Ahmet TAŞGETİREN

Charles Darwin'in "Türlerin Kökeni" üzerine ileri sürdüğü varsayımlar öteden beri tartışılır. "Türlerin tek bir kökenden evrimleşerek türediği", buna bağlı olarak çok bilinen örnekle  "Maymunla insan arasında derin bir akrabalık bulunduğu" varsayımı, "türlerin ayrı ayrı yaratılışı" inancıyla çelişik görülür, "insanın hayvana indirgenmesi" kaygısına yol açar ve dindar insanlar nezdinde tepki uyandırır.

Bir kesim de, "Din" ve "Yaratılış" ile hesaplaşmayı, Darwin üzerinden yapmayı tercih eder. Darwin, pozitif bilimin temsilciliği cephesine konur, karşıya da, bilimsel deneye dayanma kaygısı taşımayan "iman" yerleştirilir ve bilim imanı yener!!! Bu, pozitivist anlayışa heyecan verir.

Tartışma böyle sürüp gider.

Şimdi bu tartışma, Türkiye'de, TÜBİTAK tarafından çıkarılan Bilim Teknik dergisinin kapak dosyası sebebiyle bir kere daha yaşanıyor. Üstelik işin içine, "bilime karşı sansür" gibi yaman bir savaş aracı daha sokularak.

UNESCO, 2009'u, 200'üncü doğum yıldönümü sebebiyle  "Darwin Yılı" ilan etmiş. Bu yıl, aynı zamanda Türlerin Kökeni kitabının da 150'inci yayın yılı imiş. Darwin bu vesile ile  TÜBİTAK'ın Bilim ve Teknik dergisine kapak yapılmış, ancak dergi baskıya girmeden kapak değiştirilmiş. İşte bu "bilime sansür" diye niteleniyor ve buna sebep olduğu var sayılan kişiye (Prof. Dr. Ömer Cebeci) ve zaten topun ağzında bulundurulmakta olan TÜBİTAK yönetimine ver yansın ediliyor. Tabii bu arada müthiş bir "Darwin güzellemesi" de "Bağnazlık suçlaması"nın paralelinde devreye giriyor.

Önce işin "sansür hikayesi" boyutuna dair söylenecekler var:

-Öncelikle TÜBİTAK, bugüne kadar bir hayli Darwin yayını yapmış.

-İkincisi, söz konusu edilen derginin kapağı yayın kurulunda önce "küresel iklim değişikliği" olarak belirlenmesine rağmen, bir, hafta sonu darbesiyle Darwin'li hale dönüşmüş. Yani, yayın kurulundan kaçırılan bir kapak operasyonu var.

-Üçüncüsü de, TÜBİTAK dergisinin Darwin'li bir kapak  yapması, bilimden yana olmanın - olmamanın bir kriteri değil.

Gelelim işin öteki yanlarına:

-Meselenin bir Din - İlim boyutu var. Birileri, kendilerine sağlam bir sığınak oluşturmak için dinle hesaplaşmayı bilim üzerinden yapmayı tercih ediyor. Ancak, özellikle İslam açısından söylemek gerekirse, İslam'la pozitif bilimlerin kavgası diye bir şeyden söz edilemez. Aksine, İslam, kainatta var olan her şeyin "Allah'ın ayeti" olarak anlaşılması telkininde bulunur. "Allah'ın ayetlerine bakın" dediğinde, Kur'an, sadece kendi ayetlerine değil, yerdeki ve gökteki her şeye bakılmasını ister. Bak, yani anla, öğren, derinliğine gir, demektir bu. 14 asırlık İslam çağlarında da bir çok bilim adamı, dini ilimler yanında pozitif ilimlerle de uğraşmıştır.

-Darwin'in türlerin kökenine ilişkin varsayımları elbet dikkatle incelenmeye değer. Bitki, insan, hayvan arasında bağlantılar varsa, bir takım benzerlikler bulunuyorsa ve bu benzerliklerden yola çıkarak, insan ve evren daha iyi anlaşılabilecekse, bu, insanın bazı sağlık sorunlarını çözmesine imkan sağlayacaksa, ya da sırf bilimsel bir merakla neden incelenmesin? İslam asla buna mani olmaz.

-İslam, iki şeyde ısrar eder:

Bir, Allah'ın varlığı ve kainatın Allah tarafından yaratıldığı bilgisinde...

İki, Allah'ın her türlü yaratmaya kadir olduğu bilgisinde... Yani türleri tek tek yaratmaya da, bir evrim süreci içinde halk etmeye de kadir bir Yaratıcı söz konusudur. ...

İnsan ve evren konusunda İslam'ın anlayışı şudur:

Allah Teala, insanı ayrı bir varlık olarak, özel bir misyonla yaratmıştır. İnsan, Yaratıcı nezdinde, özel ihtimam gören bir varlıktır. Her türlü hayvandan farklıdır. Bu, kainatın yaratılış gerekçesi ile de alakalı bir durumdur. Kainatın anlamı, en azından insan açısından anlamı, insanın özel yaratışıyla bağlantılır.

Darwin ve onun tezinin zaman zaman buluştuğu materyalist felsefe, yaratılıştan değil, kendi kendine varoluştan ve varoluşun evrimle bugüne geldiğinden bahseder.

İslam bunu kabul etmez.

Bunun bilimsel olduğu da iddia edilemez.

Kainatın varoluşu ile ilgili tüm tezler, varsayım niteliğindedir, bir. Çünkü insanın evrenin başlangıcını gözleme imkanı yoktur.

İnsanın bilinen tarihinde Darwin'in iddia ettiği gibi, tabii seleksiyon yoluyla bir "tür dönüşümü", sıçraması, ya da daha avami bir ifadeyle "Maymundan insana geçiş" söz konusu değildir, iki. Darwin, bu noktada sadece, kanıtlanmamış, tamamen faraziyeden ibaret bir teori ortaya koymaktadır.

-Ve üç: Evet, Allah'a iman ve yaratılış, bir iman işidir. Ama, Yaratılış ötesindeki yaklaşımların inançtan öte bir boyutu olduğunu kim söyleyebilir ki? Kim kainatın, kendi kendine var olduğuna dair bir kanıt üretebilir ki?

***

Son olarak, son gezimizde, Chicago'da yaptığımız, örneği bir çok yerde bulunan bir dev akvaryum ziyaretinden bahsetmek istiyorum.

Orada, bütün hacmi bir santimetrekareden ibaret olan balıklar yanında, dev deniz canlıları türlerini gördük. Her birine, özel özel renkler işlenmiş. Baktığınızda "Bu varlığa itina edilmiş", diyorsunuz. Bir tek hücre ihmal edilmemiş. Her şey, o kadar açık biçimde bir yüce kudreti işaret ediyor ki, bunu görmemek gözleri kapamak bile yetmez, kalpleri kapamak gerekir. 

İnsana gelince, insanın daha özel bir niteliği bulunduğu nasıl görmezden gelinebilir ki?

Şayet Darwin, insanı hayvana indirgemişse, bundan daha büyük bir ilim fecaati olabilir mi?

Ahmet TAŞGETİREN - Bugün

Paylaşma linkleri