T:Richard Dawkins, evrimle ilgili meşhur Kör Saat Ustası adlı kitabında, ilk canlı hücrenin nasıl ortaya çıkmış olduğuna ilişkin üç hipotezi tartışıyor:

Birincisi: İlim ve kudret sahibi bir varlık tarafından (buna Yaratıcı da diyebilirsin).

İkincisi: Tamamen tesadüf eseri olarak…

Üçüncüsü: Doğal seleksiyonla...

Dawkins, ihtimal hesapları yapıyor ve ilk hücrenin tesadüfen oluşmasının imkânsız olduğu sonucuna ulaşıyor. Dolayısıyla geriye iki seçenek kalıyor. Dawkins, cansız elementlerden tesadüfen hücre yapımına kaynaklık edecek mayanın oluştuğunu kabul ediyor. Ancak sonrasında doğal yasalarının etkisiyle belirlenen doğal seleksiyon devreye girmiş ve önce tek hücre sonra çok hücreli canlılar meydana gelmiş. Cansız elementlerden üreme sistemine sahip canlı bir hücrenin oluşması tabir yerindeyse mucizedir. Bir anda olamaz. Bilim adamlarının söylediklerine göre, ilk hücrenin ortaya çıkması bir milyar seneyi almış.

F:İlk hücrenin ortaya çıkmasını “mucize” olarak tanımlaman ilginç geldi bana. Paul Davis de hayatın nasıl başladığını anlattığı bir kitabına “Beşinci Mucize” adını koymuştu. Mucize kavramını hayat için kullanmıştı. “Bilim adamları, hayatın mahiyetini ve nasıl ortaya çıkmış olduğunu henüz anlamış değiller” diyordu kitabında: “Hayatın ne zaman ve nerede başladığına ilişkin kuvvetli bilgilerimiz var. Ancak hayatın nasıl başladığına anlamaktan hayli uzağız.”[1]

İlginçtir, kitabında agnostik (bilinemezci) bir tavır sergileyen Davis, hayat mucizesiyle ilgili şunları söylemekten kendini alıkoyamıyor:

“Bu kadar girift, bu kadar güzel yapılmış, bu kadar zeki bir şey nasıl olur da kendi kendine meydana gelebilir? Nasıl olur da sadece komşularını çekip-itme marifetine sahip akılsız moleküller bir araya gelip baş başa verip bir canlı organizma gibi harikulade bir şeyi meydana getiriyor ve devam ettirebiliyor?”[2]

Elbette, hayat mucizesi kendi kendine olmadığı gibi, akılsız moleküller de onu yapmadı. Eğer aksini iddia eden varsa sormak gerekir: Bu mucize gerçekleşirken gören oldu mu? Şahitliklerini yazarak bize miras bıraktılar mı?

T:Elbette gören olmamıştır. İnsanlar çok sonraları ortaya çıktı.

F:İlginç! Demek ateistler de “hayat mucizesi”ne inanıyorlar. Hem de hiçbir şahit olmadan… Oysa daha önce benim mucizelere iman etmeme şaşırdığını söylemiştin. Çünkü doğa şartlarında olağanüstü bir şeye inanmayı rasyonel bulmuyordun. Ben hiç olmazsa güvenilir şahitlerin yazılı şahitliklerine dayanarak mucizeye inanıyorum. Sen ise hiçbir şahit yokken mucizenin gerçekleştiğine inanıyorsun. Ben sonsuz kudret sahibinin mucize verdiğine iman ediyorum, sen ise mucizeyi “zaman”a ve “tesadüf”e havale ediyorsun. Sana kötü bir haberim var, “zaman”ı bahane edemezsin artık. Yani “zaman tanrıçasına” sığınıp zamanla doğal olarak hayat oldu diyemezsin artık.

T:Zaman önemli bir faktör… Bir milyar sene gibi uzun süre olmasaydı, hayat hiç başlamazdı.

F:Haklısın, evrimin oluşmasında zaman hayati bir öneme sahip… Çünkü zamanla meydana gelen reaksiyonlar, sonuçta cansız elementleri hücre seviyesine kadar yükseltmiş. Önemli olan parçacıklar ve reaksiyon sayılarıdır. Madem temel parçacıklar değişmedi. Biz de bu parçacıkları alarak, laboratuar­da test edebiliriz.

Materyalist dünya görüşüne göre, her şey temel parçacıkların, doğa koşullarında, bir milyar yıl boyunca çarpışması ve birleşmesiyle meydana geldi. Bilim adamları, bir milyar yılda meydana gelmiş olan reaksiyonların miktarını hesaplayarak, temel parçacıkları hızlandırılmış fizik laboratuvarında çok da­ha kısa sürede, belki birkaç saate, belki de birkaç gün içinde, aynı miktarda rastgele çarpışma ve birleşmeye tabi tutabilir.  Eğer sonuçta cansız parçacıklar bize bir canlı hücre verirse, evrim teorisi doğrulanmış olur; veremezse, yanlış olduğu kanıtlanmış olur.[3]

T:Söylediklerin bana gayet makul geliyor. Eminim bilim adamları da senin gibi düşünüp söz konusu testi yapmakla meşguller. Bir gün cansız temel elementlerden hücre elde edip evrimi teorisini ispatlayacaklarını umuyorum.

F:Senin ümidine sınır koyamayız. Hayalinin uzandığı her şeyi umabilirsin. Ancak şimdiye kadar yapılanlar ümidini desteklemiyor. Bugüne kadar cansız elementlerden hiçbir şekilde canlı hücre elde eden olmadı. Demek ki mümkün değil. Yoksa atomu çok büyük hızlandırıcı fizik laboratuvarlarında parçalayıp test eden, biraz önce söylediğimiz testi de yapabilirdi. Bilim adamlarının bize söylediği tek şey, hücreyi çalıştıkça, hücrenin dünyasına girdikçe, bir tek hücrenin bile insan tarafından yapılamayacağıdır. Yani her gün artan bilgimizle, hücreyi hiçbir şekilde yapamayacağımıza olan inancımız daha da artıyor.

T:Hayatın uzaydan gelmiş olabileceğine ilişkin kuvvetli deliller var. Bazı bilim adamları dünyaya düşen meteorla hayatın başladığını düşünüyor. Bütün mesele ilk hücreyi elde etmek… Sonrasını evrim teorisi ile izah edebiliyoruz.

F:Bunu iddia eden bilim adamlarının başına meteor taşı düşse keşke! Sakın yanlış anlama. Onların kötülüğünü istemiyorum. Daha önce bir meteor taşı ölümlü bir hayatı netice vermiş! Belki bu sefer de ölümsüz bir hayat evrilir!

T:Ben de bu seçeneği çok olası görmüyorum. Ancak, Nobel ödülü almış Francis Crick’in önerdiği başka bir teori var. Biraz daha makul gibime geliyor.

F:Neymiş o?

T:Crick, ilk defa 1973 yılında yazdığı bir makalesinde hayatın uzaydan gelmiş olabileceğini iddia etti. Crick’e göre, çok ileri teknolojiye sahip olan uzaylılar içinde hücrelerin olduğu bir roketi dünyaya göndererek, hayatı başlatmış olabilir. Bunun için zor çevre şartlarında hayatta kalabilen virüs hücrelerini kullanmış olabilirler. Crick, daha sonra hayatın kaynağı ile ilgili yazdığı bir kitabında bu görüşünü detaylıca savundu. Hatta 1992 yılında Scientific American dergisine verdiği bir röportajda aynı görüşünde ısrar etti.

F:Ne diyelim! Demek ki bir insan Nobel Ödülü alacak kadar akıllı olsa bile bazen saçma düşünceleri savunabiliyor. Her insanın hayatında saçmaladığı anlar olmuştur. Ancak, saçmalıkları bilim kisvesi altında başkalarına satmak kabul edilebilir bir şey değil… Crick bir değil, bin defa Nobel Ödülü alsa bile söylediklerinin doğruluğuna delil olamaz. İnsan azıcık aklını kullansa Crick’in saçmalıklarını idrak eder.

Birkaç milyar sene önce dünyaya roket gönderecek kadar gelişmiş olan uzaylılar şimdiye kadar dünyayı işgal etmez miydi? Oysa bir tek uzaylıyı görüp beraber resim çeken veya bir akşam yemeği yiyen yok. Kaldı ki bilim adamları şimdiye kadar, dünya dışında biyolojik hayatın olduğu bir tek gezegen bile bulamadılar. Neyse, daha birçok şey söyleyebilirim. Ancak, saçmalıkları ciddiye almayı bile saçma bulduğumdan sözünü çok uzatmak istemiyorum.

Crick gibi bilim adamları hayatın kaynağının sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı olduğunu kabul etmek istemedikleri için böyle saçmalıkları kabul etmeye mecbur kalıyor. Nitekim başka bir ateist bilim adamı, Robert Shapiro, evrimle ilgili bir eserinde şöyle diyor:

“İleride bütün kimyasal deneylerin hayatın kaynağıyla ilgili öngörüleri kesin olarak çürütülebilir. Hatta yeni jeolojik araştırmalar hayatın yeryüzünde başladığını keşfedebilir. Ve hatta evrenin her tarafını tarayıp hayatın veya hayata kaynaklık eden sürecin hiçbir yerde görünmediğini de anlayabiliriz. Böyle bir durumda bazı bilim adamları hayatın kaynağıyla ilgili dinlere gidebilir. Ancak, bazı bilim adamları, ben dâhil, din yerine, geriye kalan bilimsel teorileri irdeleyip nispeten en güçlü olanını kabul eder.”[4]

T:Her neyse… “Hayatın nasıl başladığına ilişkin evrim teorisi kesin bir açıklama getiriyor” demek istemiyorum. Aksine, teorinin bu konuda zayıf kaldığını kabul ediyorum.

 


[1] Paul Davis, A.g.e., s. 17.

[2] Paul Davis, A.g.e., s. 30.

[3] Bediüzzaman, içinde küçük ilahî makineler bulunduran canlı organizmaların ilim ve şuur sahibi olmayan doğal sebeplerden gelemeyeceğini şöyle izah eder:

“Gözle görünmeyen bir mikrop, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garip bir makine-i İlahiyeyi havidir (içerir). O makine mümkinattan (varlığı mümkün ancak zorunlu değil) olduğundan, vücut (varlığı) ve ademi (yokluğu), mütesavidir (eşit derece olasıdır). İlletsiz (sebepsiz) vücuda gelmesi muhaldir (imkânsızdır). O makinenin bir illetten (sebepten) vücuda geldiği zaruridir. O illet ise, esbab-ı tabiiye (doğal sebepler) değildir. Çünkü o makinedeki ince nizam, bir ilim ve şuurun eseridir. Esbab-ı tabiiye ise, ilimsiz, şuursuz, camit şeylerdir. Akılları hayrette bırakan o ince makinenin esbab-ı tabiiyeden neşet ettiğini (doğal sebeplerden kaynaklandığını) iddia eden adam, esbabın her bir zerresine Eflatun'un şuurunu, Calinos'un hikmetini ita etmekle (vermekle) beraber, o zerrat(zerreler/atomlar) arasında bir muhaberenin(haberleşmenin) de mevcut olmasını itikad etmelidir(inanmalıdır). Bu ise, öyle bir safsata ve öyle bir hurafedir ki meşhur sofestaiyi bile utandırıyor.” (Bediüzzaman Said Nursî, İşaratü’l-İ’caz, Bakara Suresi, Tevhidin İspatı, Mukaddeme)

[4] Robert Shapiro, Origins: A Skeptic’s Guide to the Creation of Life, on Earth, s. 130, Summit Books, New York.

Paylaşma linkleri