T:Biz arabanın insan tarafından yapıldığını biliyoruz. Eğer insan tarafından yapıldığını bilmeseydik, araba için de bir ustanın eseri olduğunu söyleyemezdik.

 

F:İlginç bir yaklaşım! Senin bu görüşünü kabul edersek, fabrikada bizzat yapıldığını görmediğimiz hiçbir arabanın ilim, şuur, kudret ve hikmet sahibi bir usta tarafından yapıldığını söyleyemeyiz. Oysa araba fabrikasına hayatında uğramamış birçok insan arabaların insan yapımı olduğunu kabul ediyor. Sence yanlış mı yapıyorlar?

 

T:Bence gözleriyle görmemişse yüzde 100 eminlikte konuşamazlar. Ancak yüzde 99.9 eminlik derecesinde konuşabilirler.

 

F:Pratikte bir şeyin kaynağıyla ilgili bir seçeneğin doğru ol­ma ihtimali yüzde 50’nin üzerindeyse mesele bitmiştir. Çünkü iki veya daha fazla seçenek olabilir. Eğer birinin doğru olma ihtimali yüzde 50’den fazlaysa diğerlerinin doğru ihtimali yüzde 50’den azdır. Rasyonel insan, doğru olma ihtimali en yüksek olan seçeneği tercih eder. Bu açıdan bir arabanın nasıl meydana geldiğine ilişkin farklı seçenekleri düşündüğü­müz­de, herhangi biri yüzde 50’den fazla ihtimalle doğruysa, bu en kuvvetli seçenektir. Rasyonel olarak bu seçeneği tercih et­mek gerekir. Kaldı ki sen yüzde 99.9’dan bahsediyorsun. Neredeyse yüzde 100 demek. Ayrıca bu derece şüpheci olan biri fabrikaya gidip arabanın yapılışını kendi gözleriyle görse bile yüzde 100 emin olamaz. Çünkü gözlerinin, hakikati olduğu gibi gördüğünü kesin olarak söyleyemeyiz. Böyle biri kendi varlığından bile kuşku duyacağı için muhatap almaya değmez.

 

T:Tamam, anladım. Söylediklerine itirazım yok. Ancak iki nesne arasında fark arttıkça birincisinden hareketle ikincisinin nasıl ortaya çıktığıyla ilgili ortaya attığımız görüşün doğru olma ihtimali azalır. At ve araba arasında çok büyük farklar var.

 

F:Aynı noktaya tekrar dönmeyelim lütfen. Biraz önce bu sorunu çözmüştük. Kâinattaki bütün nesneler arasında sadece iki fark var olduğunu kabul etmiştin. Materyalist dünya görüşüne göre, başka hiçbir farktan söz edemeyiz.

 

T:Sen önemli bir ayrıntıyı kaçırıyorsun. Temelde iki fark var. Ancak bu farkın çok farklı dereceleri var. Örneğin, at ile araba arasında parçacıkların sayısı ve dizilişleri çok farklıdır.

 

F:Aynı şey küçük bir otomobille minivan arasında da geçerli. Küçük bir otomobili minivandan ayıran içindeki parçacıkların sayısı ve dizilişlerindeki farktır. Senin dediğine göre, iki araba her şeyiyle tıpa tıp aynıysa, birisinden hareketle diğerinin de ustasını olduğunu iddia edebiliriz. Ancak ikisinin “özellikleri” farklı olunca aynı çıkarımda bulunamayız. Diyelim ki sen, ilk insan yapımı otomobili yaparken gözlemledin. Ustasını gördün. Bir de araba fuarına gidip son model arabalar gördün. Tabii ki son model arabaların ilk yapılandan, özellikleri itibariyle, binlerce farkı var. Sence ilk otomobile bakıp son model otomobilin insan yapımı olduğunu söyleyemeyiz mi?

 

T:Ih! Bilmem ki…

 

F:Bilinmeyecek hiçbir şey yok ortada. En ilkel otomobilin ancak ilim, şuur ve kudret sahibi bir ustanın eseri olduğunu biliyorsak, son model bir otomobilin daha yüksek ilim ve kudret sahibi bir usta tarafından yapıldığına hükmederiz. Çünkü son model bir otomobil, yapılışı itibariyle daha karmaşık ve daha fonksiyonel… Demek ki ustası daha fazla ilim ve hikmet sahibi.

 

T:Senin arabayı misal verip nerede yanlışlık yaptığını göstereyim sana. Toyota Corolla marka bir araban var. Detroit’te Toyota fabrikası var, orada üretilmiş. Diyelim ki senin araban yapılırken sen oradaydın. Ustasını iş başında gözlerinle gördün. O zaman, sen Toyota Corolla arabanın ilim ve kudret sahibi bir usta tarafından yapıldığına yüzde 100 emin olursun. Bu arada senin araban kaç modeldi?

 

F:2002 model.

 

T:Senin 2002 Toyota Corolla araban senin için “referans nesnesi” olsun. 2007 Toyota Corolla bir araba da “test nesnesi” olsun. Sen test nesnesi olan arabayı yaparken görmedin. Ancak, ikisini karşılaştırdığında aralarında birçok benzerlik göreceksin. Gördüğün benzerliklerden hareketle, yüzde 99.9 ihtimalle test nesnesi olan 2007 Toyota Corolla da ilim ve kudret sahibi bir ustanın eseridir diyebilirsin. Ancak, referans nesnesi aynı kalmak kaydıyla, “test nesnesini” değiştirdiğinde, eğer test nesnesi gittikçe farklılaşırsa, test nesnesi hakkında daha az kesinlik derecesiyle konuşabilirsin.

 

F:Öncelikle, bir noktayı belirtmek istiyorum. Biz analoji yoluyla, ustası bilinen bir “referans nesnesi”yle nasıl ortaya çıktığını bilmediğimiz bir “test nesnesi”ni karşılaştırırken aslında iki soruya cevap arıyoruz:

 

1) Test nesnesi de ilim ve kudret sahibi bir ustanın eseri midir?

2) Test nesnesinin ustasının ilim ve kudreti referans nesnesinin ustasının ilim ve kudretine kıyasla daha çok mu yoksa daha az mı?

Biz öncelikle birinci soruya cevap arıyoruz. Senin biraz önce söylediğin şu manaya geliyor: Test nesnesini 2007 Toyota Corolla yerine 2007 Toyota 4Runner (SUV) aldığımızda, birinci soruya vereceğimiz cevabın eminlik derecesi yüzde 99.9’dan, mesela yüzde 98.9’a düşer.

 

T:Kesin bir yüzde vermedim. Ancak, yüzde 99.9’dan daha düşük olur. Çünkü Toyota 4Runner hem görünümü, hem büyüklüğü, hem de özellikleri itibariyle hayli farklı. Test nesnemizi farklılaştırdığımız oranda ilim ve kudret sahibi bir ustanın olduğuna olan eminliğimiz azalır. Jumbo Jet uçağını test nesnesi yaptığımızı düşünelim. Toyota Corolla’dan çok farklı olduğu için analoji yapıp ustası ilim ve kudret sahibidir diyemeyiz.

 

F:Doğrusu hayretle dinliyorum seni. Toyota Corolla’nın ilim ve kudret gerektirdiğini gördüğün halde, ondan binlerce kat daha karmaşık olan, yani daha yüksek ilim ve kudret gerektiren Jumbo Jet uçağının ustasız meydana gelebileceğini söylüyorsun. Eminim senin bu dediğine insanların yüzde 99’u katılmaz. Çünkü doğru muhakeme yapan herkes anlar ki Jumbo Jet ancak daha yüksek ilim ve kudret sahibi bir ustanın eseridir. İstersen, bu konuda hızlıca bir anket yapalım. Hazır etrafta tur atıp dolaşanlar var. On kişiyi durdurup soralım. Eğer, çoğunluk seninle hemfikirse, ben şimdiye kadarki bütün iddialarımdan vazgeçeceğim.

 

T:Hııı! Galiba sen haklısın bu konuda. Bir eserin insan yapı­mı olduğu sonucuna varmak için bazı koşulları taşıması gerekir. Asgari (minimum) koşulları taşıyan bir eserin insan yapımı olduğuna hükmedebiliriz. Eserin daha karmaşık yapıya sahip olması, ustasının ilim ve kudretinin daha yüksek olduğuna götürür bizi.

 

F:Minimum koşulları açıklayabilir misin?

 

T:Tabii ki! Bence temelde üç özellik görüyoruz insan yapımı eserlerde.

Birincisi: Hepsinin düzgün bir geometrik şekli vardır.

İkincisi: Hepsi metal, plastik veya cam gibi hammaddelerden yapılmıştır.

Üçüncüsü: Hepsinin bir kullanım fonksiyonu vardır.

Oysa insan ürünü olmayan “öteki eserler”de bu özellikleri görmüyoruz. Eğer öteki eserlerin de ilim ve kudret sahibi bir ustası olsaydı, insan eserlerine benzer özellikleri eserlerini yansıtırdı. Bilgisayarla insan beynini düşünelim. Bilgisayar düzgün bir geometrik şekli var. Hata içini açıp bakarsan son derece düzgün olduğunu görürsün. Oysa beyne bakarsan, kıvrımlı, şekilsiz bir şey…

 

F:İnsan beynini onun eseri olan bilgisayarla kıyaslayıp beyni aşağılıyorsun. Doğrusu, eminim beyinler dile gelseydi, hepsi senden davacı olacaklardı. Beyin, bilgi işletim merkezi olarak birbiriyle bağlantılı milyonlarca bilgisayarı geride bırakır. Bilinç yönü itibariyle beyin hiçbir bilgisayarla kıyaslanmaz. Bilgisayar bilgiyi işler ancak hiçbir şey anlamaz. Hiçbir şeyin manasını bilmez. Oysa insan beyni, işlediği bilgileri anlar ve bilerek kullanır.

Diyelim ki sabah geldiğimizde burada harika bir bilgisayar bulduk. Çalıştırdığımızda anladık ki mevcut bilgisayarlardan binlerce kat daha iyi işliyor. Ancak, kasasını açıp içindeki donanıma bakınca, bütün parçaların karma karışık bir şekilde yerleştirildiğini gördük. Ne diyeceksin böyle bir durumda? Parçaları geometrik olarak düzgün bir şekilde dizilmediği için ilim ve kudret sahibi insan değil de cahil ve aptal bir hayvan mı yapmıştır diyeceksin?

 

T:Hımmm! İlginç bir örnek!

 

F:Kaldı ki Kâinatın Sultanı, her şeyi senin keyfine göre yapacak değil ya! Senin nazarında, bir şeyin düzgün ve güzel olmaması, gerçekte de öyle olmadığına delil olamaz. Doğrusu, bilim adamları, simetri olarak adlandırdıkları geometrik düzgünlüğün kâinatın inkâr edilemez gerçeği olduğunu söylüyorlar.[1] Kâinattaki ilahî eserlerin düzgün ve sanatlı yapılışları, beşerî eserlerden hem sayıca hem de nitelik olarak çok ileride olduğuna seninle bahse girebilirim. Doğrusu beşerî eserlerdeki sanat, çoğu zaman ilahî eserlerin taklidinden öteye gidemiyor. Anlaşılan sen felsefî kaktüslerle uğraşırken, etrafında sana tebessüm eden rahmet çiçeklerini göremiyorsun.

 

 


[1] Nobel ödüllü Leon Lederman ve fizik teorisyeni C. T. Hill’in yazdıkları, Prometheus Books yayınevinde çıkan Symmetry and the Beautiful Universe (Simetri ve Güzel Kâinat) isimli kitap, bilimin kâinattaki simetriyi nasıl deşifre ettiğini çok güzel anlatıyor.

Paylaşma linkleri