İnsanla maymun arasındaki genetik benzerlik %98 midir?
Evrimciler tarafından, insanla maymun arasındaki genetik benzerliğin %98 olduğu iddia edilmekte ve dolayısıyla maymunla insan arasında evrim bakımından bu yönüyle ilişki kurulmaya çalışılmaktadır. Bu, iddianın bilimsel dayanağı yoktur. İnsan ve maymun genlerinin %98 birbirine benzediği iddiası, yıllar önce evrimciler tarafından üretilmiştir ve devamlı olarak bir slogan gibi kullanılmaktadır. İnsanda ve şempanzede bulunan 30-40 civarındaki temel proteindeki aminoasit dizilimlerinin ayniliği, bu benzerlik iddiasına delil olarak ileri sürülmektedir.
İnsanda yaklaşık 100 bin protein vardır. Bunların içerisinde 40 tanesinin benzer olması, insanla maymunun %98 benzer olduğunu göstermez. Böyle bir yaklaşım, bilimsel olmaktan çok, propaganda amaçlıdır. Kaldı ki, bu 40 proteinin DNA benzerliği konusu da tartışmalıdır. Bu çalışma 1987 yılında Sibley ve Ahlquist tarafından yapılmış ve Moleküler Evrim Dergisi (Journal of Molecular Evolution)’nde yayınlanmıştır.1
Ancak, bu verileri inceleyen Sarich, burada kullanılan metodun fazla güvenilir olmadığını ve elde edilen verilerin çok abartılarak yorumlandığını belirtmiştir.2
Kaldı ki, bu benzerlik iddia edildiği gibi %98 bile olsa, bu iki canlı grubu arasında evrimsel bir ilişki kurulamaz. Çünkü, türler çok hususi genetik şifrelere sahiptir.
Temel proteinler, bütün canlılarda ortak hayati moleküllerdir. Dolayısıyla canlılar arasında bu yapılar bakımından benzerlikler fazladır. Çünkü bütün canlılar, aynı moleküllerden oluşmaktadır. Bu bakımdan genetik yapı temellerinin de benzemesi gayet normaldir. Temel yapıların benzerliği, evrimin değil, bütün varlıkların ustasının aynı olduğunun ve hepsinin aynı plan üzerine yaratılmış olmalarının delilidir. Nitekim, nematod solucanları ile insan DNA'ları arasında %75'lik bir benzerlik vardır.3
Bu demek değildir ki, solucanla insan arasında benzerlik %75’tir. İki canlı türündeki genetik yapı farklılığı %1 bile olsa, bu fark, o iki canlı türünün tamamıyla farklı özelliklere sahip olması manasına gelmektedir. Burada göz önünde tutulması gereken önemli bir husus, canlı vücutlarında bulunan bir genin, birden fazla özellik üzerinde etkili olmasıdır. Bir başka deyişle, bir özellik birden fazla gen tarafından kontrol edilmektedir.4
İnsana benzerliği olan canlılar sadece maymunlar da değildir. Anatomik yapısı itibariyle maymun, zeka itibariyle at, konuşma yönüyle papağan, sanat yönüyle bal arısı, sosyal yaşayış itibariyle karıncalar, yavrularına gösterdiği şefkat yönü itibariyle penguenler, insana diğer canlılardan daha yakındır. Kaldı ki, insanı diğer canlılardan ayıran sadece anatomik yapı, ya da birkaç özellik değildir. İnsanın muhakeme etmesi, akletmesi, vicdan sahibi olması, muhakemesi ve yargıda bulunması, hayali, hafızası, muhabbetti, konuşması, düşünmesi ve inanç sahibi olması en önde gelen vasıflarıdır.
Prof. Dr. Adem Tatlı
1. Sibley and Ahlquist, Journal of Molecular Evolution, no. 26, s. 100.
2. Sarich et al., Cladistics, 1989, no. 5, s. 3-32.
3. Karen Hopkin, "The Greatest Apes", New Scientist, 15 Mayıs 1999, s. 27.
4. Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis, Burnett Books Ltd., London, 1985, s. 145.
Önceki Başlık: Evrimcilik çağdaşlık mıdır?
Sonraki Başlık: Kur'an' da bazı insanların maymuna dönüştürüldüğü ifade ediliyor? Bu evrim değil midir?
İnsanın evriminde öngörülen
KAFATASI DİZİLİMLERİ GERÇEK Mİ?
Fosil kayıtlarının evrimi yalanlaması insanın evrimi iddiası için de geçerlidir.
Evrimciler farklı maymun türleri ile insan ırklarının kafatasları-nı art arda dizerek soyağaçları oluştururlar. Ancak bu soyağaçla-rı sadece varsayımlara dayalıdır ve evrime somut bir delil oluş-turmamaktadır. Delili olmayan varsayımlarında sadece bir varsa-yım olmakta öte bir değerinin olmayacağı açıktır.
Evrim teorisinin 20. yüzyıldaki en önemli savunucularından biri olan Ernst Mayr, Homo sapiens'e (günümüz insanına) uzanan zincir gerçekte kayıptır diyerek bu gerçeği kabul eder.
Paleoantropoloji hakkındaki önemli bir kitabın yazarı olan William Fix ise, şu yorumu yapar:
-İnsanın kökeni hakkında hiçbir şüphe duymamamız ge-rektiğini söyleyen hala sayısız bilim adamı vardır, ancak tek eksiklikleri bir delillerinin olmamasıdır.
Bu bölümümüzde en çok tartışma konusu olmuş fosilleri mo-dern bilimin ışığında evrim teorisinin ön görülerini de dikkate ala-rak tam bir tarafsızlıkla inceleyeceğiz.
Australopithecus Fosilleri: Evrim teorisine göre australopithecus adı verilen canlı insanla maymun türünün ayrıl-ma noktasıdır. Diğer ifade ile evrim teorisine göre insanın en eski atasıdır.
Australopithecus kelimesi güney maymunu anlamına gelir.
Bu canlıların ilk olarak Afrika'da 4 milyon yıl kadar önce orta-ya çıktıkları ve 1 milyon yıl öncesine kadar da yaşadıkları sanıl-maktadır.
Australopithecuslar arasında türleriyle ilgili bazı ayrımlar var-dır. Evrimciler Australopithecus türlerini çeşitli şekillerde isimlen-dirmişlerdir.
Evrim teorisinin iddiasına göre australopithecus zamanla ayağa kalkmış, beyni büyümüş ve çeşitli aşamalardan geçerek günümüz insanı (Homo sapiens) haline gelmiştir.
Fakat bu konuda somut bir kanıt gösterilememektedir. Yapı-lan araştırmaların sonucu bunun tam tersini işaret eder. Bunun nedenlerini şu şekilde belirtebiliriz.
Maymunlarla insanların hareket şekli tamamen farklıdır. İn-sanlar, gerçek anlamda iki ayaklarıyla hareket eden yegane can-lılardır. Diğer bazı hayvanlar ise iki ayaklı olarak sınırlı bir hare-ket kabiliyetine sahiptirler. Örneğin, ayı ve maymun gibi hayvan-lar ender olarak örneğin bir yiyeceğe ulaşmak istediklerinde, iki ayakları üzerinde hareket ederler.
Evrim teorisi savunucularına göre Australopithecus isimli bu canlılar, iki ayakları üzerinde insanlar gibi dik olarak yürüyeme-seler de eğik yürüme yeteneğine sahiptiler.
Bu yarım ve sınırlı iki ayaklı yürüyüş hareketi bu canlıların insanın atası oldukları yönünde en güçlü kanıt olarak gösterilir. Gösterilir ama bilim böylesine önemli bir konuda çok daha güçlü kanıtlar ister.
Evrim teorisi taraftarlarının Australopithecusların iki ayaklı oldukları konusundaki iddialarını çürüten ilk delil, yine evrim araştırmacılarının kendilerinden gelmiştir.
Australopithecus'ların fosilleri üzerinde yapılan detaylı ince-leme, evrim teorisi savunucuları tarafından bile, söz konusu can-lıların gereğinden fazla maymuna benzediklerinin kabulüne yol açmıştır.
1970'li yılların ortalarında Australopithecus fosilleri üzerinde detaylı anatomik araştırmalar yapan evrim taraftarı Charles E. Oxnard, Australopithecusların iskelet yapılarını günümüz orangu-tanlarınkine benzetiyordu:
-Australopithecinesler'in omuz, pelvis, bilek, ayak, dirsek ve eller gibi anatomik bölgeleri üzerinde yapılmış birçok karşılaştırmalı anatomik araştırma mevcuttur. Bütün bunlar şunu söylüyor: Bu fosillerin modern insana olan yakınlığı gerçek olmayabilir. Bütün fosil parçaları hem insandan hem de şempanze ve gorillerden farklıdır. Australopithecines'ler grup olarak incelendiğinde kendilerine has bir tür oranguta-na benzerlik gösterirler.
Ancak evrimciler için derin bir hayal kırıklığının kaynağı, Australopithecusların iki ayaklı ve eğik olarak yürüyemeyecek-lerinin anlaşılmış olmasıdır.
İki ayaklı ancak eğik olarak yürüdüğü iddia edilen Australopithecus'un böyle bir yapıya sahip olması fiziksel olarak son derece verimsiz olacaktı ve orantısız olarak yüksek bir enerji gerektirmekteydi.
Nitekim, 1996 yılında bilgisayar uzmanı Robin Crompton, yaptığı araştırmalarda bu çeşit bir karma yürüyüşün bilimsel bul-gularla imkânsız olduğunu gösterdi.
Crompton vardığı sonuçta şunları belirlemiştir.
Bir canlı ya tam dik, ya da tam dört ayağı üzerinde yürü-yebilmektedir. Bu ikisinin arası bir yürüyüş biçimi, enerji kullanımının aşırı derecede artması nedeniyle mümkün gö-rülmemektedir. Böyle bir oluşum canlının aleyhinedir. Canlı-nın aleyhine olan bir gelişimi ise evrim mantığı bile asla izin vermez ve kabul etmez.
Bu gün elimizde pek çok australopithecus fosili bulunmakta, evrim teorisi taraftarları tabiatları gereği bulunan her fosili diğer fosiller gibi bir ara format olarak takdim etme çabasındadırlar.
Konunun uzmanlarından Spoor, Wood ve Zonneveld Nature dergisi 23 Haziran 1994 tarihli sayısında yayınlanan makalele-rinde şu sonucu ifade etmişlerdi:
-Güney Afrika'da yaşayan Australopithecus ve Paranthropus kafataslarındaki yarı dairesel kanalın boyutla-rı, bugün halen yaşamakta olan büyük maymunlarla aynı özellikleri göstermektedir.
Bu konuda Profesör Charles E. Oxnard New Perspectives on Human Evolution isimli eserinde:
-Her durumda, ilk incelemeler Australopithecus fosilleri-nin insanlara benzer olduğunu veya en kötü ihtimalle insan-larla Afrika maymunları arasında geçiş formu olduklarını öne sürse de, kanıtlarının tamamının incelenmesi gerçeğin farklı olduğunu göstermektedir.
Bu fosiller açıkça hem insanlardan hem de Afrika may-munlarından farklıdırlar. Australopithecus özgün bir türdür diye yazmaktadır.
Bu konuda Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi İngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomistin insanın evriminde ara formatlar sayılan Australopithecus örnekleri üze-rinde yaptıkları çok geniş kapsamlı çalışmalar, bu canlıların sa-dece soyu tükenmiş bir maymun türüne ait olduklarını ve insan-larla hiçbir benzerlik taşımadıklarını göstermiştir.
Tüm bu bilgilerin sonucunda ortaya çıkan gerçek Australopithecusların insanlarla hiçbir ilgisi olmayan, nesli tü-kenmiş bir maymun türünden başka bir şey olmadıklarıdır.
Australopithecus'un insanın atası sayılamayacağı, son dö-nemde evrimci kaynaklar tarafından da kabul edilmektedir.
Yapılan bilimsel araştırmalar sırasında bir kafatası fosili bu-lundu. Bulunan bu kafatası fosilinin Paranthropu Robustus tü-ründen bir dişiye ait olduğu belirdi.
Paranthropu Robustus gibi fosil isimleri genelde fosilin bu-lunduğu yerle; fosilin türü, fosili bulanın adına izafeten verilir. Ni-tekim paranthropu robustus’un diğer adı australopithecus robustus’tur. Diğer ifade ile australopithecus türüne ait bir canlı-nın fosilidir.
Bulunan söz konusu kafatası yapılan araştırmalarda Australopithecus türünden olduğu kesin bir şekilde anlaşılmıştır. Australopithecuslar ise daha öncede belirttiğimiz gibi çok ırklı bir maymun türüdür.
Homo Habilis Australopithecus aynı tür canlı mı? Evrim Teorisi australopithecus türünün evrimleşerek evrimin bir sonraki aşaması olan Homo Habilisi meydana getirdiklerin varsayar. Fa-kat bu varsayımın en ilginç yanı ise birbirinin atası olarak gös-terilen türlerin aynı dönemde yaşamış, birbirlerinin çağdaşı olduklarıdır. Halbuki evrim çok uzun zaman dilimlerinde kade-meli gelişimi öngörür. Birinden diğeri evrimleşmiş iki canlı türü-nün aynı dönemlerde yaşamış olması bu nedenle mümkün de-ğildir.
Bir zamanlar evrimcilerin gözdesi Lucy fosili: Ünlü Fran-sız bilim dergisi Science et Vie, Mayıs 1999 sayısında büyük propagandalarla evrimin kanıtı gibi gösterilen Lucy fosilinin tam anlamıyla “pabucunun dama atıldığı” konusunu kapak yapmıştır.
Australopithecus afarensis türünün en önemli fosil örneği sayılan Lucy'i konu alan dergi (Elveda Lucy başlığını kullanarak Australopithecus türü maymunların insanın soy ağacından çıka-rılması gerektiğini yazmıştır.
St W573 kodlu yeni bir Australopithecus fosili bulgusuna da-yanarak yazılan makalede, şu cümleler yer almaktadır:
Yeni bir teori Australopithecus türünün insan soyunun kökeni olmadığını söylüyor... St W573'ü incelemeye yetkili tek kadın araştırmacının vardığı sonuçlar, insanın atalarıyla ilgili güncel teorilerden farklı; hominid soy ağacını yıkıyor. Böylece bu soy ağacında yer alan insan ve doğrudan ataları sayılan primat cinsi büyük maymunlar hesaptan çıkarılıyor... Australopithecuslar ve Homo türleri (insanlar) aynı dalda yer almıyorlar, Homo türlerinin (insanların) doğrudan ataları, hala keşfedilmeyi bekliyor.
Homo Habilis-Homo Erectus fosilleri: Evrim teorisi taraf-tarlarının evrim şemasında insanların atası olarak gösterilen australopithecus'dan sonra Homo Habilis onun ardında Homo Erectus gelir.
Homo erectus, evrim teorisi taraftarlarının iddiasına göre in-sansı özellikleri biraz daha gelişkin ve olgun bir ara format canlı grubudur ve iskeleti de tamamen diktir. Kafatası hacmi (her ne kadar evrim teorisi savunucuları tarafından normal insana göre küçük kabul edilse de) Australopithecus'un iki katı kadardır.
Evrim teorisi savunucularının Homo Erectusu bir ara format saymaktaki yegane dayanakları ise, kafatası hacminin 900-1100 cc arasında değişmesi, modern insan ortalamasından küçük ol-ması ve kalın kaş çıkıntılarıdır.
Fakat bu iddialar temel ve asılsızdır. Bugün dünyada bir ara format dolaysıyla ilkel sayılan Homo Erectusla aynı kafatası orta-lamasında örneğin pigmeler gibi pek çok insan ırkı yaşamaktadır.
Maymunsu bir özellik olarak kabul edilen kaş çıkıntılarını bazı insan ırklarında örneğin Avustralya yerlileri aborijinlerde gözlem-lemekteyiz.
Kafatası hacminin genişliği dolaysıyla beynin büyüklüğü o canlının daha zeki olduğunun kanıtı mıdır?
Bu soruya verilecek tek yanıt vardır ki o da hayırdır. Kafatası hacmi farklılığının dolaysıyla beyin büyüklüğü ya da küçüklüğü-nün zeka ve beceri yönünden hiçbir fark oluşturmadığı bilinen bir gerçektir.
Ünlü evrimci Richard Leakey bile Homo Erectusun günümüz insanı ile olan farklılığının ırksal farklılıklardan öteye bir anlam taşımadığını şöyle ifade eder:
-Herhangi bir kişi farklılıkları fark edebilir: Kafatasının biçimi, yüzün açısı, kaş çıkıntısının kabalığı vs. Ancak bu farklılıklar bugün değişik coğrafyalarda yaşamakta olan in-san ırklarının birbirleri arasındaki farklılıklardan daha fazla değildir.
Yapılan son araştırmalara göre Homo Erectus iskelet yapısı gibi insansı özellikleri göz önüne alındığında tam bir insan oldu-ğu; teoriye göre bir ara format canlısı olduğundan yarı maymun yarı insan olması gerektiği halde hiçbir maymunsu özellik taşı-madığı görülür.
Teoriye göre insanın ilk atası varsayılan Australopithecus ve ardılı Homo Habilisin şempanze benzeri bir maymun türü olduğu bilimsel delillerle kanıtlanmıştır.
Australopithecus ve Homo Habilis ismi verilen canların nesil-leri tükenmiş birer maymun türü oldukları kesindir.
Günümüzde yaşayanlardan farksız iskelet yapısı ve diğer tüm insanî özelliklere sahip olan Homo Erectusla öncelleri olduk-ları iddia edilen Homo Habilis - Australopithecus arasında bir bağlantı kurulamamaktadır.
Maymunlarla insanlar arasındaki farklılıklar gibi keskin ve büyük değişimlerin ara format canlıları olmadan oluşmasının mümkün olmadığını evrim teorisi de kabul eder. Fakat Homo Erectusla önceli olduğu iddia edilen Homo Habilis arasında her-hangi bir ara format canlısı yoktur. Homo Habilis tam bir may-mun, Homo Erectus ise tam bir insandır. Diğer ifade ile evrimsel bağ kopuktur.
Yapılan araştırmalar günümüz insanının iskeleti ile Homo Erectus iskeleti arasında hiçbir farkın olmadığını göstermiştir. Homo Erectus dik yürüyen insan anlamına gelir. İnsanın bilinen en eski atasıdır.
Diğerleriyle birlikte Afrika'da bulunan Homo Erectus fosilleri-nin en ünlüsü olan Turkana Çocuğu'nun da incelenmesiyle homo erectusun günümüz insanından bir farkının olmadığı kesinlikle kanıtlanmıştır.
Tim White tarafından bulunan ve OH62 ismi verilen homo habilis iskelet ve kafatası fosilinde yapılan araştırmalar; bu türün günümüz maymunlarınınki gibi küçük beyin hacmine, dallara tır-manmaya yarayan uzun kollara ve kısa bacaklara sahip olduğu-nu göstermiş; bu canlının insanın evrimi şemasında ikinci sırada gösterilen ara format olmadığını kanıtlamıştır.
Amerikalı antropolog Holly Smith'in 1994 yılında yaptığı de-taylı analizler de yine Homo Habilisin aslında homo yani insan değil, maymun olduğunu ortaya koymaktadır.
Holly Smith Australopithecus, Homo Habilis, Homo Erectus ve Homo Neanderta- lensis türlerinin dişleri üzerinde yaptığı ana-lizler hakkında şöyle demiştir:
-Dişlerin gelişimi ve yapısı kriterine dayanarak yaptığımız analizler, australopithecus ve homo habilis türlerinin Afrika maymunlarıyla aynı kategoride olduklarını, ancak homo erectus ve homo neandertal türlerinin günümüz insanlarıyla aynı yapıya sahip olduğunu göstermektedir.
Holly Smith bu tespitiyle Australopithecus, Homo Habilis ile Homo Erectus ve Homo Neandertelleri maymun ve insan olarak kesin çizgilerle ayırmaktadır.
Günümüzde bazı evrimci fosil bilimciler de bu sınıflamanın hayali olduğunu, Homo Habilis denen canlıların aslında bir Australopithecus türü olduğunu savunmaktadır.
Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu bulgular şu gerçekleri ifade eder.
Hem Homo Habilis hem de Australopithecus türleri, eğik yü-rüyen, yani maymun iskeletine sahip canlılardır. Bu nedenle Homo Habilis adıyla anılan fosiller Australopit- hecus (maymun) sınıflamasına dâhildir. Homo yani insan sınıflamasıyla herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır.
Bu bilimsel araştırmalar sonuçlarına göre hayat ağacı şeması insanla ilgili olanının ilk evrelerinde gösterilen Australopithecus - Homo Habilis türlerinin tam bir maymun oldukları kanıtlanmıştır.
Homo Erectus ise tam bir insandır. Diğer ifade ile Homo Habilisin tam bir maymun olduğu bilimsel bulgularla kanıtlandı-ğından Australopithecus ile Homo Erectus arasında bulunan bir ara format canlısı olması mümkün değildir.
Bu nedenlerle Australopithecus - Homo Habilis - Homo Erectus - Homo Sapiens şeklinde gösterilen insan evrim şeması gerçek dışıdır ve tamamen hayalidir. İnsanlar maymunlardan evrimleşmemiştir.
Paleoantropoloji alanında dünyanın çeşitli ülkelerinden önde gelen isimlerin katıldığı Senckenberg konferansı bu kabulün ön plana çıktığı konferans olmuştur.
Senckenberg konferansındaki katılımcıların çoğu, Michigan Üniversitesi'nden Milford Wolpoff, Canberra Üniversitesi'nden Alan Thorne ve meslektaşlarının başlattığı ve konusu Homo Erectus'un taksonomik konumu olan ateşli bir tartışmaya daldılar.
Bu kişiler Homo Erectus'un bir tür olarak geçerliliğinin olma-dığını ve bütünüyle elimine edilmesi gerektiğini ısrarlı bir şekilde ileri sürdüler.
Homo türünün bütün üyeleri, doğal herhangi bir ara veya alt bölüm olmaksızın, yaklaşık 2 milyon yıl öncesinden bugüne, çok fazla değişkenlik gösteren, geniş bir alana yayılmış tek bir türe, Homo Sapiens'e aitti. Homo Erectus'un bir tür olarak mevcut ol-madığı, konferansın ana konusu oldu.
Görüldüğü gibi varyasyonlarıyla geniş bir coğrafyaya yayıl-mış Homo Sapiens (insan) türü 2 milyon yıldır sabittir, herhangi evrimleşme (değişim) göstermemektedir. Homo Erectus ise artık bir insan ırkı olarak kabul edilmektedir.
Michigan Üniversitesi'nden antropolog Milford H. Wolpoff, Science dergisine yazdığı Homo Sınıflaması başlıklı makalesin-de bu hayali ara türün günümüz insanından başka bir şey olma-dığını şöyle açıklamaktadır:
-Çoğu paleoantropolog geleneksel görüş olarak, coğrafik olarak dağınık olan çok tipli Homo Erectus türünü, yine coğ-rafik olarak dağınık olan çok tipli Homo Sapiens türüne ev-rimleştiğini kabul etmektedirler. Diğerleri ise, soyağacına bağlı bir yaklaşımla, bütün halindeki insan neslini tek bir evrimsel tür olarak tanımlamaktadırlar. Bu, taksomomik ola-rak ortada yalnızca tek bir Homo türü bulunduğu anlamına gelir. O türde Homo sapiens’tir.
Bu her iki evrimsel eğilim ve farklı bölgesel özelliklerin varlığı için de geçerli olan tek yorumdur. Aksi takdirde birbi-rini takip eden keyfi olarak tanımlanmış türler olmuş olurlar.
Bir türün varyasyonlarının olduğu genetik bir gerçektir. Buna rağmen küçük farklardan yola çıkarak keyfi türler belirlemenin bilimsel bir yönü bulunmamaktadır. Bir insan ırkı olan Homo erectus ile insanın evrimi senaryosunda atası sayılan maymunlar arasında ise büyük bir uçurum vardır. Kısacası fosil kayıtlarında beliren ilk insanlar, herhangi bir evrim süreci olmadan, bugünkü halleriyle aniden ortaya çıkmışlardır.
Hüdai ÇAKMAK / 12-Ağustos-2010
İnsansı fosillere göre
Maymun-insan İç kulak yapılarındaki farklılıklar
Bilindiği gibi iç kulak yapıları dik durma (dengede durma) da çok önemlidir. Bir bakıma iç kulak yapılarının incelenmesi o can-lını dik durup duramadığını kesin bir şekilde gösterebilir.
Evrim taraftarlarınca öne sürülen yukarıdaki iddia (Australopithecus cinsi kimi canlı türlerinin dik yürüyebildikleri iddiası) bir grup bilim adamı tarafından ciddiye alınmış, çeşitli araştırmalar yapılmıştır.
1994 yılında Fred Spoor, Bernard Wood ve Frans Zonneveld adlı üç anatomi uzmanı, insan ve maymunların iç kulaklarında yer alan ve denge sağlamaya yarayan yarı-çembersel kanalları karşılaştırmalı olarak analiz ettiler.
Dik yürüyen insanların iç kulak kanalları ile eğik yürüyen maymunların iç kulak kanalları birbirlerinden bazı somut farklılık-larla ayrılıyorlardı.
Spoor, Wood ve Zonneveld'in, inceledikleri tüm Australopithecus ve dahası Homo habilis örneklerinin iç kulak kanalları günümüz maymunlarınınkiyle aynıydı.
Teoriye göre maymundan insana evriminin üçüncü aşama-sındaki ara format olan Homo Erectus'un iç kulak kanalları ise, aynı günümüz insanlarındaki gibiydi. Bu da şu gerçeği göstermektedir.
Bulunan fosillere göre Australopithecus ile Homo Habilis iki ayağı üzerinde insan gibi dik yürüyemezler. Yani maymundurlar. Fakat Honmo Erectus yürüyebilir. Yani insandır.
Bu nedenle Australopithecus ile Homo Habilis gerçek bir maymun, Homo Erectus ise gerçek bir insandır. Homo Habilis ile Homo Erectus arasında ise yarı maymun, yarı insan bir ara format canlısı yoktur.
Evrim aşamasında bu sınıflamaların ardına konulan Homo erectus (ya da Homo ergaster) ise tartışmasız dik yürüyen, iske-letleri günümüz insanından farksız gerçek insan ırklarıdır.
Yine 1994 yılında Amerikalı antropolog Holly Smith'in Australopithecus dişleri üzerinde yaptığı detaylı analizler de, bu canlıların insanlarla benzerlik taşımayan bir maymun türü ol-duğunu göstermiştir.
Maymun olan Australopithecus ile insan olan Homo Erectusun yanı zaman diliminde yaşamış olması evrim teorisinin bu konuda bir başka sorunudur.
Nitekim ara format iddia edilen fosilleri bulan jeolog André W. Keyser'in de, bu çelişkiyi şöyle ifade ettiği belirtilmiştir:
-Bu sorulara rağmen, ne kadar çok şey bulursak o kadar çok şey öğreniyoruz. Öğrendiklerimiz yeni soruları da gün-deme getiriyor.
Australopithecus robustus nasıl yaşamış, Homo ile be-raber nasıl aynı anda var olmuşlar?
Kazıldıkça ve incelendikçe Drimolen'den daha çok yanıt ve soru çıkacak.
Görüldüğü gibi, evrim taraftarlarının uzak ata ve torunu ola-rak nitelendirdikleri türlerin aynı dönemde yaşadıklarının ortaya çıkması evrim teorisi taraftarlarını hiç bir zaman yanıtlayamaya-cakları soruların burgacına sokmaktadır.
Yapılan araştırmalar sonucunda şu bilimsel gerçeklere ula-şılmıştır.
1)-Australopithecuslar'ın fiziksel yapıları göz önüne alındı-ğında günümüz maymunlarıyla aynı özellikler taşımaktadır.
2)-Tümünün beyin hacimleri, günümüz şempanzelerininkiyle aynıdır veya daha küçüktür.
3)-Ellerinde günümüz maymunlarındaki gibi ağaçlara tır-manmaya yarayan çıkıntılar vardır.
4)-Ayaklar dallara tutunmak için kavrayıcı özelliklere sahiptir.
5)-Boylarının en fazla 130 cm kadardır. Bu uzunluğu geç-memektedir. Diğer ifade ile boyları kısadır.
6)-Günümüz maymunlarındaki gibi erkek Australopithecuslar dişilerinden çok daha iridir.
7)-Bunlarla birlikte birbirine yakın gözler, sivri azı dişleri, çene yapısı, uzun kollar, kısa bacaklar gibi birçok özelliklerle ve kafa-taslarındaki onlarca benzer ayrıntılar, bu canlıların günümüz maymunlarından farklı olmadıklarını gösteren yadsınması müm-kün olmayan delillerdir.
Bu nedenlerle Australopithecus türlerinin tümü, günümüz maymunlarına benzeyen fakat soyu tükenmiş maymunlardır.
Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu gerçekler evrim teorisi taraftarlarınca insanın ataları olarak lanse edilmek istenen may-mun türü canlıların insanın ataları olduğu iddiasının bilimsel hiç-bir dayanağının olmadığıdır. Evrim teorisi taraftarları kabul etse-ler de, etmeseler de gerçek budur. Bir bakıma fosiller evrim teo-risine meydan okumaktadır.
Hüdai ÇAKMAK / 12-Ağustos-2010
Australopithecus dik yürüyor muydu?
Australopithecus iddia edildiği üzere insan evriminin birinci basamağıdır. Bir orangutan ailesinin topluca insan olmaya karar vermiş halidir diyebiliriz.
Australopithecus cinsi kimi canlıların dik yürüdüğü iddiası, Richard Leakey, Donald Johanson gibi evrimci paleoantropologların savundukları bir görüştür ama pek çok bilim adamı, Australopithecus'un iskelet yapısı üzerinde sayısız araş-tırma yapmış ve bu iddianın geçersizliğini ortaya koymuştur.
İngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomist, Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard'ın, Australopithecus örnek-leri üzerinde yaptıkları çok geniş kapsamlı çalışmalar bu canlıla-rın iki ayaklı olmadıklarını, günümüz maymunlarınınkiyle aynı hareket şekline sahip olduklarını göstermiştir.
İngiliz hükümetinin desteğiyle, beş uzmandan oluşan bir ekiple bu canlıların kemiklerini on beş yıl boyunca inceleyen Lord Zuckerman, kendisi de evrim teorisini benimsemesine rağmen, Australopithecuslar'ın sadece sıradan bir maymun türü oldukları ve kesinlikle dik yürümedikleri sonucuna varmıştır.
Son olarak 1994 yılında İngiltere'deki Liverpool Üniversite-si'nden Fred Spoor ve ekibi, Australopithecus'un iskeleti ile ilgili kesin bir sonuca varmak için kapsamlı bir araştırma yapmıştır.
Spor ve ekibinin vardığı sonuç, Australopithecus'un dört ayak-lı olduğudur.
Bu ise Australopithecus'un, insanlarla hiçbir ilgisi olmayan, nesli tükenmiş bir maymun türü olduğu anlamına gelmektedir.
Australopithecus'un insanın atası sayılamayacağı son dö-nemde evrimci kaynaklar tarafından da kabul edilmektedir.
Ünlü Fransız bilim dergisi Science et Vie, Mayıs 1999 sayı-sında bu konuyu kapak yapmıştır.
Australopithecus afarensis türünün en önemli fosil örneği sayılan Lucy'i konu alan dergi, Elveda Lucy başlığını kullanarak, Australopithecus türü maymunların insanın soyağacından çıka-rılması gerektiğini yazmıştır. (Lucy bölümüne bakınız)
Son bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu gerçek Australopithecus robustus da dahil olmak üzere tüm Australopithecus türlerinin soyu tükenmiş birer maymun olduğu-d
Hüdai ÇAKMAK / 12-Ağustos-2010







