Nasılki meselâ Ayasofya kubbesindeki taşlar, eğer mimarının emrine ve san'atına tâbi' olmazlarsa; herbir taşı, Mimar Sinan gibi dülgerlik san'atında bir mehareti ve sair taşlara hem mahkûm, hem hâkim olmak, yani "Geliniz, düşmemek, sukut etmemek için başbaşa vereceğiz." diye bir hüküm sahibi olması lâzımdır. Öyle de: Binler defa Ayasofya kubbesinden daha san'atlı, daha hayretli ve hikmetli olan masnuattaki zerreler, kâinat ustasının emrine tâbi' olmazlarsa; herbirine Sâni'-i Kâinat'ın evsafı kadar evsaf-ı kemal verilmesi lâzım gelir. Sözler ( 554 )

 

…Şübhesiz ki şeytanın hîlesi zayıftır

( Nisa Suresi 76. ayetten)

·  "Senin vücudun bin kubbeli hârika bir saraya benzer ki; her kubbesinde taşlar, direksiz birbirine başbaşa verip, muallakta durdurulmuş. Belki senin vücudun, bin defa bu saraydan daha acibdir.  "Asa-yı Musa ( 161 )

·   Nasılki meselâ Ayasofya kubbesindeki taşlar, eğer mimarının emrine ve san'atına tâbi' olmazlarsa; herbir taşı, Mimar Sinan gibi dülgerlik san'atında bir mehareti ve sair taşlara hem mahkûm, hem hâkim olmak, yani "Geliniz, düşmemek, sukut etmemek için başbaşa vereceğiz." diye bir hüküm sahibi olması lâzımdır. Öyle de: Binler defa Ayasofya kubbesinden daha san'atlı, daha hayretli ve hikmetli olan masnuattaki zerreler, kâinat ustasının emrine tâbi' olmazlarsa; herbirine Sâni'-i Kâinat'ın evsafı kadar evsaf-ı kemal verilmesi lâzım gelir. Sözler ( 554 )



İktibas edilen paragrafların müellifinin insan vücudunu tanımlarken kullandığı kubbe örneği üzerinde durulması gereken bir nokta. Peki, neden kubbe?  Çünkü kubbe, köprü gibi kemerli yapılar kâinattaki canlılara çok iyi bir örnektir. Bu yapının inşası hususunda bir mühendisi ve onun mühendislik sıfatlarını kabul etmeyen müddei için geriye kalan seçenek her biri kilit hükmündeki yapıtaşlarına bu nitelikleri vermek olur ki,  bu da köprünün bütününün düşmekten alıkonması ve desteklenmesi için bu her bir taşın aynı anda, birbirinden haberleri olarak, birbirlerine hem Hâkim hem Mahkûm konumunda ve köprünün tümü ile ilgili muhit bir ilme sahip olarak bir araya gelmelerini kabul etmek demektir. Bu da tabiri yerinde ise bir eşeği güldürüp kaçıran bir muhal olur.  Yani köprünün bir tarafı bir süreç ile kendi kendine inşa olunamaz. Taşlar tam olarak hepsi bir arada olmadan bir kısmının boşlukta durması gerekir. Şimdi bu misalden hakikate geçelim. Bir hücrenin içindeki hayat mucizesinin bir bilgisayarın içindeki sistemlerden sonsuz kat daha sanatlı olduğunu düşünürsek, şu an masa üstünüzdeki bir bilgisayarın çalışması için gerekli tüm birimleri tam olsa da, bir hard disk veya işlemci  henüz icat edilmemiş olsa eksik olan parça tüm sistemi geçersiz kılar. Mesela bir uçağın uçması için gerekli olan yüz binlerce birim tam olsa ama önemli bir yakıt hortumu bir basınç ayarlayıcı veya kanadının bir parçası eksik olsa, bu parçaların henüz takılmadığı binlerce yıl o uçak hangarda bir metal parçası hükmünde kalacaktır. Gerçek şu ki hayat sahibi canlılarda bu milyarlarca yıl milyonlarca veya yüzlerce yıl gelişmeye vakit yok, çünkü canlı bir metal yığını değil. Biliyoruz ki bir sperm yumurta hücresine giderken içeriye girebilecek en uygun enzimlere en başta sahip, veyahut yumurta hücresi ilk spermi içine aldıktan sonra diğer spermleri dışarı tutacak başka mekanizmalara sahip. Eğer bu sistemin geliştiği bir süreç kabul edilse, bu demektir ki ilk basta spermin yumurtaya girecek enzimleri gelişmemiş idi.  Yani ilk sperm yumurtaya henüz girememişti. Farzı muhal girdi ise yumurta diğer spermlerinde girmesi ile haddinden fazla gebeliğe neden olup ilk basta üreme faaliyeti başarılı olamayacaktı. Sonuç olarak ilk memeli canlı üreyememişti ki Evrim Tağut’u denilen sürece dayansın da bir maymuna kadar gelebilsin de oradan bir insan olsun.   Bu yalana inanmak kainattaki hayat sahibi trilyonlarca tür canlının bu milyonlarca yıl boyunca kendi hayatlarını destekleyemeyecek birimleri henüz gelişmediği halde prototip halinde kalmaları ve beklemelerini kabul etmek anlamına gelir. Aynı Kubbe örneğindeki gibi, bir mühendisi inkâr eden batıl fikir ile köprü kendi kendine, taşlarından bir kısmı eksik olduğu halde inşa olunamaz. Çünkü eksik kısım köprünün tamamının çökmesine neden olacaktır.

 

Biraz örneklerle açıklayalım. Mesela kâinattaki bütün annelerin içinde olan merhamet duygusu, eğer bir süreçle hâsıl oldu ise bu demektir ki, bir kediden bir ördeğe bir balinadan bir yarasaya kadar tüm anneler ilk basta yavrularını beslememişlerdi.  Anne kedinin yavrularını doğurduğu zaman plasentasını yiyerek hormon takviyesi ile rahatlamasından ve acıya dayanmasından yavrularını bırakıp kaçmamasından tutun, mucizevi anne sütünün gelmesine kadar binlerce yapıtaşının yerli yerinde olması gereken bir fizyoloji süreç ile hâsıl olamaz, çünkü ilk annenin henüz bu vasıfları olmadığı ve milyonlarca seneye ihtiyaç duyduğu gibi bir safsata o süreç içinde yavruların hayatta kalmasını açıklayamaz. Yaratılışı icabı parçalamak fıtratında olan bir timsah bile kendi yavrularını hayatta kalabilecekleri büyüklüğe gelene kadar ağzında taşıyor. Bu tür örnekleri saymakla bitirmek mümkün değil. Mesela,  insanin kanının pıhtılaşma faktörü henüz icat olmamış idi ise, o canlı bütün gelişimin tamam olması durumunda bile, kani pıhtılaşmadığı için ilk yaralanmasında ölmüş ve hayatta kalmamıştı hayatta kalamadığı için üreyememiş türünün diğer bireylerine de bir öğretisi veya gen aktarımı olamamıştı ki  “hey geride kalanlar! benim kanımda pıhtılaşma faktörü eksik olmuş ben maalesef öldüm. Siz geliştirin ! ” diye seslensin. Tıp  buna Hemofili hastası diyor ki bu hastaların asker olmasına hiçbir kurum onay vermezken vahşi doğada bir hayvanın kanının pıhtılaşma faktörü eksik hayatta kalması ne ile mümkün? Yani Hayat devam etmediği için bu eblehlerin iddia ettiği bir süreç söz konusu değil. Şimdi bu sadece bir pıhtılaşma faktörü. Bunu bir vücudun tümündeki sayısız faktör, enzim, hormon ve yapıtaşına kıyas edebilirsiniz.  Büyük bir tıp fakültesinin kütüphanesine gidip bir kadın doğum uzmanı profesörünün  kırk yılı aşkın ilim tahsil etme sürecinde okuduğu belki yüzlerce  kitabı sorup, sadece bir “Doğum” olayının mükemmel bir şekilde olmasını olanak dahiline sokan her biri aynı kilit taşı hükmündeki tüm mekanizmaları bu örnekler gibi kıyas edilirse konu daha iyi anlaşılır.

 

 

Biraz daha örnek verelim. Örümceğin iğnesinin gelişmediği, yılanın zehrinin henüz olmadığı, sivrisineğin iğnesindeki anestetik maddenin henüz işe yaramadığı, sülüğün kanın pıhtılaşmasını engelleyen faktörü henüz icat edemediği, kartalın henüz tam göremediği, şahinin pençelerinin olmadığı,  pankreasın insulin hormonunu henüz üretemediği, yarasanın yönünü bulamadığı ve avını sonarla tespit edemediği, burnunuzun içindeki mukozanın gelişmediğinden akciğerinize giden havanın süzülüp nemlendirilemediği, Dişi memelilerin doğum olayını gerçekleştirebilmek için gerekli hormonlara henüz sahip olmadığı, balinaların okyanusta kaybolduğu, fillerin düşük frekansta haberleşemediği ve hafızalarının henüz zayıf olduğu, kurdun koşamadığı, tavşanın kaçamadığı, balığın yüzme refleksindeki kaslarının henüz uygun kombinasyonda çalışamadığı, aslanın henüz gece göremediği, sırtlanın henüz kemiği parçalayamadığı, akbabanın yediği leşi sindiremediği, ağaçkakanın kafasındaki darbe emici mekanizmanın henüz etkili olmadığı, ineklerin henüz otları sindiremediği, bir memelinin  koku alma duyusunun henüz işlevsel olmadığı, herhangi bir canlının iç kulağındaki sisteminin henüz gelişmediğinden denge kuramadığı, bir köpekbalığının dişlerinin kırılması ile yerine yenilerinin gelmediği, bir hayvanın henüz tüylerinin ısı yalıtımı yapmadığı, çiçeğin arıya polenlerini taşıtacak bir sistemi henüz geliştiremediği, bir ceylanın kulağının henüz duymadığı, binlerce tür parazit canlının konakladıkları canlının metabolizmasını henüz keşfedemediği,  spermlerin kuyruklarının henüz işlevsel olmadığı, henüz bir dişinin erkeğe çekici gelmediği ve daha bunlar gibi Tıp, Genetik, Zooloji, Botanik, Biyoloji gibi onlarca anabilim dalının akademik olarak yayınlanan milyonlarca eserlerinde olmazsa olmaz olarak bir kilit taşı hükmünde belirtilen ve hayat mucizesi için birbiri ile bağlantılı gereklilik içerisinde bulunan, her biriminin gelişmesi için milyarlarca yıl mükemmel ve işlevsel olmadıkları hatta henüz var olmadıkları bir hayali bir süreci  kabul etmek  ne büyük bir yanılgıdır.

Peki, bu kadar batıl bir şeyi hala bu kendilerine bilim adamı diyen bol malumatlı şahıslar nasıl görmezler? Cevap şu sözlerde saklı;

Ey muannid münkir! Senin enaniyetin seni o kadar ahmaklaştırmış ki, yüz muhali birden kabul etmeyi, bir derece hükmediyorsun. Lem'alar ( 180 )

Peki neden ENE bu kadar tehlikeli olabiliyor. Darwinizmin bununla ne alakasi var?

 

Sonra kıyas-ı bi nefs suretiyle herkesi, hattâ herşeyi kendine kıyas edip, Cenab-ı Hakk'ın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder. Gayet azîm bir şirke düşer. اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ  mealini gösterir. Evet nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarına birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de "Kendime mâlikim" diyen adam, "Herşey kendine mâliktir" demeye ve itikad etmeye mecburdur.

Sözler ( 538 )

Peki, bu kadar batıl bir şeyi hala bu kendilerine bilim adamı diyen bol malumatlı şahıslar nasıl görmezler? Cevap şu sözlerde saklı;

Ey muannid münkir! Senin enaniyetin seni o kadar ahmaklaştırmış ki, yüz muhali birden kabul etmeyi, bir derece hükmediyorsun. Lem'alar ( 180 )

Peki neden ENE bu kadar tehlikeli olabiliyor. Darwinizmin bununla ne alakasi var?

 

Sonra kıyas-ı bi nnefs suretiyle herkesi, hattâ herşeyi kendine kıyas edip, Cenab-ı Hakk'ın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder. Gayet azîm bir şirke düşer. اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ  mealini gösterir. Evet nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarına birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de "Kendime mâlikim" diyen adam, "Herşey kendine mâliktir" demeye ve itikad etmeye mecburdur.

Sözler ( 538 )

 

Hayat bir cidal midir?

Bir konuda güçlü olanın hayatta kalması üzerine bina edilen temel felsefe. Burada Kainatta tezahürü görünen Cenab-ı Hakka ait Şefkat ve Merhamet gibi sıfatların inkarı var. Zerreye ulûhiyet veren efkâr-ı batıla sadece Hâlık ismini uygun görmüş. Ama tezahür eden esma Hâlik isminden ibaret değil ki. Mesela El Muzill, El Mani, El Kabid gibi isimlerinin de tezahürü var. Yani Cenabı Hak ayni zamanda yarattığı masnuatına zıtlık ve alçalma gibi dengelerde koymuş. Hâlbuki süreç içinde mükemmelleşme yanılgısı her zaman daha iyiye giderken kâinatın genelindeki diğer türleri de yok etme eğilimine girmeliydi. Bu konuyu örnekle açıklayalım. Mesela yorulma dediğimiz zıtlık olmasa idi, bacak kasları aynı kalp kasların gibi bir işlevsellikte olsaydı ne olurdu? İnsanlık tarihindeki hiçbir savaş bitmemişti.  Avını kovalayan aslan hiç yorulmamıştı. Kâinatta hayat kavramının var olabilmesi için aynı zamanda negatifliklerin bu zıtlıkların ve sınırlandırmaların ve hastalıkların musibetlerin de vaki olabilmesi gerekir. Hâlbuki evrim denilen yalanda koşullara uyum için hayatta kalmada mükemmelleşme, pozitif bir gelişim vehmidir. Yani bir bütün olarak kâinattaki hayat faaliyetinin idame olunması için ulûhiyet verdikleri Zerre!  Haşa! Demiş mi ki içimize birazda zıtlık alçalma hastalık katalım da kendi mükemmelliğimiz ve hayatta kalma başarımız diğer canlıların hayatına son vermesin?  Demek ki burada bu sıfatları inkar gibi Haşa! Zerreye ayni zamanda Hâkem, Habîr  gibi Cenab-ı Hakka ait diğer esmaların verilmesi gerekir. Halîk-ı Zülcelal bir türün varlığının diğer bir türün soyunu yok etmesini engelleyecek zıtlıklar koymuş  ve bu mevcudatın Muhit bir ilme sahip olan Bir Alim-i Mutlak'ın tasarrufunda olduğunun ispatıdır. Çita hayvanının muhteşem koşmak için yaratılmış olan vücut yapısı içine vücudunun ihtiyacından çok daha küçük bir kalp konmamış olsaydı kovaladığı ceylanın nesli çoktan bitmişti "…Subhanallahi Amma Yuşrikun ( haşir suresi 23. ayet)    Allah, (onların) ortak koşmakta oldukları şirklerden pek münezzehtir. Ve ardından gelen ”O, Hâlık (herşeyi yaratan), Bâri’ (yoktan var eden), Müsavvir (her mahlûka sûret veren) Allah’dır. Esmâü’l-Hüsnâ (en güzel isimler) O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa, O’nu tesbîh eder. Çünki O, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.”(haşir suresi 24. ayet)    ayeti nekadar da güzel anlaşılıyor.

 

Ortama adapte olmak

Diğer bir konuda  Ortam yanılgısı. Bir balinayı suya giren bir kurdun adaptasyonu, ortama ayak uydurması seklinde uyduranlar için. Aşağıdaki resme bakalım

Resimde görülen Arı orkidesi cinsi bir çiçek bir erkek arıyı cezb edecek bir yaratılışta. Simdi bu çiçeği hangi inkâr felsefesi ile açıklamak mümkün? Bu çiçeğin hücrelerinin atomlarının kâinatı gören bir gözümü var ki arının seklini (veyahut çizgi film karakteri gibi bu sevimli mahluğu) taklit etsin? Bu çiçeğin evrim yalanına Göre ortamı nedir? Arının beyni mi?

Bu tırtılın üzerindeki kocaman iki göze benzeyen desen, aslında kuşların daha büyük bir canlı zannı ile korkup tırtıla yaklaşmamasını sağlayan görsel bir algı yanılmasına neden olan bir savunma mekanizması. Şimdi bunu adaptasyonla izahı nedir? Bu küçücük tırtıl bu deseni on binlerce yıl deneyerek kuşların neden korktuğunu bulabilmek için sonsuz seçenek arasından mı seçti? Aynada kendisine göz kalemi ile çizdi! Ve öyle mi kaldı? Tırtıl kendi hücreleri ile alakalı bir ilme sahip olmadığına göre derisinde bulunan hücrelerin pigmentlerinin zerreleri kuşun gözünün algi yanılmasını nereden biliyor? Evrim yalanının süreç paradoksu ile incelersek; eğer bu desen o tırtılın hayatta kalmasını sağlayan temel faktör ise binlerce yıl içinde desen oluşma sürecinde bu zayıf savunmasız tırtıl nasıl hayatta kaldı?

 

Fe Subhanallah! Resimde Güney Afrika’da yaşayan İmparator Güvesi'nin kanatları. Büyük bir memeli hayvan yüzünün görüntüsü güveyi kuşlara karşı koruyor. Şimdi bu güvenin kanadındaki pigmentlerinin zerreciklerinin başka bir hayvanın yüzünü taklit edecek bir ilmi mi var? Ey suya giren bir memeliden balina çıkaran adaptasyoncu, bu hayvanın kanatları başka bir hayvanın yüzünü nasıl taklit eder? Ya da kuşun beynindeki görme merkezinin algı yanılmasını nereden bilir?

 


Resimdeki  kelebeğin kanatları bir baykuşun yüzünü taklit etmeye nasıl adapte olur? Milyarlarca yıl uçan bir baykuşa sırtını dönüp acaba siması kanatlarıma yansırda hücrelerim bu şekle adapte mi olur dedi?

 

 





 
 



 

 

 



Yaban hayatında bir çok hayvan yaşadığı ortam itibarı ile kamufle olacak renk ve desenlere sahip. Ama zebraların durumu biraz daha ilginç. Bu hayvanlar açık düzlüklerde desenleri kendilerini saklamak biryana nerdeyse daha fazla görünmelerine neden olur? Ama neden? Bilim adamları yaptıkları araştırmalarda bu desenlerin sürüye saldıran Aslan ve benzeri yırtıcıların zayıf bireylerine ( sürünün içinde kaldıkça ) saldırı anında odaklanmasını engelleyen bir göz yanılmasına neden olduğunu bulmuşlar.  Şimdi soru şu; Zebranın derisindeki atomlar hem aslanın gözünün algı yanılmasını veya beyninin nasıl çalıştığını, hem ışık prensiplerini, hem güneşi, hem de sürünün tamamının beraber hareket ettiğinde nasıl göründüğünü nasıl bilebilir? 






Şimdi bir örnek,

Simdi düşünelim.  Mesela Elma yada armut ağacı. Bu ağacın meyvesinin hayvanlar ve insanlar tarafından yenen lezzetli bir meyvesi var. Şimdi bu ağaç farzı muhal hayatta kalmayı başarmak için üreme sistemini geliştirdi diyelim ve buna da binlerce yıl içinde ulaşarak mükemmelleşti. Varsayım şu elma ağacının atomları diyorlarki  “ Hayvanların yemesinden hoşnut olacağı bir ürün geliştirelim. Bu ürünün içine de çekirdeğimizi saklayalım bu vesile leziz cezbedici meyvemizi yiyen canlının midesine girelim sonra bağırsakları yoluyla dışkısı ile beraber üremeye elverişli organik bir ortam içinde yeni bitkimiz filizlensin. Yani bildiğimiz tezek gübresi içinde. Şimdi sorular ? 

1)      Elmanın ağacının atomları Arının gözüne çekici gelmek için mi sanat eseri olan bir çiçek yaptı

2)      Bu elma ağacının atomları. Arının hangi kokudan hoşlandığını nerden biliyor aralarında nasıl bir iletişim var ki arıyı cezb edici bir koku vermiş?

3)      ilk poleni ilk rengi ilk kokuyu oluşturana kadar geçen o binlerce senede hiçbir böcek gelmedi hiçbir arı polenleşmedi. Elmanın ömrü 50 yıl ise nasıl hayatta kaldı.?

4)      Bu ağacın hücreleri ( atomları yada zerreleri) kendisini yiyebilecek, ürettiği meyve hoşuna gidecek bir canlının var olduğundan nasıl haberdar? (mesela bir inek)Elma ağacının hücrelerinin hayvanları gören bir gözü var mi?

5)      Bu hayvanları gören elma ağacının gözü ayni zamanda hayvanın neden lezzet aldığını bilecek şuur seviyesinde mi?

6)      Eğer hayvanin neden lezzet aldığını bildi ise ayni zamanda Bu hayvanin fizyolojisinde bilmesi lazım. Çünkü  lezzetli fakat fizyolojisine katkıda bulunmayacak belki zehirleyecek bir meyve üretirse o zaman hayvan faydası olmayan bir gıda ile karnini şişirir Hayvan o lezzetten de vazgeçemediği için başka bir şey yiyemez ve belki de  bu yüzden hayatını kaybederdi. O zaman o ağaç kendi neslini devam ettirebilecek başka bir canlının neslini, kendisi yok etmiş olur buda elmanın isine gelmez

7)      Elmanın( ve diğer sayısız tür meyveli bitkinin) çekirdeğinin çeperi öyle bir yapıdadır ki  onu lezzetli meyvesinden dolayı yiyen hayvanin midesinde sindirilemez ancak bu şekilde dışarı çıkabilir. O zaman o ağacın hücresinin atomları ayni zamanda hayvanların midesini bir Prof Dr dan daha ayrıntılı bilmesi lazımdır

8)      BU mümkün olmadığına göre diyelim ki adapte olacak ( hayatta kalacak ya ) . İlk üremede kullanılan Elmayı yaptı bu yere düştü ve bunu yiyen hayvanin midesinde sindirildi ise kainatta yere düşen hiçbir çekirdek ağaca geri dönmedi ki ona söyle desin  “ ağaç , biz gittik hayvanin mideye kadar ulaştık ama mide asitleri bizi eritti sen öyle bir çeper icat et ki rüşvet olarak verdiğimiz lezzetli kısım haricinde bu midede bizden sonra gelen çekirdekler erimesin  hayvanin dışkısı ile çıksın!!!”

9)      Hatta elmanın çekirdeği ilk etapta mesela bu yuvarlak hatlı kaygan şekli ile olmayıp ta diğer  sürtünme katsayılarına sahip bir kabukta veya farklı sekillerde olsa ilk başta ağzagirmeyecek girsede çiğnenemeyecek veya çiğnenesede yutulamayacak veya yutulsada sindirim borusundan kayamayacak veya kaysada  sindirelemeyecek  vs .. bağırsakta takılı kalacak idi o zaman muhtemelen enfeksiyona neden olacak ve ilk hayvanda ölecek idi. O zaman o Ağacın zerreleri hayvanın tüm sindirim sistemini bir Prof dan daha iyi bilmesi bir yana ayni zamanda hayvana merhametlide davranıyor!! olması lazım ki kendi türünü çoğaltan nesli yok etmesin ( haşa zerreye uluhiyet veren küfür zerreye Cenab-ı hakkın Tüm sıfatlarını da tevcih etmesi gerekir yani Rahman gibi. işte apaçık bu Şirkin nasıl büyük bir zulüm olduğunu sen anla)

10)  Görüyoruzki elma  ilk başta yeşil idi ve sonra kırmızı oldu ve sapı  kolay kopabilir hale geldi peki insan elinin veya bu meyveden faydalanan diğer hayvanların kolayca koparabildiği bu meyveyi üreten ağaç  bu ellerin fizyolojisini nerden biliyor .

11)  Peki beni diğer yeşil yapraklar arasından kolayca ayırt et diyen bir şuur seviyesinde senin veya hayvanların gözünün algı mekanizmasını nereden biliyor?

12)  Peki bu saptaki çürüme aslında yere düşmek içindi ise bu sapın  kopmasına ve çürümesine neden olan adaptasyon sureci binlerce yıl idi ise o binlerce yıl nasıl hayatta kaldı? ( yani gelecek nesilleri üretmeden türünü devam ettiremeden). Burada şunu yapabilirsin bir elma satın al ve sapını elmadan ayır iki ucunu tut ve koparmaya çalış. Hatta bir inşaat mühendisliği laboratuarında kaç kg yüke dayanabildiğini ölçebilirsin. Ölçersen inanılmaz sağlam olduğunu göreceksin . Peki biz elmayı ve binlerce çeşit meyveyi nasıl toplayabiliyoruz . Cevap, elma meyvesi olgunlaşması ile beraber diğer tüm meyveler gibi sapının ağaçla birleştiği nokta başka komplike bir sistem ile zayıflıyor yani tesadüfi değil zayıflıyor ve koparılmaya uygun hale geliyor. Bu ağacın içindeki sonsuz mekanizmadan sadece bir tanesi bu. Bu sap eğer zamanında çürümese idi tohumları dağılmamıştı vs..

13)  Tamam simdi asil soru. Bütün bunlar ve bir botanik bilimcinin daha ekleyebileceği binlerce madde hayali olarak binlerce yıl içinde bir süreç ile gelindi ise Bu binlerce yıllık süreç içinde bu ağaç meyve üretemedi veya çoğalamadı ise o zaman bu ağaç o süreçte nasıl türünü devam ettirdi ?

 

“İşte, ey tabiat bataklığına düşen gâfil! Eğer tabiatı bırakıp kudret-i İlâhiyeyi tanımazsan, herbir şeye, hattâ herbir zerreye hadsiz bir kuvvet ve kudret ve nihayetsiz bir hikmet ve maharet, belki ekser eşyayı görecek, bilecek, idare edecek bir iktidar, herşeyde bulunduğunu kabul etmek lâzım gelir.”
 Sözler | Otuz Üçüncü Söz | On Dördüncü Pencere

SorularlaEvrim

 

 

Paylaşma linkleri