T: Yaklaşık 14 milyar sene önce hiçbir şey yoktu. Sadece kâinata çekirdeklik eden ve basit parçacıklardan oluşan bir zerre vardı. Bu zerredeki yoğun enerji, ani ve büyük bir infilaka yol açtı. Big Bang (Büyük Patlama) denilen bu olaydan sonra etrafa birçok parçacık yayıldı.
 

F: Materyalist bilime göre hiçbir şey yoktan var olmadığına göre, şu anki milyarlarca galaksi ve içindeki milyarlarca yıldız bir zamanlar zerre kadar bir parçacığın içindeydi, öyle mi?


T: Evet. Her şeyin yapıtaşları o zerrenin içindeydi. O zerre nasıl var oldu, nereden geldi diye sorma. Bilim zerrenin öncesi hakkında kesin bilgiye sahip değil. Ancak, benim de katıldığım bir görüşe göre bu zerre hep vardı. Yani ezeliydi.
 

F:Hoş bir masala benziyor... Ama sorularımı sona saklayacağım. Şimdi seni dinliyorum.


T:Büyük Patlama’dan sonra etrafa yayılan parçacıklar, birbiriyle rastgele reaksiyona girdiler. Zamanla en basit element olan hidrojen oluştu. Hidrojen gazları bir araya gelerek, büyük kütleler meydana getirdi. Hidrojen gaz kütlelerindeki reaksiyonlar patlamaya yol açıp helyum oluşturdu. Bu şekilde ışık ve ısı yayan ateş kütleleri dediğimiz yıldızlar doğdu. Bizim güneşimiz de bunlardan biriydi. Bu reaksiyonlar milyarlarca sene devam etti. Derken diğer elementler oluştu. Yıldızların bazılarının etrafında gezegen dediğimiz cisimler meydana geldi.

Bu gezegenlerden biri olan dünyamızın bugünkü hâle gelmesi aniden olmadı. İki milyar yıl önce gelseydik, belki de sadece kum parçalarını görürdük etrafta. Gezegenimizdeki parçacıkların doğal yasalara göre etkileşimi sonucunda önce inorganik maddeler meydana geldi. Daha sonra en basit olan ilk hücre oluştu. Milyonlarca yıllık evrimleşme süreci sonunda da günümüzdeki farklı canlı türleri meydana geldi. Bu, bizim kozmik öykümüzün kısa versiyonu... Binlerce bilim adamı, bu sürecin nasıl geliştiğini bize çok detaylı olarak anlatıyorlar.
 

F:On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında kâinatın çok basit olduğu iddia edildi. Birkaç fizik formülüyle her şeyi açıklamak mümkün denildi. Basit ve durağan bir kâinat portresi çizildi. Oysa çok geçmeden bilim adamları büyük bir yanılgı içinde olduklarını anladı. Son derece karmaşık ve dinamik bir kâinat içinde yaşadığımızı söylediler. Kuantum fizikçi John A. Wheeler’in söylediği gibi, son bir asırda, kâinat algımızda büyük değişim oldu. Önceleri her şey küçük parçacık olarak tanımlandı. Sonra her şey alan olarak tanımlandı. Şimdi ise her şey bilgi olarak tanımlanıyor. Aynı şekilde, bir zamanlar çok basit olduğu düşünülen hücre yapısının gün geçtikçe daha karmaşık bir yapıya olduğu anlaşılıyor. Bu komplekslik, bu karmaşıklık nasıl oldu diye sormak gerekir.

T:Kompleksliği inkâr eden yok. Ben evrimle olmuştur diyorum. Sen kabul etmiyorsun.
 

F:Bu muazzam giriftlik ilim, hikmet ve kudret sahibi olmadan asla gelişemez. Senin masal gibi anlattığın şeyler bana Michael Behe’nin verdiği bir örneği hatırlattı:

Komşunla senin evini ayıran bir metrelik genişliğinde ve bin metre derinliğinde bir uçurum olduğunu düşünelim. Sabahleyin kalkınca komşuyu bahçende gördüğünü varsayalım. Merak edip nasıl geçtiğini sordun. Komşun, atlayarak geldim derse inanırsın. Ancak uçurum birkaç metre olsa, o zaman komşuna olan inancın azalır. “Dünya atlama rekorun var mı?” diye sorarsın. Eğer uçurum bir metre değil de bin metre olsa, komşunun atlayarak geldiğine asla inanmazsın. Bütün dünya da gelse seni inandıramaz.[1]

 Behe’nin verdiği bu misal gibi, Büyük Patlama sonrasında­ki basit parçacıklarla şu anda gördüğümüz son derece kar­ma­şık yapılarla dolu kâinat arasında milyarlarca kat genişliğinde bir uçurum var. Öyle anlattığın gibi bir adımla geçilecek gibi değil. Acaba kum tanelerinden çok daha basit olan parçacıkların birkaç milyar senelik süreç için harika uyuma ulaşması nasıl mümkün oldu? Örneğin, elma ile insan nasıl oldu da birbirini buldu?

T:Elma bizden önce evrimleşti. Evrimin ilk halkasında insanların dilleri şekerli şeylere duyarlı değildi. Yani elmayı yediklerinde bugünkü gibi bir tat almıyorlardı. Zamanla şeker tadını fark edecek hücreler oluştu dilimizde. Bu değişimi gösterenler hayatta kaldı. Diğerleri ise yaşayamadılar. Yani senin anlayacağın, insanla doğa arasındaki uyum öyle bir gecede olmadı. Çok uzun zaman aldı. Doğanın şartlarına uyum sağlayanlar nesillerini devam ettirirken, diğerleri yok oldular.
 

F:Maşaallah! Çok kısa sürede gözle göremediğimiz bir zerreden sınırlarını dahi bilemediğimiz büyüklükteki kâinatı elde ettin. Okus pokus yapan sözde sihirbazlar bile bu kadarını beceremez.

T:Büyük Patlama görüşü bana ait değil. Bilim adamlarının ortaya attığı bir görüş.
 

F:Haklısın. Ben de seni değil, seküler bilim adamlarını eleştiriyorum. Onların yaptığını hiçbir sihirbaz yapamaz. Bir zerreye dokununca koca kâinatı çıkarıyor içinden. Seküler bilimden aldığı derse dayanarak anlattıkların zahiren çok büyüleyici geliyor.









[1] Michael Behe, Darwin’s Black Box, s. 13, Free Press, New York 1996.

 


Paylaşma linkleri