M.Nedim Hazar

 

Önce şu gerçeğin altını kalın bir şekilde çizmek lazım; bilim ne derse desin, gelişmeler neyi gösterirse göstersin inançlı bir insan için evrendeki her şey gibi bilimi de yaratan tek ve mutlak bir yaratıcı vardır. Her şey onun kudreti ve ilmi dairesinde gerçekleşir.

Dolayısıyla bir Müslüman'ın herhangi bir bilimsel çalışmadan, gelişmeden rahatsız olması mümkün değildir. Ancak aynı Müslüman –bazılarının zannettiğinin aksine- saf ve cahil de olamaz. Bilimi inançsızlığa, teknolojiyi din ve dindar düşmanlığına karşı bir silah gibi kullanan sivrilerin de oyununa gelmez.

Söz konusu memleket Türkiye olunca bir kısım akademisyen kadrolular ve medya leşkerleri zannediyorlar ki; dinin ve dindarın bazı şeylerden ödü kopuyor ve bu nedenle 'sansür' denen -onların çok hoşlarına giden- kısıtlamayı dindarlar yapıyor.

Oysa gerçek bunun tam tersidir.

Daha açık ifade edeyim; bu memlekette kimse ne Darwin'den ne de onun artık tarihin çöp sepetine atılmış olan 'Türlerin Kökeni' adlı teorisinden çekinmektedir. Aksine bilimle uğraşan Müslümanlar için bir 'yitik' sayılanın peşine düşmek farzdır ve Darwin'in tüm teorilerini en dibine kadar araştırıp soruştururlar.

TÜBİTAK isimli kuruluşun kendi içindeki bir kapak mevzuunu sanki Müslüman -müminler- organize bir sansür girişiminde bulunmuş gibi lanse edip ortalığı ayağa kaldırmaya kalkanların bu gerçeği çok iyi bilmesi lazım. Yoksa bazılarının dediği gibi "İslam dini, ne evrenin altı günde yaratıldığı gibi özel detaylara iner ne de insanın diğer canlılardan daha üstün bir yaratık olarak dünyada bulunduğunun üstüne fazla basar." şeklinde cahilce çıkarsamalar da Kutsal Kitab'ını iyi bilen bir müminin dilinden ve kaleminden çıkmaz. İnsan "eşref-i mahlukat"tır.

Türkiye'deki sıkıntılarının birçoğunun temelinde bu 'inanç' meselesinin yattığını düşünmekteyim. Yıllardan beri toplumsal çatışma alanı olan 'türban-başörtüsü' geriliminin dahi temelinde bu mesele vardır. Yoksa ne örtünün siyasî simge oluşu ne de 'efendim türban ayrı, başörtüsü ayrı' geyikleri tartışmanın ana kaynağını işaret etmez.

İnanç meselesinin temeli de İslam dininin ve bilimin düşmanı olduğu cehaletten kaynaklanıyor ne yazık ki! Bugün dine ve dine dair her şeye karşı olan, alerji duyan kitlelerin temel problemi bilgisizliktir. Kendi din ve inançlarının temel kavramlarına hakim olamamaları ya da yalan, yanlış ve kulaktan dolma bilgilerle hareket etmeleridir.

Her fırsatta aile büyüklerinden birinin dindarlığından -genelde dedeleri müftü olur bu zümrenin!- dem vurarak kendilerinin dine karşı konumlandırılmasından duydukları rahatsızlığı ifade eden bazı kalem ve düşünürler zamanla kendi kendilerine tuhaf bir inanç sistematiği oluşturmuşlar. Ki bazı zamanlar bunu biz fanilerle paylaşırlar da... Misal şöyle yazabilirler: "Her akşam yatmadan önce kendi içimden dua eder, kalbimi temiz tutarım. Benim için inanç budur"...

Bilgisizlik dedik... Kendi halkını tanımayanların, kendi kültüründen habersiz yaşayanların öykündükleri toplum ve kültürlerin yanına konuşlanıp kendi toplumlarına dışarıdan bakmak gibi garip bir duruma düşmeleri bir yana, zaman zaman zevahiri kurtarmak adına içine girdikleri mizahî sahneler de aslında iç acıtan türdendir.

Hemen bir taze örnek ile meseleyi noktalayayım. Malum, bir süre önce öldürülen Çetin Emeç için her yıl mezarı başında anma töreni düzenlenir. Böyledir yani, her dinin, kültürün kendine has bir anma şekli ve geleneği vardır. Müslümanlar da ölülerinin mezarına gittiklerinde –hadi Yasin'i bilmiyorlar diyelim- en azından bir Fatiha okurlar. Zira Fatiha Sûresi merhuma ışık olur, ahirette azık olur. İş bu Çetin Emeç'i anan zümre, bir süre Fatiha okumak için imam gelmesini beklemiş.

Ne trajik bir durum değil mi? Bir Müslüman günde 17 kez (hadi vacip ve sünnetleri geçtik) kendisine okuması farz kılınan bir sureyi bilmiyor. Ve katılımcılardan biri cebinden bir iPod çıkarıp sûreyi oradan sesli olarak dinletiyor.

Ne kadar acı değil mi?

İnsanın ölüsüne okuyabileceği bir Allah kelamını dahi bilememesi... Kimse bana "İyi de nihayetinde Fatiha okunmuş, derdin nedir?" diye diklenmesin. Bu perişanlık devam ederse yakında namaz kılan, oruç tutan robot ile yepyeni bir dijital müminlik icat ederler onu da söyleyeyim!
 

M.Nedim Hazar, Zaman Gazetesi, 14 Mart 2009, Cumartesi

 

Paylaşma linkleri