Amerika Ohio eyaletinde geçtiğimiz yıl görülen evrim mahkemesi ile ilgili bazı sorular alıyoruz. Bu konuyu değerlendirmemiz isteniyor. Sözü edilen eyalette, Evrim Teorisi’nin yanında Akıllı Tasarım Teorisi de eğitim programında yer alınca, konu mahkemeye intikal ediyor. Akıllı Tasarım’ın okutulmamasını savunanlardan biyoloji uzmanı Kenneth Miller, avukatlarıyla birlikte taraf olarak mahkemeye iştirak ediyor. ...

Bazı kimseler tarafından, Amerika Ohio eyaletinde geçtiğimiz yıl görülen evrim mahkemesi ile ilgili internete verilen bir video kaydıyla ilgili sorular soruluyor. Konu aşağıda kısaca takdim edilmiş ve değerlendirmesi yapılmıştır.

Sözü edilen eyalette, Evrim Teorisi’nin yanında Akıllı Tasarım Teorisi de eğitim programında yer alınca, konu mahkemeye intikal ediyor. Akıllı Tasarım’ın okutulmamasını savunanlardan biyoloji uzmanı Kenneth Miller, avukatlarıyla birlikte taraf olarak mahkemeye iştirak ediyor. 

Mahkemenin iki safhası var. Birisi, konunun bilimsel yönü, diğeri de hukuki veçhesi.

a-Konunun bilimsel yönü:

Akıllı Tasarım teorisinin bilimsel olmadığı iddiası ile ilgili olarak;

1- Akıllı Tasarım Teorisinde; tüycüklerin indirgenemez karmaşıklıkta olduğu, bu tüycüklerin vazife görebilmeleri için, tek tek evrimleşerek değil,  mutlaka karışık yapıda olmaları gerektiği nazara verilir. Miller mahkemede, mevcut sayıdan bir noksan olan ve görev yapan tüylerin de bulunduğu belirtiyor.

2- Akıllı Tasarımda kanın pıhtılaşması için pek çok faktörün bir arada olmasının zaruri olduğuna dikkat çekilir. Faktörlerden birisinin noksan olması halinde insanda kanın pıhtılaşmayacağını, dolayısıyla insandaki kanın, evrimleşmeyle daha aşağı yapılılardan geldiğine delil olamayacağı belirtilir. Miller, insanda bulunan kan pıhtılaştırma faktörlerinde birisinin yokluğunda deniz canlılarından balinalarda bu pıhtılaşmanın varlığını belirtmektedir. 

3- Miller, insanın atası olan maymunda 48 kromozom bulunduğunu, insanda ise 46 kromozomun yer aldığını belirtir. Maymundan insana geçişte iki kromozomun mutasyona uğrayarak parçalara ayrıldığını ve diğer kromozomlarla birleştiğini, böylece insanda kromozom sayısının 46 olarak hâsıl olduğunu iddia etmektedir.

4- Miller ve avukatları tarafından mahkemeye sunulan bir delil de, evrimci biyologların kaleme aldığı, ve insanın daha aşağılı yapılı canlılardan hâsıl olduğuna ait 50’ye yakın kitaptır.

Değerlendirme:

Miller’in gerek tüycüklerde ve gerekse kanın pıhtılaşmasındaki faktörlerle ilgili iddiası, tüycüklerde ve kanın yapısında bir plan ve programın olmadığı manasına gelmez. Bu teorinin esprisi, her şeyin belirli bir plana ve gayeye göre tasarlanıp yapıldığı ve mutlaka bunu yapan ve planlayan birisinin varlığıdır.

İnsandaki 46 kromozomun, maymunun 48 kromozomundan meydana geldiği iddiası, sonsuz ihtimalden bir ihtimaldir. Bu konuda çok farklı görüş ve değerlendirmeler ileri sürülebilir. İnsan doğrudan 46 kromozomla meydana gelmiş olması da mümkündür. Miller’in bu iddiasını doğru kabul etmek peşin hükümlü, ateist bir yaklaşımdır. 

Kaldı ki, canlılarda kromozom sayısı önemli değildir. Aşağı yapılı organizmalarda fazla kromozom bulunabildiği gibi, aynı kromozom sayısında yüksek yapılı organizmalar da bulunmaktadır. Esas olan kromozomun mahiyetidir. Yani, kromozomu teşkil eden genler ve genlerin yapısını teşkil eden kimyasal bileşenlerdir. Genlerin kontrol ettiği karakterler önemlidir. Değil kromozom sayısının aynı olması, bir genin bile farklı olması, canlılar arasında çok büyük farklılıklar hâsıl etmektedir. Bazen genetik yapıdaki çok küçük bir farklılık, o canlının yapısını tamamen değiştirmektedir.

Mahkeme evrimin bilimsel olduğu, Akıllı Tasarım’ın bilimsel olmadığı iddiası ile yapılıyor. Delil olarak evrimcilerin eserleri sunuluyor. Bu peşinen evrim teorisine özel bir konumun verildiğini ve onun mutlak doğru olarak kabul edildiğini göstermektedir.

 

b- Konunun hukuki yönü:

Mahkeme üyeleri elbette biyolog değildir. Dolayısıyla bu sunulanların ne dereceye kadar bilimsel bir değer taşıdığı onların konusu dışındadır. Mahkeme üyelerini, ileriye sürülen görüşlerin bir yaratıcının varlığını belirtip belirtmediği, yani dini bir değer taşıyıp taşımadığı ilgilendirmektedir. Çünkü kanunlar, belirli bir dini yaklaşımla hazırlanmış veya böyle bir görüşü çağrıştıran teorilere müsaade etmemektedirler. 

Miller kendisi de bunu belirtiyor. Akıllı Tasarım Teorisinin eski baskısını avukatların bulduğunu, aynı delillerin orada da kullanıldığını nazara veriyor. O ilk baskılarda Yaratıcının kullanıldığı yerde, yeni baskıda Akıllı Tasarım ifadesinin konduğunu ifade ediyor. O ilk baskıların 1987 yılında Arkansas mahkemesi tarafından bir yaratıcının varlığını ihsas eden veya açıkça belirten bu kitabın okutulmasına izin verilmediğini, dolayısıyla mahkemenin aynı kitabın kısmen değiştirilen bu yeni baskısının da okutulmaması gerektiğini belirtiyor. Mahkeme de bu yönde karar veriyor.

 

Sonuç olarak,

Bir fikrin veya düşüncenin bilimsel olup olmadığı, kendi ölçüleri içerisinde ve kendi kanunlarına göre değerlendirilmelidir. Hele evrim teorisi gibi, pek çok felsefî düşünceyi ve metafizik değerlendirmeleri içerisinde barındıran bir görüşün bilimsel bilgi olarak sunulması, bilimsel kıstaslara uygun değildir. 

Ateist evrimcilerin, bütün canlıların tesadüfen, tabiatın eseri olarak ve gelişigüzel ortaya çıktığı düşüncesiyle hazırlanmış kitapların mahkemede evrimin bilimsel delilleri olarak kullanılmasını anlamak mümkün değildir.

Evrim teorisi, tamamen ateizm üzerine bina edildiği için, mahkemenin onun lehinde olması gayet normaldir. Çünkü mahkemenin üzerinde durduğu, teorinin konunun ne kadar bilimsel olduğundan ziyade, dini muhteva taşıyıp taşımadığıdır.

İleri sürülen delil ve değerlendirmelerin bir yaratıcının eseri olması, onun bilimsel olmadığı manasına gelmez. Tam aksine, eser varsa ve o eserler belirli bir ilim, irade ve kudretin ürünü ise,  mutlaka bir ustası ve yaratıcısı, planlayıp hayat sahnesine çıkaranı olmalıdır.

Amerika’da bir eyalet mahkemesinin Akıllı Tasarım Teorisinin aleyhine karar vermesi, onun bilim dışı olduğu manasına gelmez. Zaten burada konunun bilimsel olup olmadığından çok, bir yaratıcının varlığını ihsas edip etmediği üzerinde duruluyor. Bir bakıma kanunla, bilim adı altında, dinsizliğe özel bir ayrıcalık tanınıyor. 

Bu, şu demektir. Evrendeki varlıkların ve özellikle insanın nasıl ortaya çıktığı ve bunları kimin yarattığı sorusuna cevap aranıyor. Bu soruların cevabı, dini içerikli olacağı için,  bir yaratıcıya verilmiyor. Kanunların gölgesinde, şimdiki evrim teorisinin yaptığı gibi, tesadüf ve tabiata veriliyor. Bu ise, kanunlarla ateizme ve dinsizliğe özel bir konumun atfedilmesidir. Yani işin daha başında, pozitivist felsefenin öngördüğü tamamen ateist ve materyalist görüş tartışmasız kabul edilmektedir. İşin daha da vahim olanı, bu evrim görüşünün kritiğinin yapılmaması ve üstelik bunun bilimsel bir bilgi olduğunun tartışmasız kabul edilmesidir. 

Prof. Dr. Âdem Tatlı

Paylaşma linkleri