"Bizim arzı (yeri) alıp uçlarından nasıl eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah öyle hükmeder ki, onun hükmünü denetleyecek hiçbir merci yoktur. O, hesabı çabuk görür." (Rad, 13/41)

"...Fakat, Bizim (ilim, irade ve kudretimizle) yerde tasarrufta bulunup, onu etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı?" (Enbiya, 21/44)

"Bizim arzı (yeri) alıp uçlarından nasıl eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah öyle hükmeder ki, onun hükmünü denetleyecek hiçbir merci yoktur. O, hesabı çabuk görür." (Rad, 13/41)

"...Fakat, Bizim (ilim, irade ve kudretimizle) yerde tasarrufta bulunup, onu etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı?" (Enbiya, 21/44)

Bu âyetlerde geçen 'yerin eksiltilmesi' ifadesiyle; erozyon (bozunma, aşınma, taşınma), volkanlar yardımıyla lâvların dışarı atılması, atmosferin dış tabakasından oksijen ve diğer gazların uzaya yayılarak Dünya'nın dış katmanlarından madde kaybına uğraması, buzulların eriyerek okyanusların yükselmesi neticesinde karaların yüzölçümünün azalmasının işaret edilebileceği belirtilmiştir. Burada şu soru sorulabilir: Bir küre olan arzın etrafı neresidir ve bu 'etraf' nasıl eksiltilmektedir?
Yerkabuğu 12 tektonik levhadan müteşekkildir. İlk defa Alman meteorolog Alfred Wegener 1912'de "kıtaların sürüklenmesi" hipotezini ileri sürmüştür. 1960'larda ise "levha tektoniği teorisi" geliştirilmiştir. Bu teoriye göre, yerkabuğu levha (plâka) denen çok büyük parçalar hâlindedir. Bazıları okyanus, bazıları kıta levhası olan bu parçalar, manto üzerinde yüzer hâlde bulunduğundan derinlerden gelen ısı akımları sebebiyle birbirlerine yaklaşıp uzaklaşmaktadır. Yaklaşık 225 milyon yıl önce kıtalar tek bir plâka (Pangea) hâlindeydi (Şekil–1). Yeryüzünün geri kalan kısmı, Büyük Tetis Okyanusu'ydu. Kıtaların arasındaki boşluklara suların dolmasıyla okyanus ve denizler meydana geldi. Farklı yönlere sürüklenen bu iki dev kıtanın birincisinden Afrika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan; ikincisinden ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya'nın Hindistan dışındaki kısımları oluşturuldu. Son safhada yerkabuğu tekrar kırılıp yarılarak 12 büyük levhaya ayrıldı. (Şekil-2) Kur'ân-ı Kerîm'deki "Dönüşlü olan göğe andolsun. Yarılan yere de." (Tarık, 86/11–12) mealindeki âyetlerde buna da bir işaret olduğu söylenebilir. Ayrıca "Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır..." (Rad, 13/4) mealindeki âyet de arzın tek bir kara parçasından oluşmadığına işaret buyurmaktadır.

Yerbilimciler tarafından 20. yüzyılda yeni keşfedilen bu yarılma (bölünme) ve yayılma hâdisesi Kur'ân-ı Kerîm'de birçok yerde defalarca zikredilmektedir:

"O, yeri yayıp döşeyen..." (Rad,13/3)
"Yeri de yaydık, genişlettik ve oraya sağlam dağlar çaktık... " (Hicr, 15/19)
"Onu (yeryüzünü) da biz döşedik; gerçekten ne de güzel döşedik." (Zâriyât, 51/48)
"Bunun ardından yeri (iskâna hazır hâle getirmek için) yumurta biçiminde yaydı." (Nâziât, 79/30)
"Yeryüzü nasıl yayılıp hayata elverişli kılınmış?" (Gàşiye, 88/20)
"Yemin olsun... yere ve onu yayıp döşeyene." (Şems, 91/6)

Sürüklenerek hareket eden 12 plâka arasında üç çeşit sınırın var olduğu belirtilir. Bunlardan birincisi, ayrılan sınırlardır. Burada magma yükselerek plâkaların iki parçası arasından yeni bir okyanus kabuğu oluşturulur. İkincisi, çarpışan sınırlardır (dalma-batma bölgesi). Burada da plâkalar birbirine zıt hareket eder ve biri diğerinin altına dalar. Üçüncüsü ise, doğrultu atımlı sınırlardır. Burada ise, iki plâka sınırı birbirine sürtünerek hareket eder ve bu hareket, sınırları aşındırarak öğütür (Şekil-2). Şekil 2'deki siyah çizgiler, 12 plâkayı birbirinden ayıran sınırları göstermektedir. Bu plâkalar, kendilerini ayıran sınırlar boyunca, manto katmanı üzerinde yüzen bağımsız kıtalardır. Bu durumda âyette geçen arzın etrafı (çevresinin) kelimesinin, bu plâkaları birbirinden ayıran sınır çizgilerine de işaret ettiği söylenebilir.





Plâkalar arasındaki çarpışan sınırlar veya dalma-batma olarak tanımlanan bölgelerde litosfer, eğilerek astenosferin içerisine dalmaktadır (Şekil-3). Litosferin (yer kabuğu) eğilerek okyanus çukurlarındaki yarıklardan içeri dalmasına, Kur'ân-ı Kerîm'de mealen; "Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Hz. Davud) Allah'ı tesbih ederlerdi." (Sad, 38/18) ve "... yer yarılacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecekti." (Meryem, 19/90) şeklinde işaret edilmektedir.

Dalan plâka uçlarının manto içerisinde 670 km'ye kadar ilerledikleri tespit edilmiştir. Bunlar, yerkabuğunda en çok deprem, çarpışan ve dalan plakaların olduğu kesimlerde meydana gelmektedir. Yer üzerindeki depremlerin % 95'i ve volkanizmanın % 90'dan fazlası plâkalar arasındaki okyanus ortası bu sırtlarda meydana gelmektedir (Şekil–4). Plâkalar arasındaki okyanus ortası sırtların uzunluğu 64.000 km'dir ve bu ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında tespit edilebilmiştir.

Hindistan levhasının kuzeydeki Avrasya levhasına bindirdiği sınırda, derinlerdeki eski okyanus levhası her yıl ortalama 3,7–5,4 cm. hızla mantoya dalarak parçalanmakta ve erimektedir. Yine Nazca plâkasının Güney Amerika plâkası ile çarpışarak altına daldığı yaklaşık 20.000 km. uzunluğundaki dalma-batma bölgesinde her yıl ortalama 9,2 cm. ile 11,1 cm. arasındaki okyanus levhasının ucu mantoya dalarak parçalanmakta ve eriyerek dağılmaktadır (Şekil–5).

Yerkabuğundaki dalma-batma bölgeleri, 1.500 kilometrelik kesit güzergâhları boyunca, Arason & Van der Hilst (2001) tarafından P-dalgası tomografisi ile 1.500 km. derinliğe kadar ölçülmüştür (Şekil–6). Bu kesitlerdeki mavi kısım, dalan okyanus kabuğunun manto içerisindeki yayılma hâlini, yaklaşık 660 km. derinlikten sonra parçalanıp eriyerek dağıldığını göstermektedir. Bu durum, arzın çevresinden eksiltildiğine önemli bir işaret kabul edilebilir.


( Doç.Dr. Halil MURAT)

Paylaşma linkleri