen sembolizm ile korelasyonu karıştırıyorsun.

F:Hiç de karıştırdığımı sanmıyorum. Bizim sembolik dili­mizdeki işaretlerimiz, hem nesneleri temsil ediyor hem de onlarla arasında bir korelasyon var. Örneğin, beş harfin belirli bir diziminden oluşan water kelimesi suyu temsil ediyor ve mana itibariyle su ile korelasyonu var. Aynı şekilde, iki hidro­jen ve bir oksijen molekülünün belirli bir şekilde dizilmesi hem suyu temsil ediyor hem de su ile yüzde yüz korelasyonu var. Çünkü her defasında bu dizim gerçekleştiğinde su mey­dana geliyor. Hem de moleküllere harf diyen sadece ben de­ğilim. İnsan Genleri Projesi’nin başında yer alan çok meşhur bilim adamı Francis Collins gibi birçok kişi aynı benzetmeyi yapıyor. Hatta Collins, The Language of God (Allah’ın Dili) ismini verdiği kitabının girişinde şunu söylüyor:
“Yeni deşifre edilen insan genlerinin yazısı üç milyar harf uzunluğunda, çok ilginç ve şifreli bir tarzda dört harfli kodla yazılmış. İnsan vucudunda herbir hücrenin içinde öyle acayip karmaşık bilgiler var ki, gece gündüz de­meden, bir harfini bir saniyede okursak ancak otuz bir senede tamamını bitirebili­riz. Bu bilgilerin çıktısını alıp ciltli kitap haline getirip üstü üste koyarsak Washington Anıtı kadar uzun olur.”
[2] 

Nitekim Bill Clinton, bir basın toplantısıyla in­san genlerinin sayımının tamamlandığını dün­yaya duyururken şunları söylemişti:

“Hiç şüphe yok ki, bu insanoğlu tarafından şimdiye kadar çizilmiş en önemli ve en ilginç haritadır... Bugün biz Allah’ın hayatı yaratır­ken kullandığı haritasını öğreniyoruz. Allah’ın en kudsî ve en yüce hediyesinin giriftliği, güzelliği, ve mucizeliği karşısında tarifsiz hayretler içinde­yiz.”

T:Hücrenin içindeki molekülere harf dersek bi­le, sorun çözülmüyor. Çünkü hücre doğal süreçte oluşuyor. Çölde yazının sembolik şekillerle yazıl­ması doğal süreçte oluşmuyor.

F:Doğru diyorsun, doğal süreçte oluşmuyor. Ben, kâinatı baştan başa dolduran manalı yazıları, hadsiz ilim sahibi olan Allah’a veriyorum. Sen ise, tabiat, tesadüf ve esbab tanrıları­na veriyorsun. Neticede inanç meselesi… Kur’an’ın iman eden­lere hitaben şöyle diyor:

“De ki: Ey kâfirler! Sizin tapmakta olduklarınıza ben tapacak değilim. Benim taptığıma da siz tapacak değilsiniz. Sizin tapmış olduklarınıza da ben hiçbir zaman tapmam. Siz de benim taptığıma tapmazsınız. Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 109:1-6)

T:Kur’an’ın bu konudaki ayetlerine bir itirazım yok. Aynen katılıyorum. Ancak, kendi inancının doğruluğunu karşı görüşle­ri çürütmek üzerine bina etmene itiraz ediyorum. Evrim teorisi­nin yanlış olması, tek başına yaratılış teorisinin doğruluğuna delil olamaz. Evrim teorisini bir kenara bırakıp canlıların bir Yaratıcı tarafından yaratıldığına ilişkin deliller göstermen gerekir.

F:İkisini de yapmaya çalışıyorum. Bence evrim teorisi in­san­ların gözünü kapatan kalın bir perde olduğu için o perdeyi parçalama­dan bir şey görmeleri çok zordur. Bu nedenle önce­likle evrim teorisinin yanlışlığını göstermeye çalışıyorum. Ay­nı zamanda, her şeyde Rabbimin varlığını gösteren deliller­den de bahsedi­yorum…

 


[1] M. J. Denton, Nature’s Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe, Free Press, New York 1998.

[2] Francis Collins, A.g.e., s. 1-2.

Paylaşma linkleri