Fatih BAYHAN

Sultan Aziz, Darwinci diye kimi sürgün etmişti?

Bugünlerde geçtiğimiz yüzyılın en önemli tartışma konularından sayılan “yaratılış teorisi” üzerine bir tartışmadır gidiyor. Tartışmada kıyameti TUBİTAK’ın Darwin’e takındığı tavır kopartıyor. Her olayda yaşadığımız ikilemi bu olayda da yaşıyoruz. İktidarda sağcı-muhafazakâr AK Parti olunca tartışmaya siyaset sosu da eklemiş oluyoruz ve “İnsanın kökenleri konusunda Maymun’u” adres gösteren Darwin’e karşı dini ve siyasi bir linç yapıldığı savı tartışılıyor. Söz konusu sansür’ün adresi de bir bilimsel kurum olan TUBİTAK olunca tartışma daha da farklı bir noktaya taşınıyor.

DARWİN TEORİSİ İLK GÜNÜNDE BİLE BÜYÜK TARTIŞMAYA NEDEN OLMUŞTU!

Bu tartışmalar yeni değil� Evrim teorisi ilk olarak ortaya atıldığı 22 Kasım 1859’dan bugüne sürekli tartışma ve ayrışma konusu oldu. Darwin’in “Doğal Seçilim ile Türlerin Kökeni veya Hayat Mücadelesinde Ayrıcalıklı Irkların Korunumu Üzerine” ortaya attığı tez, kendi döneminde de başta kiliseler birliği olmak üzere tüm bilim çevrelerince reddedildi ve yaratılış teorisine karşı gelindi.

Darwin’den öncesi de vardı bu tartışmaların, onun hocası olan Robert Edmund Grant’te 1839’da evrim teorisine yakın bir teoride bulunmuş ve büyük tepki çekmişti.

Darwin kimdi peki? İlk çalışmasına Doktor olan babasının yanında asistan olarak başlamış ve iki yıl tıp eğitimi almış, daha sonra rahiplik eğitimi alıp taksidermi üzerine de çalışan bir bilim adamıydı. Dolayısıyla “büyük bir yaratıcı” varlığı yerine türlerin değişimini iddia eden bu insan aslında iyi bir dinler tarihi eğitimi almış, dini referans noktalarını da çok iyi bilen birisiydi. Ancak onun inançları herhalde Nisan 1851'de çok sevdiği kızı Annie'nin ölümüyle tamamen kaybolmuştu.

Darwin, teorisini ortaya attığında büyük tartışmalar yaşandı. Hatta Oxford Piskoposu Wilberforce, Darwin’i savunan Huxley’e (Darwin’in talebesi), kendisinin ana yönünden mi, yoksa baba yönünden mi maymundan geldiğini sorar. Huxley; “Bilimsel gerçekleri baltalamak için diller döken bir adamın soyundan gelmektense, alçak gönüllü ve kendini bilen bir maymunun soyundan gelmeyi tercih ederim” der.

Ancak onun, teorisini anlattığı “Türlerin Kökeni” adlı kitabı İngiliz entelektüel ve aydın kesimin en çok okuduğu bir eser haline gelmişti. Teori hızla yayılmaya başladı, İngiliz gazete ve dergileri resmen Darwin’le dalga geçiyordu. Hatta bugün Darwin’in özel arşivinden çıkartılan bazı karikatürlerde onun maymun’a benzetilerek çizildiğini görüyoruz. Demekki kendi dönemi de içinde olmak üzere toplumun geneli bu teoriye karşı ciddi reaksiyon göstermiştir.

DARWİN’İN FİKİRLERİ SULTAN ABDULAZİZ DÖNEMİNDE OSMANLIYA GİRDİ

İngiliz, Fransız entelijansının bile tepki koyduğu ama merakta ettiği evrim teorisinin basın yayın yoluyla tüm dünyaya yayıldığını görüyoruz. Ama teorinin Osmanlı’ya girişi tamda Tanzimat döneminin Batı’ya karşı duyulan o sempati günlerinde oluyor.

Tahtta 31. Osmanlı padişahı Sultan Abdulaziz vardır. 1861’de tahta oturan Padişah, babası II. Mahmud’un yenilikçi adımlarını sürdürdü, batı ile entegre konusunda ciddi adımlar attı. Bu anlamda Yurt dışına diplomatik ziyarete giden ilk Osmanlı Padişahı oldu. Hatta, “Atalarımız at sırtında fethe giderdi, biz şimdi Frenk illerine trenle, faytonla ziyarete gidiyoruz” demiştir.

Sultan Abdulaziz Batı’daki yenilikleri anlama konusunda oldukça cesur davrandı, bu anlamda takdir topladı. Bunun yanında da dindar bir şahsiyeti vardı. Hatta öyle ki, “Medine’den Saray’a gelen postaları her zaman, “Bu postalarda Rasulullah’ın kokusu vardır, Medineden geliyor” der, kalkıp abdest alarak hemde hürmeten ayakta okurdu. Padişah’ın bu denli hürmetkar davrandığı dönem, Osmanlı aydınının geri kalmışlığımızın nedenlerini de tartışmaya başladığı, bazı gazete ve dergilerde İslam dininin Osmanlıyı geri bıraktığı tezlerinin işlenmeye başlandığı ve bu tartışmalara karşı da; "İslam imiş devlete pabend-i terakki, Evvel yok idi, iş bu rivayet yeni çıktı!.." diye beyitlere yansıdığı bir dönemdir. İşte Darwin teorisinin Osmanlı’ya ilk giriş yaptığı dönemde aydınlarımızın ve devletin başındaki padişah’ın fotoğrafı bu şekildeydi.

İLK OSMANLI DARWİNİSTİ AHMET MİTHAT

Osmanlı aydınları arasında kalemi ve düşünme gücüyle çok iyi bilinen bir isim vardı; Ahmet Mithat. İlk kitabı olan Hece-i Evvel adlı ders kitabı olan Yazar, Yaşadığı dönemin tüm fikirsel ve düşünsel ikilemlerini eserlerine çok iyi yansıtan bir Osmanlı aydınıydı. “Felatun Beyle Rakım Efendi” adlı eseri hem bu dönemin ikilemini yansıtır, hemde Batı aydınlanmasını doğru anlama noktasında ciddi çıkarımlarda bulunur. Onun Batı’yı anlama noktasındaki bu duruşu Darwin teorisine yakınlaşmasını sağlayacaktır. Evine kurduğu matbaasında çıkarttığı “Dağarcık” dergisinde Darwin teorisine inandığını ima edecek bir makale kaleme alacaktır. Zaten Namık Kemal’le beraberliğiyle dikkat çeken Ahmet Mithat, birde Darwin teorisine destek verince adeta kendi ipini çekmiş oldu. Osmanlı hükümeti onun Darwin’in teorisini tanıtan ve destek veren yazılarına karşı çok hiddetlenmiş ve Ahmet Mithat için şu emri yayınlamıştı:

“Fimabaat Mithat Efendinin maymunlarına dair matbuata zinhar nesne

yazdırılmaması�.” Sultan Abdulaziz, Ahmet Mithat’ı bu düşüncelerinden dolayı 1873’te Rodos’a sürgüne gönderdi. Böylece Darwin teorisi ilk defa Osmanlı Devletinde bir aydın’ın sürgüne gönderilmesine gerekçe olmuştu.

İşte o çok sevdiğimiz “Felatun Beyle Rakım Efendi” romanı Rodos’ta sürgün yıllarında kaleme alınmıştır. Ama Ahmet Mithat asıl düşüncelerini yine sürgün yıllarında yazdığı “Menfa” adlı “sürgün günlükleriyle” açıkça yazmaktan çekinmemiştir. Aynı dönemde Namık Kemal Kıbrıs’a, Ahmed Midhat ve Ebüz­ziya Tevfik Rodos’a, Nuri ve İsmail Hakkı (Bereketzâde) beyler Akkâ’ya sürgüne gönderildiler.

SÜRGÜNDEN SONRA DARWİNİST OLMAKTAN VAZGEÇTİ

Ahmet Mithat için asıl şaşırtıcı gelişmeler Sultan Abdulaziz’in vefatından sonra yerine gelen V. Murat’ın onu affetmesiyle döndüğü İstanbul’da aldığı görevlerle olacaktır. 3 yıl kaldığı sürgün sanki onu daha mutedil bir noktaya çekmişti. 1876'da İttihat Gazetesi'ni yayınlamaya başladı. Muhalif tutumunu yumuşatarak 2. Abdülhamit'e yakınlaştı. Daha sonra “ben neyim” adlı bir eser kaleme alan Ahmet Mithat daha önce savunduğu materyalist düşüncelere adeta reddiye yazdı. Bu kitap tam anlamıyla Ahmet Midhat´ın düşüncelerindeki dönüşüm ifadesidir. Peki bu reddiyeden sonra ne olmuştur? Devletin resmi gazetesi Takvim-i Vakayi ve devletin basımevi olan Matbaa-i Amire'nin müdürlüğüne atandı.1878'de Osmanlı Sarayı'nın desteğiyle Tercüman-ı Hakikat gazetesini kurdu. 1895'te Meclis-i Umur-ı Sıhhiye ikinci reisi oldu.

***

Tarih tekerrür ediyor, Darwin teorisi tartışmaları devam ediyor. TUBİTAK ne yapacak merak ediliyor?

Fatih BAYHAN, Haber 7, 16 Mart 2009

Paylaşma linkleri