Eski Sâmi dillerinde güç mânâsına gelen molek, zamanla, topluluk mânâsına gelen 'molekül'e dönüşmüştür. Kimyada molekül, aynı veya farklı element(ler)in iki veya daha fazla atomunun kimyevî bağlarla bir arada tutulmasıyla meydana gelir. Meselâ, hidrojen (H2), oksijen (O2) ve azot (N2) gibi gaz molekülleri, aynı elementin iki atomundan ibaret iken, su (H2O), karbondioksit (CO2) ve amonyak (NH3) molekülünde farklı elementler bulunur. En küçük molekül hidrojen molekülü (H2) iken, DNA, hemoglobin ve nişasta daha büyük moleküllerdir. Binlerce atomdan meydana gelen bu moleküller hidrojenin birkaç milyon katı molekül ağırlığına sahiptir.


İki atomun birbirini çekip birleşmesinde rol alan kuvvet kimyevî bağdır. Farklı atomlar arasında elektron alıp-verme şeklinde kurulan kimyevî bağlarla farklı özelliğe sahip moleküller yaratılır. Son yörüngelerinde en fazla sekiz elektron bulunan atomlar arasındaki elektron alıp verme (en dış yörüngeyi sekize tamamlama) meyli; kovalent, iyonik veya metalik şekildeki kimyevî bağ olarak tezahür eder. Atomların en dış elektron kabuklarındaki elektronların paylaşılmasıyla kovalent bağ oluşur.1 Karbon ve oksijen arasındaki kovalent bağ ile yaratılan karbonmonoksit (CO) ve karbondioksit (CO2) gazları vücuttan uzaklaştırılmadığı takdirde akciğer solunumu yapan canlılarda zehirlenmelere sebep olur. Buna karşılık, bir karbon, üç oksijen ve bir hidrojen atomundan müteşekkil bikarbonat molekülü (HCO3) vücudumuzda oldukça hayatî vazifeleri yerine getirir.

Meselâ, hücrelerdeki metabolik faaliyetler neticesinde açığa çıkan ve vücuttan atılması gereken karbondioksit kanda üç farklı şekilde taşınır. Bunların en önemlisi, karbondioksitin su ile reaksiyona (CO2 + H2O H2CO3HCO-3 + H+) girmesi neticesinde bikarbonat (HCO-3) oluşmasıdır (bikarbonat âdeta karbondioksitin sudaki çözeltisidir). Burada, karbondioksitin su ile reaksiyona girmesini katalizleyen karbonik anhidraz enzimi çok kritik bir fonksiyon görür ve bu enzimin sadece bu iş için görevlendirildiği açıktır. Bu mekanizmayla, karbondioksit bikarbonatın içine saklanarak, zehirlenmeye yol açmadan kanda taşınır. Ne kadar enteresandır ki, karbondioksitin vücuttan atılmasında rol alan bikarbonat, amonyak gibi bir diğer zehirli molekülün de vücudumuzdan atılmasına aracılık eder. Zîrâ aynı bikarbonat molekülü, üre sentezini başlatan karbamoil fosfat sentezine katılarak, proteinlerdeki azotlu bileşiklerin de vücudumuzdan atılmasında görevini kusursuz bir şekilde yerine getirir. Burada, Kuddûs (temizleyen, temiz hâlde tutan) isminin bir tecellisi apaçık görülmektedir.

Midenin asit ortamından bağırsaklara geçen besinler, dolaşımdaki bikarbonat, ayrıca pankreastan salgılanan bazı hormonlar vesilesiyle onikiparmak bağırsağının asit-baz dengesi korunur. Dolaylı olarak da, lipazın (yağların emilmesi için gereken parçalanma işleminde görevli enzim) en yüksek verimle çalıştığı pH derecesi sağlanmış olur. Mutfaklarımızdan eksik olmayan karbonat, sık kullanılan diğer adıyla yemek sodası (sodyum bikarbonat, NaHCO3) bundan dolayı mide asidinin tesirini azaltmak için kullanılır.2


Kan şekeri düştüğünde glikoz ve yağ asidi sentez yollarının başlangıç reaksiyonlarını katalizleyen enzimlerin aktivasyonu için ihtiyaç duyulan biyotin koenziminin üretimi de yine bikarbonatın varlığını gerektirir.

Evet, bikarbonat molekülünün gördüğü bu vazifeler bizlere perde arkasında çok ince şekilde ayarlanan sonsuz bir ilim, kudret ve hikmetin varlığını göstermektedir. Aslında sadece bikarbonat değil, vücudumuzda buna benzer binlerce molekül her ân, biz farkında bile olmadan on binlerce biyokimya reaksiyonunun gerçekleşmesi ve hayat mûcizesine perde olan sebep-netice münasebetlerinin devam etmesi için kendilerine tevdi edilen vazifeleri yerine getirmektedir. Soluduğumuz havayı vücudumuzda irademiz dışı faydalı kılan ve zararlı atıkları dışarı atan sistemlerimizin kusursuz uyumu, "Her şeyi yaratan Allah'tır ve O, her şey üzerinde mutlak tasarruf sahibidir." (Zümer, 62) âyetinde beyan edildiği üzere, ezelî ve ebedî hayat sahibi, hayatı veren ve alan Hayy ve Kayyum olan Allah'ın varlığına işaret etmektedir. Aksi takdirde şuursuz madde ve sağır tabiata güç atfederek, aklı olmayan kimyevî moleküllere altından kalkamayacakları bir yük yüklemek büyük bir haksızlık ve zulüm olmaz mı?

Kaynaklar
- Organik Kimya, T Uyar 1995.
- 107 Kimya Öyküsü L Vlasov, D Trifonov TÜBİTAK Yayınları 1999.
- The Biological Chemistry of the Elements – The Inorganic Chemistry of Life. JJR Frausto da Silva, RJP Williams Oxford University 2nd Ed. 2001.
- Fizyoloji RM Berne 2008.

Dipnotlar
1. "... İki elementin (karbon ve oksijen) her birisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. Birleşme vaktinde her iki zerre, yani onun atomu bunun atomuyla birleşir, bir tek hareketle hareket eder..." (32. Söz, Birinci Mevkıf Haşiyesi). Sâni-i Hakîm, kimya fenninde aşk-ı kimyevî tabir edilen şiddetli bir alâkayı (kovalent bağ) oluşturabilme özelliğini karbona verdiğinden, oksijenin yanı sıra azot, hidrojen, fosfor ve kükürt gibi birçok element ile de kovalent kimyevî bağ kurabilmektedir. Eğer karbon, oksijen, azot ve hidrojen ile kovalent bağlar kuramayacak olsaydı, gezegenimizdeki karbon temelli hayattan söz etmek herhalde mümkün olmazdı.
2. Karbonat, kanda asit artışı (asidoz) vak'alarının ve mide ülserinin tedavisinde alternatiflerden biri olsa da, doktor tavsiyesi olmadan kullanması her zaman doğru değildir.
( Doç.Dr.Fatih Demirci)

Paylaşma linkleri