Bir okuyucumuz evrimle ilgili bazı tereddütlerini dile getirmekte ve bir takım sorular sormaktadır. Özellikle Sidney Fox deneyinin tenkit ve kritik edilmesinin uygun olmadığını belirtmektedir. Bizim, bu deneyin sonuçlarını tenkit ve kritik etmemizin bilimsel olmadığını, bu deneyin aksini ispatlamamızı istemektedir.

Cevap: İsterseniz cevaba bir soru ile başlayalım. Sorumuz şu: Burada olay nedir? Hadise şudur: Sidney Fox, canlıların meydana gelişi konusunda ileriye sürülmüş bazı varsayımlardan birisini, tasarladığı bir deneyinde test etmek ister. Buradaki ana fikir, canlılığın yapı taşı olan proteinlerin, aminoasitlerden tesadüfen hasıl olduğunun gösterilmesidir. Deney düzeneğini kurar ve saf kuru aminoasitleri 150-1800C’de dört-altı saat ısıtarak proteine benzer moleküller elde eder. Bu sonuçlardan hareketle, amino asitlerin bir araya gelerek canlılığın esasını teşkil eden DNA ve RNA molekülleri ile diğer proteinleri hasıl ettiği, bu proteinlerin de kendiliğinden ve tesadüf eseri olarak birleşerek canlı bir hücreyi verdiği görüşünü dillendirir. Benzer düşünceyi paylaşanlar, bu senaryoyu daha da ileriye götürerek, bu tek canlı hücrenin gelişerek diğer yüksek yapılı canlıları hasıl ettiğini iddia etmektedirler.

Bu konu ile ilgilenenler de, bu deneyin kritiğini yapmakta ve hangi maddelerde şüphe ve tereddütlerinin olduğunu ortaya koymuş bulunmaktadırlar. Bu kritiği Harada ve arkadaşları “Hücrelerin Kimyasal Orijini” adlı makalelerinde, 1970 yılında yapmışlardır. Bu kaynak, “Evrim ve yaratılış” adlı kitabımızda 14 numaralı kaynak olup veriliş şekli şöyledir: Harada, K., Kramptız, G. and Mueller, G. Chemical Origin of Cells. Chemical and Engenering News. 1970, June 22. p. 80.

Bu kaynağın, internet sitemizdeki numarası farklı olabilir. İlgili konuda genelde cümle sonlarındaki rakamlar, kaynak numaralarını gösterir. Onlara bakılmalıdır.

Bizim evrim konusunun verilişinde gerek kitaplarımızda ve gerekse internet sitesinde takip ettiğimiz metot şöyledir: Önce evrim teorisi, veya evrimin delilleri hakkında ileriye sürülmüş görüşleri dile getirmek, sonra da o konu hakkında uzmanların değerlendirme ve kritiklerini nazara vermektir. Kritiği yapılan ve değerlendirilen hemen her konunun kaynağı da mutlaka belirtilmiştir. Böylece neyin doğru olup olmadığı hususunda karar verme okuyucunun kendisine bırakılmıştır.

Burada okuyucumuzun sözünü ettiği Sidney Fox konusunda da aynı metot takip edilmiştir. Önce Sidney Fox’un deneyi anlatılmış, sonra da bunun hakkında konunun uzmanları tarafından değerlendirmelere, kritik ve tenkitlere yer verilmiştir.

Okuyucunun söz konusu kritikleri yerinde bulmadığını dile getirmekte, yapılan bu kritikler sebebiyle bizi tenkit etmekte, bizim bu davranışımızın bilimsel bir yaklaşım olmadığını ileri sürmektedir.

Okuyucu böyle bir değerlendirmede haklıdır. Çünkü evrim konuları, bizim yayınlarımızda onun alışık olmadığı bir şekilde verilmektedir. Onun takip ettiği bütün evrim kitaplarında evrim teorisi, her yönüyle ispatlanmış bir hakikat gibi verilmekte, ileri sürülen iddialar ve yapılan değerlendirmelerin hiçbir şekilde kritiği yapılmamakta, alternatif görüşlere yer verilmemektedir.

Bu okuyucumuza ve onunla aynı düşüncede olanlara birkaç sorum olacak:

1- Her hangi bir konuda ileri sürülen veya ortaya atılan görüş ve düşüncelerin, yapılan laboratuar çalışmalarının bir kritiği ve değerlendirmesinin yapılması mı, yoksa yapılmaması, bilimsel bir yaklaşımdır?

2- Evrim teorisinin doğruluğunu ispat yönünde ileriye sürülen fikir ve düşünceleri içine alan kitaplarda, öne sürülen delillerin ve görüşlerin kritiğini yapan düşüncelere ve alternatif görüşlere rastladınız mı? Bunu test etmeniz gayet basit. Alın elinize bir evrim kitabı, evrimin delilleri olarak ileriye sürülen bütün delil ve kanıtların aleyhine veya alternatifi, ya da kritiği yapılmış bir görüşe rastlayacak mısınız? Evrim teorisinin aksine hiçbir görüş bulamayacaksınız.

Sizce böyle bir davranış bilimsel midir? Yoksa ideolojik midir? Aslında bu evrim teorisinin tek taraflı verilişinin bilimsel olmadığı ve niçin böyle davrandıkları sorusunun muhatabı yaratılışçılar değil, ateist evrimcilerdir.

Evrim teorisi bilimsel bilgiye değil, materyalist felsefeye dayanmaktadır

Okuyucumuzun bir başka takıntısı, bizim evrim teorisini, bilimsel bir teori değil, metafizik bir düşünce tarzı olduğunu ileri sürmüş olmamızadır.

Burada küçük iki düzeltme yapmamız gerekiyor. Birincisi, evrim teorisi bilimsel bilgiye değil, felsefî düşünce ve metafiziğe dayanmaktadır. İkicisi bunu biz ileri sürmüyoruz. Konun uzmanları söylüyor.

Sidney Fox’un, amino asitleri birleştirerek bazı proteinler elde etmesi bilimsel bilgidir. Yani, laboratuarda denenen ve elde edilen bilgilerdir. Ama bundan sonrası ki, bir proteinden tesadüfen bir hücreye ve o hücreden diğer hücreler ve neticede bütün canlıların tesadüfen ortaya çıkışına kadar sergilenen senaryo tamamen felsefî bir düşünce ve metafizik bir yaklaşımdır. İleriye sürülen bu iddialar, laboratuarda denenemediği sürece metafiziğe dayalı yorumlar olarak kalacaktır. Bir bakıma bir yaratıcıyı inkâr esasına dayanan böyle bir evrimci felsefî düşüncenin alternatifi olan yaratılış görüşünün de verilmesi, tarafsız bilimsel bir yaklaşım tarzıdır.

Dinsizlik adına evrim yobazlığı

Konunun uzmanları eserlerinde evrim düşüncesinin felsefeye ve metafiziğe dayandığını belirtmektedirler. Kızıp hakaret edecekseniz, bize değil onlara hücum etmelisiniz. Biz sadece tarafların görüşlerini ortaya koyuyoruz. Hem şunu da hatırlatmak isteriz. Bilimde, sizin fikrinizi desteklemeyen görüşlere hakaret ederek bir yere varılmaz. O metot cahillerin ve acizlerin işidir. Görüşün olanlar varsa, görüşlerini ortaya koyar ve karşı düşüncelerin çıkmazlarını dile getirirler. İlim âlemi de sizin görüşünü kabul veya reddeder.

Aşağıda bazı bilim adamlarının eserlerinden, evrim teorisinin bilimsel bilgi olmadığına ait görüşleri ve bunların kaynakları var. İtirazı olanlar varsa, bu kaynaklara bakarak yorumda bulunabilirler. Böylece bilim âlemi de sizin bu kıymetli fikirlerinizden faydalanmış olur. Bilim, her türlü farklı görüş ve düşüncelerin dillendirilmesi ve seslendirilmesiyle gelişir ve mecrasını bulur. Yoksa şimdiki ateizme dayalı pozitivist ve materyalist felsefe taraftarlarının evrimi savunduğu gibi, “Sadece benim görüşüm doğrudur, diğer düşüncelere geçit yoktur” yaklaşımının bilimsel bir davranışla hiçbir ilgisi yoktur. Bu olsa olsa dinsizlik adına evrim yobazlığı olur.

Hunter, Darwin’in, Antik Çağ’dan beri süregelen ve metafiziğe dayalı evrim düşüncesini teolojik, yani inanca dayalı bir yaklaşımla sunduğunu belirtir (Hunter, C.G. Darwin’in Tanrısı. Gelenek Yayıncılık. Çev. Orhan Düz.İstanbul, 2003, s. 195).

Hunter’e göre, evrim teorisinde esaslı, ama gizli bir dinî etki vardır. Hem Darwin ve hem de günümüzün modern materyalist evrimcileri, metafizik önermelere başvurmaktadırlar (Hunter, C. G. Darwin’in Tanrısı. Gelenek Yayıncılık. Çev. Orhan Düz. İstanbul, 2003, s. 12, 15, 208).

Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi adlı eserinde bir bilimin ancak matematiksel olduğu oranda gerçek bilim olduğunu ileri sürmektedir.

Norman Geisler ve Ronald Brooks, evrimin bilimsel bir metotla irdelenmediğini ve ön kabullere dayandığını dile getirir ve şöyle derler:

Evrimi yanlışlamak yeterli değildir. çünkü, daha iyi bir çözüm bulana kadar onun doğru olduğu kabul edilecektir. Ancak, bilim böyle yapılmaz. Bu savunmada evrime, bilimde yeri olmayan özel bir konum verilmiştir. Böyle teorilere önceden özel bir konum atfedilmesi bilimsel bir yaklaşım değildir“(Geisler, N.L. and Brooks, R. M. Come let us Reason. Grand Rapids: Bakir, 1990, S. 95-96).

Meşhur antropolog Servier de evrimciliğin laik bir din dogması haline geldiğine ve bu nüfuzun kırılması gerektiğine şöyle işaret eder:

Evrimcilik, Batı’nın laik din dogması haline gelmiştir. Yeni kurum ve değerlendirmelerin ortaya konabilmesi için, önce evrimciliğin reddi gerekir”(Servier, J. Etnoloji. Tercüme M. Ali Kayabal. İletişim Yayınları, 1992, s. 113, 124.

Kant’a göre, Evrim Teorisi’nin içinde matematiksel argümanların çok az oluşu, onun bilimsel bir teori sayılmasını tartışmalı hale getirmektedir (Mayr, E. The Growth of Biological Thought. The Belknap Press of Harward University Press, Cambridge, 1982, s. 862).

Ünlü felsefeci Bernard Russell de evrimin gerek metot ve gerekse ilgilendiği problemler bakımından bilimsel bilgi olmadığını dile getirerek şunu söyler:

Evrimcilik, şu ya da bu biçim altında çağımızın ağır basan bir inanç şeklidir. Evrimcilik, gerek metoduyla ve gerekse ele aldığı problemlerle, gerçek bir bilim değildir” (Russell, B. Dünya Üzerine Bildiğimiz. Terc. Vehbi Hacıkadiroğlu. Alaz Yayınları. İstanbul, 1980, s. 24-25).

Hunter de evrim metodunun bilimsel olmadığını şöyle dile getirir:

Evrim içten içe bilim dışı savlara yaslanan düzenleyici bir fikirdir. Evrim, çeşitli bilim disiplinlerine baş vurmaktadır ama, kendisi bilimsel değildir. Bu bakımdan daha iyi bir bilimsel açıklama sunması beklenmemelidir” (Hunter, C. G. Darwin’in Allah’ı. Gelenek Yayıncılık. Çev. Orhan Düz. İstanbul, 2003, s. 212).

Çağımızın seçkin bilim felsefecisi Karl Popper’e göre bilimselliğin ölçütü doğrulanmaya değil, yanlışlanmaya elverişliliktir. Ona göre bir bilgi veya sonucun özelliği, yanlışlamaya müsait olmasıdır. Halbuki Darwinciliğin öyle bir teste elverdiği söylenemez. Darwinciliği doğrulayan bazı olgusal veriler gösterilebilir. Ama bilimselliğin ölçütü doğrulanmaya değil yanlışlanmaya elverişliliktir. Başka bir ifadeyle, Darwinciler teorilerinin hangi muhtemel gözlem sonuçlarıyla yanlışlanabileceğini ortaya koymuş değillerdir. Dolayısıyla Darwincilik bilimsel bir teori olmaktan çok metafiziksel bir yapıya sahiptir (Popper, K. Unended Quest, Fontana-Collins, 1976, s. 171).

Kısaca ifade etmek gerekirse, bu teori bilim kriterlerine uymamaktadır. Bilimsel bilgi değil, metafizik yönü ağır basan felsefî bir düşünce tarzıdır.

 

Varlıkların tesadüfen meydana geldiğini kabul etmek bilimsel bir görüş müdür?

Okuyucunun takıldığı bir başka nokta daha var. O da, materyalist ve ateist evrimcilerin ileri sürdüğü, hücrelerin ve bütün varlıkların tesadüfen meydana geldiği görüşüne karşı çıkışımızı aklınca bilimsel bulmuyor. Bir profesörün yaratıcıyı kabulünü, aklına sığıştıramıyor.

Ben de hücreyi ve insanı inceleyen bir profesörün Allah’ı inkâr etmesini aklıma sığıştıramıyorum. Sizin gözlüğünüzün, elbisenizin ve ayakkabınızın bir ustası olacak. Bunları tesadüfen ve kendiliğinden ortaya çıktığını kabul etmeyeceksiniz. Ama hem canlı, her an hücreleri yenilenen bedeninizin, gözünüzün ve ayağınızın bir ustası olmayacak ve böyle düşünmek bilimsel bir yaklaşım tarzı olacak. Öyle mi? Ben böyle akıldan ve bilimsellikten Allah’a sığınırım. Bir eser varsa, mutlaka bir ustası olacaktır. Bir kitap varsa mutlaka bir yazarı olacaktır.

Bu dikkatli okuyucumuz, kâinattaki varlıkları incelemeyi, Allah inancıyla karıştırmamak gerektiğini ileri sürüyor. Böyle bir yaklaşım, bir yaratıcıyı ve yaratılışı inkâr eden ateizme dayalı pozitivist bir düşünce tarzıdır. Siz söz gelimi, bir öğretmensiniz ve öğrencilerinizi Selimiye camiine götürdünüz. Bu eserin özelliklerini, mimarı harikalıklarını, planlı ve ölçülü yapılışını anlatıyorsunuz. Öğrencileriniz soruyor: “Hocam bunun ustası kim?” Şimdi burada siz deseniz ki, “Onu sormayın bilimsel olmaz. Bu bina tesadüfen ortaya çıkmıştır.” Ne kadar manasızdır. Siz de anlarsınız.

İşte, insan da, hücre de, protein de, aminoasit de, Selimeye camii gibi birer eserdir ve ustası Mimar Sinan’ın da ustasıdır. Selimiyeyi anlatırken Mimar Sinan’ın dikkate alınması ne kadar önemli ise, incelenen her varlığın yaratıcısının da dikkate alınması, hiçbir şeyin başıboş ve gelişigüzel olmadığının bilinmesi de o kadar bilimseldir ve önemlidir. Hem böyle bir yaklaşım tarzı, araştırma şevkini ve zevkini arttırır.

Kısacası, bilimler kâinat kitabını açıklamakta ve tefsir etmektedir. Sadece insan dişini bile açıklamak için yazılan kitap ve dergiler, makaleler dikkate alınsa milyonlarca sayfalık bilgi birikimi karşımıza çıkar. Görünüşte küçük bir kemikten ibaret olan bir dişin ne kadar araştırıcıyı doçent ve profesör yaptığı düşünülse, buradaki bilginin harikalığı ortaya çıkmaz mı? Şimdi ortada böyle diş gibi bir eser var. Bu eserin gerek yapısı, gerek fonksiyonu ve gerekse işleyişi, sonsuz bir bilgiyi, çok derin bir kavrayış ve ihatalı bir ilmi ortaya koymaktadır.

Bu dişin Allah’ın eseri olarak bilinmesi mi araştırmayı teşvik edicidir, yoksa tesadüfen ortaya çıkmış olması mı? Böyle bir eserin elbette öyle yüce bir yaratıcısı olacaktır ve böyle düşünmek hem mantıklı bir yaklaşım ve hem de bilimsel bir davranıştır.

 

Prof. Dr. Âdem Tatlı

Paylaşma linkleri