Batı aleminde, kainatta görülen ve her an devam eden değişiklik ve farklılaşmaların bir kısmı Allah’a verilmez. Onun için, sınırlı güce sahip bir ilah anlayışı sergilenmektedir. Böylece, gerek dini sahada ve gerekse bilim alanında çok farklı yaratıcı kavramı karşımıza çıkmaktadır. Her düşünür, ya da felsefecinin, kâinatı algılama kapasitesi ve düşüncesine göre âdeta bir Allah modeli çizdiği görülmektedir.

Yaratılışta tesadüfün ve sınırlı güce sahip ilah anlayışının ön plana çıkışının en önemli sebebi, kötülük problemi olarak ifade edilen, hastalılar, ölümler ve benzeri musibetlerin, Rahmet ve adalet sahibi olarak bilinen Allah’a verilmek istenmeyişinden  kaynaklanmaktadır.

Diğer taraftan, bazı düşünürler de, Allah’ın tam yetkili olması durumunda da, kişi özgürlüğünün engellenmiş olacağını ileri sürer ve insanların etkin gücünün, zorunlu olarak Allah’ın özgürlüğünü sınırlayacağını belirtir.1

Bu yaklaşımla, Allah’ın yetkileri sınırlanmakta, tesadüfün âlemdeki düzenin bir parçası olarak yorumlanabileceği ileri sürülmektedir.

Sonuç olarak; kâinatın ortaya çıkışı ve işleyişini anlamada, bir Yaratıcı’nın varlığını bilmeye ihtiyaç vardır. Ancak, bu Yaratıcı’nın sıfatlarını ortaya koymada Batı dünyasında ortak bir değer hükmü yoktur.  Allah’ın tam yetkili olması durumunda, din adamları da dahil, bütün bilim adamları, kişi özgürlüğü ile kâinatta meydana gelen ve kötülük olarak adlandırılan; ölümler, acılar ve hastalıkları açıklayamamaktadırlar. Bu sebepten, her düşünür, kendi âlemine göre bir yaratıcı modeli sunmaktadır. İslâmiyet, bu konuları gayet açık ve herkesi tatmin edecek şekilde Allah anlayışını ortaya koymuş olmasıyla, bu problemi kökünden çözmüştür.

Prof. Dr. Adem Tatlı
 


1. Tracy,T. Narrative Theology and  the Acts of God.Edinburgh: Clark, 1990.

Paylaşma linkleri