DARWINIZM VE NEO-DARWINIZM, geçtiğimiz asırda hem Kapitalizme ve hem de Irkçılığa âlet edilmiştir. Darwin ve onun takipçileri Dobzshansky, Simpson, Huxley, Mayr ve Stebbins gibi Neo-Darwinistler tarafından ifade edilir.

Hayatın bir mücadeleden ibaret olduğu ve kuvvetlilerin yaşama hakkına sahip bulunduğu şeklindeki görüş, Amerika ve Avrupalılarca, Asya, Afrika ve Uzak Doğu ülkelerini sö­mürge altına almada, kaynakların istismarını ve Kafkas ırkçılığını haklı göstermede gerekçe olarak kullanılmıştır. Meselâ, tesirli bir Evrim felsefecisi ve sosyologu olan İngiliz Herbert Spencer, Sosyal Danwinizm fikrini şiddetle müdafaa et­miş, bu görüşü daha sonra John Rockefeller, Andrew Cornegie ve İngiliz Emperyalistlerinden Cecil Rhodes tarafından tesirli bir şekilde uygulanmıştır. Almanya'da ise, Haeckel, Nietzsche ve Bismarck gibi kişilerin ırkçı evrimcilikleri, sonra­dan Adolf Hitter'in Nazizmini doğurmuştur.

Yaygın olarak kullanılan Mongolizm hastalığının ismi bi­le, ırkların sırasıyla zenci, Moğol ve Kafkas safhalarından ge­çerek evrimleştiğine dair faraziyeden hareketle ortaya atıl­mıştır. Bugün, tamamlanmayan bir embriyonik gelişmeden sonra doğan çocuklara Moğol manasında Mongoloid denil­mektedir.

Yine Evrimci antropologlardan Osborn, 1980 yılında neş­rettiği İnsan Irklarının Evrimi adlı kitabında şu görüşlere yer verir:

Mars'tan tarafsız bir zoolog dünyamıza inse ve balıkların, kuşların ve memelilerin ırkları gibi, insan ırklarını da aynı tarafsızlıkla incelese, mevcut insan ırklarını muhtelif cins­lere ve çok sayıda tür ve alt türlere bölecektir... Bunlar; Kafkas, Moğol ve Zencilerdir.

Osborn bu üç insan grubunun ruhî, aklî, fizikî ve ahlâkî yönden birbirinden farklı olduğunu kabulle aynı konuya şöy­le devam eder;

Ortalama ergin bir zencinin standart zekâ seviyesi, Homo sapiens türüne ait onbir yaşındaki bir gencinkiyle aynıdır.1

Bu şekildeki Evrim anlayışı, günümüz Batılı Evrimcileri­nin kalplerini fethetmiş durumdadır.

 

Marksist Sıçramacılık ve İhtilâl

KOMÜNİZM de hedefine ulaşmak için, Evrim Teorisini gaye­si doğrultusunda maharetle kullanmıştır. Robert; Young'un sözleri bunu açık bir şekilde ortaya koyar. O şöyle der:

Evrimcilik bütün yönleriyle marksizmle tam bir uygunluk arzeder. İnsanın varlığını ve fikirlerinin kaynağını tama­men tabiat kuvvetleriyle izah, marksist ve lâik düşünce sahipleri tarafından daima benimsenmiş ve benimsenme­ye devam edecektir. Değer ve sorumluluk kaynakları, ölümsüz bir ruhta ve mukaddes kitapların vahyedilmiş sözlerinde aranmamalıdır.2

Genetikçi T. Dobzhansky de şu ifadeyi kullanır:

Bugün materyalist felsefe, mevcut biyoloji ilimlerinin çoğu tarafından paylaşılır.3

Ünlü Paleontolog David Pilbeam, geçmişte ileriye sürdük­leri teorilerinin, ideolojik olduğunu dile getirir:

"İnsanın geçmişi ile ilgili, içimize yerleşmiş bulunan ön kabullerin farkındayım. Bunları zihnimden çıkarmak için gerçekten çaba gösteriyorum. Geçmişteki teorilerimiz, el­de olan gerçek bilgimizden çok, bizim o andaki ideoloji­mizi yansıtıyordu." 4

1980 yılında International Socialist Review’da, Darwin'e şöyle teşekkür ediliyordu:

Bizlere oldukça zengin bir bilgi mirası bırakan, ondokuzuncu yüzyılın ilim adamlarına, özellikle tabiatın Evrimci diyalektik anlaşılmasında yollarımızı açan Charles Darwin'e teşekkürü bir borç biliriz.5

Karl Marx'ın Kitabından Darwine Sevgiler Mesajı

Karl'dan Darvvin'e sevgilerle...

Kari Marx, Darvvin'e olan hayranlığını sık sık dile
getirirdi. Hatta DAS KAPITAL'in Almanca bir baskısını
"Charles Darvvin'e, ateşli bir hayranı olan Kari Marx'tan"
şeklinde imzalamıştı.

Marksizmin Evrime teslimiyetine rağmen, hem Marx ve hem de Komünistler, Darwinizmin tedricilik, yani zaman için­de yavaş yavaş değişmeyi ifade eden görüşlerinden daima ra­hatsız olmuşlardır. Onlar Darwinizme, tabiatcılık ve ateizm görüşlerine ilmî itibar kazandırdığı için saygı gösteriyorlardı. Fakat bunların istediği, yavaş cereyan eden bir Evrim olayı değil, bilâkis daha hızlı vuku bulan bir değişimdi.

Aslında Lamarckizm, Komünist ideolojiye daha uygun gelmekteydi. Çünkü bu görüş, değişen çevreye göre bir evrimi savunuyordu. Dolayısıyla tabiî seleksiyon mekaniz­masından daha hızlı cereyan edebilecekti. Çevrede meydana gelecek ihtilâlvari bir değişme, Lamarck teorisinde olduğu gi­bi, toplumda sosyal ve fizikî değişmeler hasıl edebilecekti. Bu düşünce belli bir süre, devletin resmî görüşü olarak Rus ilim adamlarına empoze edildi.

Fakat Lamarck'ın görüşü, Darwin'inki gibi değildi. Deney­lerle doğruluğunu araştırmak mümkündü. Nitekim pek çok ilim adamı tarafından yapılan deneyler, Kammerer, Pavlov, Lysenko gibi Rus araştırıcılarının iyimser iddialarına rağmen, neticede Lamarck'ın görüşleri tamamen çürütülmüş ve sonunda resmen reddedilmiştir. Kısacası, gerek Darwinizm ve gerekse Neo-Darwinizmin savunduğu Evrim görüşü, komü­nizmi tatmin etmiyordu. O, hızlı değişim taraftarıydı.

Rusya ihtilalinin öngördüğü hızlı değişimi sağlayan görü­şü destekleyen teori en nihayet 1930 lu yıllarda Richard Goldschmidt tarafından gündeme getirildi. Bu teori, her canlı organizma çeşidinin üremesini bazı esrarengiz genetik büyü­melere, bazı önemli embriyonik âni değişmelere, sıçrayan genlerin şanslı atlamalarına veriyordu.

Karl Marx'ın Kitabından Darwine Sevgiler Mesajı

Stephen Jay Gould
İhtilalci Evrim'in fikir babalarından...

Kuantum Özleşmesi, Fasılalı veya Sıçramalı Denge Teorisi (Punctuated Equilibrium) olarak da adlandırılan bu teoriyi, evrimcilerin lideri Stephen Gould, 1977 Haziran'ında Naturel History dergisinde Ümit Verici Yaratığın Dönüşü adlı maka­lede şöyle özetliyordu:

Fosil kayıtları, evrimin yavaş yavaş gelişim fikrini destek­lememektedir. Bunun sebebi, organizmalardaki değişik­liklerin, âni sıçramalarla olmasıdır. Meselâ, bir sürüngen yumurtasından aniden bir kuş teşekkül etmiş, insanın da şansı yaver gitmiş, bir kuş yumurtasından aniden meyda­na gelivermiştir.6

Böylece İhtilâlci Evrim adı verilen karmaşık bir kavram doğdu. Stephen Gould ve Eldredge bu teorileriyle komünizm arasında bir bağ kurarak şöyle demektedirler:

Materyalist açıdan tefsir edilen Hegel'in diyalektik kanunları, pek çok milletin resmi devlet felsefesi hâline gelmiş­tir. Bu değişim kanunları açık şekilde sıçramalıdır ve insan toplumundaki ihtilâlvari dönüşümlerin teorisine tam uy­gunluk göstermektedir.7 

Bazı makalelerde Gould'un zaman zaman Marksist şöhre­tinden hicap duyduğu belirtilir. Fakat, İngiliz Komünist parti­sinin teorik ve tartışma dergisinde, Gould'un Marksist olma­dığına işaret edilerek şu görüşe yer verilir:

Bilimsel Evrimciliğin ateşli bir savunucusu olan Stephen Jay Gould, ilim/politika zemininde solda yer alan ve marksist olmayan bir radikaldir. Ama, bu çerçevede çok iyi ve gerçek bir hizmet görmektedir.8

Bu tip teorilerin toplum yapısına nasıl tesir ettiğini anla­mak için, son zamanlarda Amerika'da neşredilen; Evrim Kar­gaşası adlı kitaba göz atmak yeterlidir. Bu kitapta Morris şöy­le diyor:

Fasılalı veya sıçramalı Evrimciliğin Amerika'ya girişi ile, özellikle genç evrimciler tesir sahasına girdiler. Ülkenin kapitalist düzeninden rahatsız olmaya ve sosyal adalet arayışlarına başladılar. Bütün bunların birdenbire değiş­mesini arzular oldular. Gould ve arkadaşları, bu ihtilâlci evrimin liderleri olarak kahramanlaştırıldılar... Gould da Newsweek dergisi tarafından kapak konusu yapılmış, Discover dergisince Yılın Bilimadamı seçilmiş, birçok te­levizyon programına çıkarılarak ihtilâlci Evrimin ateşli teş­vikçileri şeklinde ün kazanmışlardır.9

 

Kapitalist, sosyalist çatışması

SON ZAMANLARDA Darwinizm ve Neo-Darwinizm taraftar­ları eski devrimci sıçramalı denge teorisini savunanlar da Ye­ni Evrimciler olarak adlandırılmaya başlandı. Yeni Evrimci akımın temsilcileri sosyalist, eskininkiler ise kapitalistti. Yeni Evrimci grubun içinde bir de Cladistics akımının taraftarları vardır. Bunlar, hayvanlar âlemini Evrimleştikleri farz edilen atalarına göre değil de, fizikî özelliklerine göre sınıflandırır­lar. Bu sınıflandırmaya, canlı grub (Clade)'un birdenbire or­taya çıktığı imâ edildiği endişesiyle, eski Evrimciler şiddetle karşı çıkar. Nitekim, eski Evrimcilerden İngiltere Reading Üniversitesi profesörü Bevery Halstead, Tabiat Tarihi Müze­sinde görevli Cladistics'lerin bir yayını üzerine, onlara karşı şöyle bir serzenişte bulunmaktadır:

Kladistikler'in (Cladistics) belirtilen faraziyelerine göre, ta­nım olarak, fosil türlerinin hiçbirisi ata olamaz. Bu, kamu­oyuna insanoğluna doğrudan ata olabilecek hiçbir fosilin mevcut olmadığına dair ilk defa yapılan bir açıklamadır. Senelerdir yaratılışcılar tarafından ısrarla söylenenler, şimdi Tabiat Tarihi müzesi tarafından alenen ilân edilmek­tedir.10

Eski ve yeni evrimcileri karşı karşıya getiren hususlardan birisi de, Neo-Darwinizmin bir uygulaması olan sosyobiyolojinin ırkçı yönlerine marksistlerce şiddetle karşı çıkılmasıdır. Halstead aynı yayınında bu konuya da şöyle temas eder:

Bundan sonraki soru, tedricilik (Neo-Darwinizm) fikrinin niçin bu derece hiddetle karşılandığıdır. Bu sorunun ce­vabı politik sahada aranmalıdır. Eğer evrimin birbiri arka­sına sıçramalı olarak cereyan ettiği gösterilebilseydi, bu durumda marksistler, yaklaşımlarının gerçekten bilimsel delillerle desteklendiğini iddia edebileceklerdi. Yaratılışcılık görüşünü ispat etmek için, zaman içinde vuku bulan tedrici değişim kavramının yanlışlığını ispat etmeye çalı­şan ilmi yaratılışcılar olduğu gibi, farklı hareket noktaları­na rağmen, adım adım değişikliği reddetmeye aynı şekil­de gayret sarfeden marksistler de vardır.

Böylece yaratılışcılar, kendilerini birdenbire kapitalist ve marksist Evrimciler arasındaki çekişmenin ortasında bulmuş­lardır. İki grup arasındaki bu çekişmeyi Tom Bethell, Marks'ı Yükseltmek İçin Feda Edilen Darwin başlıklı makalesinde bu hususu gayet veciz bir şekilde ifade eder ve şöyle der:

Darwin teorisinin sol kanat eleştiricileri bu işte galip gel­memiştir. Yüz yılı aşkın süredir Darwin'i yere yıkmak iste­yen aşırı muhafazakârlar, bu sefer, daima müttefik olduk­ları sağ kanat vasıtasıyla değil de, Marx'ı ilâhlaştıran biyo­loglar sayesinde büyük başarı sağlamışlardır.12

Bu örnekleri daha da arttırmak mümkündür. Fakat bu ka­darı bile, konunun istismara gayet müsait olduğunu göster­meye kâfidir sanırım.

Komünizmin ilk hedefi, toplumlardaki inanç sistemini yık­maktır. Bu bakımdan varlıkların ortaya çıkışını materyalist bir açıdan ele alan Evrim Teorisini materyal seçmiş olmasını yadırgamamak lâzımdır. Nitekim böyle materyalist bir yakla­şımı Darwin; bizzat kendisi bir yazısında şöyle ifade eder:

İnsanın, daha başlangıçtan, mutlak bir Yaratıcı'nın varlığına ait ön bilgilerle soylu kılınmış olduğunu gösteren hiçbir delil yoktur.13

Böyle bir ifadeyi kabul edip, bunun aksini ortaya koyan fi­kir ve görüşlere karşı çıkmayı anlamak mümkün değildir.

Son olarak şu söylenebilir: Yaradılış/Evrim hususun da gençlerin tek taraflı şartlandırılmasını önlemenin, serbest dü­şünce alışkanlığı kazandırarak kendi muhakemeleriyle yo­rum yapabilmelerini sağlamanın ve toplum huzurunu teminin yolu, kanaatimizce bu konudaki değişik görüş ve fikirlere yer vermekle mümkündür. Bundan ne Evrim Teorisi ve ne de ilim zarar görecek, bilâkis ilim hakiki hüviyetini kazanmış olacaktır.

 

Prof.Dr. Adem Tatlı

 

Dipnotlar:

 

1-  Henry Fairfıeld Osborn, «The Evolution of Human Races», Natural History, Vol. 89, p. 129, 1980.
2-  Robert Young, «The Darwin Debate.» Marxism Today, Vol.26., p. 22, 1982.
3- T. Dobzhansky, Sciences, vol. 175, p. 49, 1972.
4- Pilbeam, D. Rearranging Our Family Tree. Nature, Haziran, 1978.
5- Cliff Canner, «Evolution Creationism: in Defense of Scientific Thinking,» International Socialist Review: Montly magazine supliment to the militant, Novermebr, 1980.
6- Stephen J. Gould and Niles Eldredge, «Punctuated Equilibria: The Tempo and Modo of Evolution Reconsidered,» Paleobiology. vol. 3, p. 145, 1977.
7- age
8- Robert Young, «The Darwin Debate,» Marxism Today, Vol.26, p. 22, 1982.
9- H. Morris, «Evolution in Turmoil», San Diego, California,1982.
10- Beverly Halstead, «Museum of Errors», Nature, vol. 288, p. 208, 1980.
11- Beverly Halstead, a.g.e.
12-  Tom Bethell, «Burning Darwin to Save Marx», Harper's.December, , p. 92, 1978.
13- B. Farrington, «What Darwin Really Said». Tere. B. Güvenç ve Y. Izbul. Darwin Gerçeği, Ç. Yay. s. 74, 1982.

 

 

Paylaşma linkleri