Gözlenen bütün tabiî sistemlerde düzensizliğe doğru gitme eğilimi vardır. Bu gerçek hem mikro hem de makro seviyeler­de olmak üzere bütün kâinatta geçerlidir. Bu eğilimin zıddına cereyan eden bir olaya şimdiye kadar tesadüf edilmemiştir. Çünkü bu bir tabiat kanunudur.

 

TERMODİNAMİĞİN İKİNCİ KANUNU:
Gözlenen her şeyde, düzenlilikten düzensizliğe doğru bir gidiş vardır. Bu, gelecekteki transformasyonlar için mevcut enerjinin dağılımını yansıtır.1

İKİNCİ KANUN, bir başka şekilde şöyle ifade edilir:

Kâinatta­ki her şeyin devamlı olarak, enerji vererek, düzenli halden daha düzensiz bir hale dönüşme eğilimidir.2

Bu kanunu biz de kendi çevremizde gözleyebiliriz. Odamı­zı düzeltmek için bir gayret sarf ederiz, fakat kendi haline bı­raktığımızda hızla ve kolayca dağılır. Binaları, makinaları ve vücudumuzu mükemmelen çalışan bir düzende yapmak ne kadar zorsa, bütün bunları tahrip etmek ve bozmak da o de­rece kolaydır. Gerçekten yapacağımız tek şey hiçbir şey yap­mamaktır; her şey, enerji vererek, kendiliğinden bozulup, çarpışarak parçalanacaktır. İşte ikinci kanunun mahiyeti bu­dur.3

Şimdi termodinamiğin ikinci kanununu, Huxley tarafın­dan, tarif edilen şekliyle Evrim Teorisiyle karşılaştıralım:

Evrim geniş manada; zaman içinde vuku bulan basitten yüksek yapılı canlılara doğru yüksek seviyede bir organi­zasyonu netice veren bir işlem olarak tarif edilir.4

Gözlenen bütün tabiî sistemlerde düzensizliğe doğru gitme eğilimi vardır. Bu gerçek hem mikro hem de makro seviyeler­de olmak üzere bütün kâinatta geçerlidir. Bu eğilimin zıddına cereyan eden bir olaya şimdiye kadar tesadüf edilmemiştir. Çünkü bu bir tabiat kanunudur.

Diğer taraftan Huxley'in tarif ettiği şekliyle genel Evrim Teorisine göre, tabiî sistemlerin daha da yüksek seviyede bir karmaşıklığa sahip olacak şekilde düzensizlikten düzenliliğe doğru eğilimleri vardır. Bu temayül, güya ister mikro, ister makro seviyede olsun kâinatın her noktasında geçerlidir. So­nuç olarak; toz parçacıklarının insana evrimleştiğine inanıl­maktadır.

Böyle seçkin bir insanın, bu iki hadise arasındaki temel tezatı görmemesi cidden anlaşılması zor bir şey. Her ikisinin de doğru olamayacağı aşikârdır. Fakat hiçbir modern bilim ada­mı termodinamiğin ikinci kanununa karşı çıkacak cesareti kendinde bulamaz.

Evrimciler tarafından bu iki hadise karşısında verilen her zamanki cevap termodinamiğin ikinci kanununun yalnız kapalı sistemler için geçerli olduğudur. İddialarına göre, eğer sistem bir dış enerji kaynağına açıksa, dışarıdan sağlanan enerjinin harcanmasıyla bu sistem içinde karmaşık bir düzen oluşturulup devam ettirilebilir.

Nitekim güneş sistemimiz bir açık sistemdir ve güneşten dünyaya enerji sağlanmaktadır. Evrim olayı esnasında yeryü­zündeki entropi azalması veya bir başka ifade ile düzenliliğin artması güneşteki entropi artışı ve düzenlilik azalmasından daha çok gerçekleşmektedir. Sonuç olarak, düzenlilikte net bir azalış meydana gelerek termodinamiğin ikinci kanunu­nun bozulmadığı söylenmektedir.

Düzenli halin teşekkülü ve devamı için açık bir sistem ve uygun bir dış enerji kaynağı gerekli fakat yeterli olmayan şartlardır. Çünkü yönlendirilmemiş kontrolsuz enerji yapıcı değil yıkıcıdır.

Meselâ, güneşten gelen ultraviyole ışığın büyük bir kısmı­nı absorbe eden atmosferin üst kısmındaki koruyucu ozon ta­bakası olmaksızın yeryüzünde hayattan bahsedilemez. Böyle radyasyonlara maruz kalan bakteriler bir kaç saniyede ölür­ler. Çünkü ultraviyole ışınlar veya herhangi bir radyasyon çe­şidi kimyevî bağları parçalar ve proteinlerle DNA molekülleri gibi biyolojik yönden aktif makro moleküllerin oldukça kompleks olan yapılarını bozar. Hayatî öneme sahip bu önemli moleküllerin bozulmasını hemen ölüm takip eder.

Kompleks moleküllerin ve sistemlerin daha basit bileşik­lerden teşekkülünde, bir dış enerjiden başka şeylere de ihti­yaç olduğunu, Simpson ve Beck'in şu ifadesinden anlamakta­yız:

"Düzenin tesisi ve devamı için basit bir enerji sarfiyatı ye­terli değildir. Bir çini dükkânında bir boğa iş yapabilir, fa­kat hiçbir zaman bir organizasyon ortaya çıkaramaz. İş yapma, belirli bir çalışmayı gerektirir ve bunun için de bir­çok hususiyetlerin olması gerekir. Her şeyden önce, nasıl iş görüleceğinin bilinmesi icap eder.5

Nitekim, yeşil bir bitki, sahip olduğu son derece karmaşık fotosentez sistemi sayesinde güneşten gelen ışık enerjisini yakalar ve bu ışık enerjisini kimyevî enerjiye dönüştürür. Ye­şil bitkideki diğer kompleks sistemler sayesinde bu kimyevî enerji basit bileşiklerden kompleks molekül ve sistemlerin ya­pılmasında kullanılır. Çok önemli bir husus da yeşil bitkilerin bu kompleks enerji dönüşüm mekanizmalarını yönlendirme, devam ettirme ve çoğaltma görevlerini üstlenen bir genetik sisteme sahip olmalarıdır. Bu genetik sistem olmaksızın hüc­re içi olayların cereyanında hiçbir hususiyet olmayacak, bir kaos ortaya çıkacak ve hayat imkânsız hale gelecektir.

Öyleyse bir sistemde kompleksliğin teşekkülü için şu dört şartın yerine getirilmesi lâzımdır:

1— Sistem, bir açık sistem olmalıdır.

2— Uygun bir dış enerji kaynağı bulunmalıdır.

3— Sistemin enerji dönüştürme mekanizması olmalıdır.

4— Bu enerji dönüşüm mekanizmalarını yönetme, devam ettirme ve çoğaltma için bir kontrol mekanizması bulunmalı­dır.

Evrim açısından çözülemeyen bir problem de böyle komp­leks enerji dönüşüm mekanizmalarının ve genetik sistemlerin, nasıl ortaya çıktığıdır. Çünkü termodinamiğin ikinci ka­nunu olarak ifade edilen ve kâinatta geçerli bir tabiat kanu­nuna göre, sistemlerin düzensizliğe doğru tabiî eğilimleri var­dır. Daha basit bir ifadeyle; makineleri yapmak için makinalara ve bu makinaları işletecek birilerine veya bir şeylere ih­tiyaç vardır.

Yaratılışa inanan birisi, tamamen bilim dışı olan evrim hi­potezine karşı çıkar. Bu âlemin bütün ileri kompleksleriyle beraber ortaya çıkmasını ve devamını tabiat üstü bir Yaratı­cıya verir ve kâinattaki ince ve hassas nizamın kurucusu ve işleticisi olarak bir yaratıcıyı görür. Yaratılışçılık bilim üstü bir modeldir. Fakat ilmin en belirgin kanunlarıyla çelişen evrim hipotezi gibi bilim dışı değildir.

 

Prof.Dr. Adem Tatlı 

 

Dipnotlar:

 

1- R. B. Lindsay, American Scientist, Voi. 56, p. 100, 1968.
2- H. Blum, American Scientist, Vol. 43, p. 595, 1955.
3- 1. Asimov, Smithsonian Institute Journal, June, p. 6, 1970.
4- J. Huxley, «Evolution and Genetics» in What Is Science?, J. R. Newman, Ed., Simon and Schuster, New York, p. 272,1955.
5- G. G. Simpson and W. S. Beck. Life: An Introduction to Biology, 2 nd Ed.,

Paylaşma linkleri