T:Evrimin oluştuğuna ilişkin bazı deliller var elimizde. Onlardan hareketle muhtemelen hayat evrimle başladı diyoruz.

F:Neymiş evrimin mucize dediğiniz hayata kaynaklık ettiğini gösteren deliller? Fosilleşmiş “fosil delilinden” mi söz ediyorsun?

T:Hayır. Hâlen devam eden bir delil var. Sağlıkçı geçmişin olduğu için bakterileri iyi bilirsin. Biz bakterilere karşı antibiyotik geliştirip onları imha etmeye çalıştığımızda bakteriler evrime uğruyor. Darwin’in öngördüğü gibi, güçlünün hayatta kaldığını ve zayıfın da yok olduğunu müşahede ediyoruz. Örneğin, kuvvetli bir antibiyotik bakterilerin yüzde 90’nını öldürüyor; ancak kuvvetli olan yüzde 10 kalıyor. Kalanlar çoğalıyorlar ve uygun ortam bulduklarında tekrar hâkim konuma geçiyorlar. Aynı antibiyotiği verdiğimizde bu sefer hiç etki etmiyor. Çünkü bütün bakteriler, söz konusu ilaca karşı mücadele edip hayatta kalabilecek kapasiteye sahip… Başka bir antibiyotik denediğimizde, yine aynı şeyler oluyor. Yüzde 90 ölüyor, yüzde 10 kalıyor. Kalanlar ilaca mukavemet ediyor. Bu şekilde bakteriler yüz nesil geçirdiğinde, ilk bakteri ile yüzüncü torun arasında çok büyük farklar oluşuyor. Aslında ilk bakteri evrilmiş ve farklı bir bakteri olmuştur. İşte sana evrimin yaşanmış olabileceğine örnek. Bakteri evriliyorsa, neden diğer canlılar da evrilmesin?

F:Verdiğin misal evrime örnek olamaz. Misalin kendisinde önemli sorunlar var. Öncelikle onları gidermen lazım… Evrim teorisi cansız elementlerin canlı hücreye dönüştüğünü, tek hücreli en basit bir canlının öncelikle oluştuğunu varsayıyor. Daha sonra, bu canlı evrilip, devrilip şu anda milyonlarla ölçtüğümüz farklı canlı türünü meydana getirmiştir diyor.

Öncelikle bakterilerdeki değişimin nasıl olduğunu açıklaman gerekir. Bir misal ile nerede mantık hatası yaptığını göstereyim müsaade edersen. Elimizde yüz bakteri olduğunu düşünelim. Bunların nasıl evrildiğini takip edelim. Daha somut düşünmek için, yüz bakteri yerine yüz “düşman askeri” farz edelim. Hakikaten bizim zaviyeden bakınca, her bir bakteri bir düşman askeri gibi. Bizi yaralayıp öldürmeye çalışıyor. Gerçi dost olup bizim menfaatimize çalışan ve bize çok büyük hizmetler yapan bakteriler de var.

Şimdi düşman olan bakterileri düşünelim. Bu yüz askerin hepsinde birer sopa var. Doksan kişinin sopası ince ve çabuk kırılacak cinsten. Ancak on kişinin elinde çok sağlam sopalar var. Biz elinde sağlam sopalar olanlara adına antibiyotik dediğimiz askerlerimizi gönderince, doksan düşman askerinin hepsini yendiler. Karşı taraf mağlubiyeti kabul etti. Savaş bitti.

Ancak bir süre sonra, kalan on düşman askeri, yeni evlatlar edindiler, çoğaldılar. Bize karşı tekrar saldırıya geçtiler. Ancak ilginç tarafı bu sefer hepsinin elinde sağlam değnekler var. Biz önceki seferi yapan askerlerimizi gönderdik, mağlup oldular. Bunun üzerine av tüfeği kullanan yeni bir tabur hazırlayıp düşman askerinin üzerine saldık. Bütün düşmanı imha etmelerini bekliyorduk.

Savaş bitince baktık ki yüzde 90 ölmüş, yüzde 10 yine hayatta kalmış. Hayatta kalanların elinde ise tabancalar var. Bizim tüfekli askerlerimiz onlarla baş edememiş. İkinci savaştan sonra hayatta kalan on düşman askeri de tekrar çoğalıp yüzlerce evlat yetiştiriyor, hepsinin eline tabanca veriyor.

Bizim zayıf bir anımızı yakalayınca tekrar taarruza geçiyor. Tüfekli askerlerimizi gönderiyoruz yine mağlup oluyorlar. Bu sefer, kalaşnikof kullanan bir taburu gönderiyoruz. Düşmanı üçüncü defa mağlup ediyoruz. Ancak bir süre sonra öğreniyoruz ki düşmanın yüzde 10’u yine hayatta kalmış.

Aynı taktik hiç bitmeden devam ediyor. Biz yeni silah denedikçe düşman daha iyisiyle karşılık veriyor. Savaşımız asırlarca devam ediyor.

Senin düşüncene göre, sopa kullanan düşman askeriyle fü­ze kullanan düşman askeri birbirinden farklı. Demek ki sopalı askerler füzeli askerlere dönüştü diyorsun. Oysa öncelikle hiçbir eğitimi olmayan, hatta aklı dahi olmayan, ap­tal düşman askerinin, bizim akıllı askerlerimizden nasıl daha iyi silah ürettiklerini cevaplaman gerekir.
Yüz binlerce akıllı insanı bir araya getirip yıllarca eğitime tabi tutuyoruz. Milyarlarca dolarlık yatırım yaptıktan sonra, etkin bir silah icat edebiliyoruz. Oysa düşman bakteri askerlerinde hiç akıl bile yok. Hepsi sıfır zekâ seviyesine sahip… Hiçbir okula da gitmiyor. Konuşmayı bile bilmiyorlar. Hem de kör ve sağırlar. Gel gör ki her seferinde bizim silahlarımızdan daha iyisini üretiyorlar!

Öncelikle düşman askerlerinin bunu nasıl başardığını açık­laman gerekir.

T:Evrim onlara öyle bir kabiliyet vermiş, bize vermemiş. Bilim adamları bakterilerin nasıl ilaçlara karşı direnç getirdikleri­ni açıklıyor.

F:Bir şeyin meydana geliş zincirini açıklamak, onun kimin tarafından, nasıl yapıldığını izah edemez. Çalışanlarının görünmez olduğu bir silah fabrikasında bir silahın üretim halkalarını gözlemleyip hammaddeden nasıl füze çıktığını açıklaman o silahı kimin yaptığı sorusuna cevap olamaz. Seküler bilim, “nasıl” sorusuna cevap ararken, bir şeyin oluşum halkalarında gözlemlediği şeyleri tarif ediyor. Oysa şu soruları da sorması gerekir:

Bunlar niçin oluyor? Kimse var mı bu harikulade faaliyetlerin arkasında? Yoksa kendi kendine mi oluyorlar? Görünürde bu işi yapan, kör, aptal, cahil ve sağır varlıklar, gerçek usta olabilir mi?

T:Benim nazara vermek istediğim eli sopalı bakteriler ile füze kullanan bakterilerin aynı olmadığıdır. Yani bir evrim var. En son gördüğümüz bakteri, ilkinden türemekle beraber, ondan çok farklı. O halde birbirinden farklı olan canlı türleri de evrimle bu farklılığı kazanmışlar.

F:Bu şekilde akıl yürütmen hatalı olur. Her ne kadar kullandığı silah değişik olsa da bakteri yine de bakteridir. Bakteri olarak temel özellikleri değişmiyor. Eğer bakteri başka bir türe dönüşseydi, mesela virüs olsaydı, o zaman bu örneği kullanabilirdi. Oysa böyle bir değişimi görmüyoruz. Bakteri her zaman bakteri olmanın temel vasıflarını muhafaza ediyor. Değişen savunma mekanizması ve kullandığı taktik veya silahlardır.

 

Paylaşma linkleri