SAMİ USLU

    Batı dünyası, Charles Darwin adlı doğa bilimcinin 200. doğum günü olan 2009'u Darwin yılı olarak ilan etti. Bu vesileyle dünyada ve bizde Darwin'in fikirleri genişçe tartışılıyor.    

Darwin, tüm hayvan türlerinin ve bu arada insanoğlunun ortak bir atadan geldiğini iddia etmiştir. Darwin'in gürültü koparan görüşü, canlılardaki evrimin doğal ayıklanma denilen (natural selection) bir süreç ile meydana geldiğidir. Buna göre, doğada canlılar arasında sürekli bir hayatta kalma mücadelesi, rekabet cereyan eder. Mücadelede ancak en güçlü ve en akıllı olanlar hayatta kalır ve kıt kaynaklardan istifade ederek, soylarını devam ettirir; zayıf, kuvvetsiz olanlar ise soylarını sürdüremez ve yok olurlar. Böylece, doğa sadece kendisine uyum sağlayanı barındırır (survival of the fittest). Darwin'in teorileri geniş çevrelerde hem kabul görmüş hem de reddedilmiştir. Mesela, doğanın onun iddia ettiği kadar hassas bir şekilde en güçlü olanı muhafaza ettiği bazılarınca kuşkuyla karşılanmıştır. Arı misalinde olduğu gibi, bazı hayvanların milyonlarca yıl aynı fiziki yapıda olduğu ve davranışlarının değişmeksizin zamanımıza kadar vardığı kanıtlanmıştır. Öte yandan, hayvanlar aleminde mücadelenin yanı sıra işbirliğinin de bulunduğu net bir şekilde gözlenmektedir. Darwin, insanın da bir evrim sonucu bugünkü haline ulaştığını iddia etmişse de antropologların inanılmaz sahtekarlıklarını yansıtan bazı sahte mezar ve fosiller dışında üzerinde durmaya değer hiçbir bulguya rastlanılmamıştır. Darwinizm'in insafsız ve tehlikeli yönlerinden birisi, güçlü olmayı en büyük bir fazilet, güçsüzlüğü ise adeta bir suç olarak görmesi ve kuvvetlinin zayıfa hayat hakkı tanımamasını doğal, hatta gerekli bulmasıdır. Bir iddiaya göre, Darwinizm, Nazi'lerin Yahudi mezalimindeki fikri yapıyı oluşturmuştur.

Darwin'in teorileri, başta Milton Friedman ve Alcian olmak üzere, takipçileri tarafından 'Ekonomik Darwinizm' deyimi altında iktisat alanına da tatbik edilmiştir. Darwincilere göre, ekonomide de doğada olduğu gibi kıyasıya bir rekabet yaşanır. Sadece güçlü ve azami kâr yapmak için her yola başvuran şirketler, gerekli kaynaklara ulaşarak yaşamlarını idame ettirir ve zamanla kendilerini geliştirirler. Buna mukabil, zayıflar kıt kaynaklardan mahrum kaldığı veya sahip olduğu kaynakları yitirdikleri için piyasadan silinirler. Yani, doğada olduğu gibi piyasalarda da bir doğal ayıklanma (natural selection) süreci işler ve en kârlı, en etkin veya en yenilikçi şirketler ayakta kalır. Sonuçta, devletler, şirketler ve fertler sadece kendi çıkarı için çalışmalıdır. Darwin'in ilkelerini sosyal yaşama yansıtan Herbert Spencer'a göre eğer bir insan fakirse bu onun hatasıdır, böyle insanlara asla yardım edilmemelidir. Zengin ise her halükarda yetenekli ve başarılıdır, zenginliğini gayri ahlaki yollardan elde etmiş olması önemsizdir. Yani, kapitalizm güçsüzün, zayıfın yaşam hakkı olmadığı acımasız bir ortamdır. Fakat, Spencer'a göre, kapitalizm bu haliyle doğaya en uygun, alternatifi bulunmayan bir sistemdir. Devlet, sisteme asla müdahale etmemelidir.

Darwinizm'in bu iktisadi versiyonu kabul edilir gibi değildir. 1990'lı yılların başından bu yana durgunluk içindeki Japon ekonomisi üzerine yapılan bir araştırmada, etkin bankaların battığı, etkin olmayanların ise yaşamını sürdürdüğü saptanmıştır. Aynı durumun şirketler için de geçerli olduğu bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Yani, durgunluk ortamında doğal ayıklanma süreci tersine işlemiştir. Öte yandan, yenilikçiliğin (innovation) hayatta kalmanın en önemli koşulu olduğuna dair görüş de araştırmalarla tekzip edilmektedir. Güvenilir incelemelere göre, piyasada yenilikçi değil, taklitçi şirketler ayakta kalabilmektedir.

Darwinizm, Tanrı karşıtı olmasına rağmen, kiliseyi sonunda dize getirmiştir, ancak ortayı, makulü öğütleyen İslamiyet karşısında duramamaktadır. İslam'ın dünyadaki önlenemez yükselişine karşı Darwinizm bir Truva atıdır. İçimizde olup da bu hastalıklı teoriyi destekleyenler ise Truva atından çıkan askerlerdir.

 

 SAMİ USLU, Zaman Gazetesi, 18 Mart 2009, Çarşamba

Paylaşma linkleri