T:Canlılar dışında, senin için Allah’ın varlığını gösteren çok kuvvetli olan bir delili misal olarak verebilir misin?

F:Elbette! Ancak, öncesinde müsaade edersen sana bir soru sormak istiyorum. Hatırlarsan bugünkü asıl konumuz Allah’ın kendini güçlü delillerle tanıtıp tanıtmadığıdır. Sana şimdiye kadar anlattığım örneklerden tam tatmin olmadın. Onları yetersiz gördün. Diyelim ki Allah da senin delillerin yetersizliğine ilişkin şikâyetini duydu. Sana bir elçi gönderip ne tür deliller istediğini sordu. Senin cevabın ne olur acaba? Yani Allah’ın kendini bize tanıtması için ne yapmasını isterdin?

T:Cevabı kolay. Madem ilmi nihayetsiz ve kudreti sınırsızdır, sonsuz ilim ve kudretini yansıtan eserlerle kendini tanıtmasını isterdim. Sadece canlılar değil, O’ndan gelen her şeyin sadece O’ndan gelmiş olduğunu gösterecek şekilde neredeyse sonsuz denecek kadar karmaşık olmasını beklerdim.

F:Gayet yerinde bir delil siparişi verdin… Varsayalım ki her şeyi duyan Allah senin bu konuşmanı da duydu ve seni gece uyurken “Nano-gezegen” adındaki çok garip bir gezegene götürdü. Sen sabah uyanıp etrafına baktığında çok acayip bir yerde olduğunu anladın. Hem içinde bulunduğun harikulade sarayı hem de dışarıdaki binlerce benzer sarayları dolaştığında gördün ki dünyadaki teknolojik aletlere benzer, ancak onlardan hadsiz derece daha mükemmel trilyonlarca cihaz var. Binlercesini incelediğinde anladın ki her biri ancak hadsiz bir ilim ve sınırsız bir kudretin eseri olabilir. Hatta dünyadaki bütün bilim adamları bir araya gelip binlerce sene uğraşsa bir tanesini bile yapamaz.

Sen harika cihazlar üzerine düşünürken, yalan konuşmadığından emin olduğun, doğru sözlü biri sana gelip bütün bu eserlerin sonsuz ilim ve sonsuz kudret sahibi Allah’ın eserleri olduğunu söylerse nasıl tepki gösterirsin?

T:Misalde söylediğin gibi her şey harikuladeyse, hadsiz ilim ve sınırsız kudret gerektiriyorsa bir Yaratıcı’nın eseri olduğunu kabul edebilirdim. Ancak senin verdiğin misaldeki bir kâinatta yaşamıyoruz. Eğer dediğin doğru olsaydı, doğadaki her bir şeyin insan yapımı eserlerden daha girift olması lazımdı. Oysa doğada hidrojen gibi son derece basit elementler var. Bir proton ve elektrondan meydana gelmiş. Temelde iki parçacıktan oluşuyor. İnsan ise mesela uçak gibi binlerce parçacıktan oluşan girift araçlar icat etmiş. Bir hidrojen atomu bir uçaktan daha girift olabilir mi?

F:İddia ediyorum ki Allah’ın yarattığı en basit veya en küçük eser bile insan yapımı en karmaşık ve en harika eserden daha harikadır.[1] Daha önce konuştuk, biliyorum. Yeri gelmişken tekrarında yarar var. Kâinattaki en basit element olan hidrojeni ele alalım. Madem bu ilk oluşan elementtir ve bundan daha basit element yok; o halde bir hidrojen atomunun insan yapımı en harika eserden daha karmaşık ve daha üstün özelliklere sahip olduğunu ispat etmem yeterli olur.

T:Haklısın. Ancak, hidrojen son derece basit… Bir elektron ve bir protondan oluşmuş.

F:Hidrojen zahiren basit gelse bile, hakikate içerdiği ilim ve gerektirdiği kudret açısından bakılırsa insanların yaptığı ses hızını geçen uçaklardan bile daha üstündür. Senin hidrojeni, insan yapımı eserlerden aşağı görmenle, kartondan yaptığı oyuncak uçağını hakiki uçaktan üstün gören çocuğun yaptığı arasında fark yoktur. Böyle bir çocuk nazarında, kendi karton uçağı daha üstün olabilir. Çünkü uçağın nelerden yapıldığını ve nasıl yapıldığını bilmiyor veya anlayamıyor. Bu anlamda modern bilimin atom altındaki parçacıklarla ilgili bildikleri bir çocuğun hakiki uçak bilgisinden öteye geçmez.

T:Söylediklerine katılmıyorum. Bilim adamları hidrojeni incelemişler, içinde bir elektron ve bir proton var demişler.

F:Bir hidrojen atomuyla ilgili ilk etapta gözümüze ilişenler bunlar. Uçağın resmini görmek gibi bir şey… Oysa hidrojen atomunu parçalayıp, içinde neler var, nasıl bir araya gelmiş diye baktığımızda, şimdiye değin iki yüzü aşkın küçük atom altı parçacık keşfettik. Buna rağmen, “Her şeyi öğrendik. Hidrojen atomunun bütün parçalarını ve bunların nasıl bir araya geldiklerini artık biliyoruz” diyen yok. O halde hidrojenin uçaktan daha basit olduğunu nasıl iddia edebiliriz ki?

T:Hidrojen yapımında kullanılan parçacıklar sayıca uçaktaki binlerce parçacıktan daha azdır. Demek ki hidrojen yapmak daha kolaydır.

F:Parçaların sayısının azlığı bir eserin daha az girift olduğuna delil olamaz. Nitekim bütün canlılar temelde sadece dört farklı parçacıktan (DNA yapımındaki dört molekülden) yapılıyor. Ancak bütün bilim adamları bir araya gelseler ve bütün teknolojik imkânları kullansalar, bir tek canlının sadece bir tek hücresini bile icat etmekten aciz kalırlar.

Demek ki bir eseri harika yapan parçacık sayısı değil, onların nasıl bir araya getirildiğidir. Eğer hidrojen yapmak uçak yapmaktan daha kolaydır diyorsan, yani daha az ilim ve kudret gerektirdiğini iddia ediyorsan, hodri meydan. Bütün bilim adamlarını topla, hidrojeni yapan bütün parçacıkları keşfet, sonra da onları birleştirip bir hidrojen yap. O zaman söylediklerine bir kıymet verebilirim.

T:Bilim adamları isterse bir hidrojen yapabilir bence. Sen fizik bilimin nereye geldiğinden haberdar değilsin galiba.

F:Kendi imkânlarım ölçüsünde takip ediyorum. Doğrusu hayretle ve ibretle takip ettiğim alanların başında Kuantum Fiziği geliyor. Sadece ben değilim hayrette kalan. Amerika Fizik Enstitüsü eski başkanı, yazdığı Kuantum Dünyası (The Quantum World) adlı kitapta atom altı dünyasının niye çok hayret verici olduğunu şöyle açıklıyor:

“Bir dakika düşünüp atom altı dünyanın niye çok ilginç, niye çok garip ve harika olduğunu açıklamaya çalışayım.  Niye acaba en küçük boyutta hükmeden kanunlar bizim genel algılayışımızı ters yüz ediyor? Niye bizim aklımız olup bitenleri anlamakta aciz bırakıyor? Son bir asırda atom altı dünyayla ilgili öğrendiklerimiz makro âlemi anlamak için kullandığımız genel kabuller mikro âlemi anlamada yetersiz kalıyor. Hiç kimse fizikte bugün gelinen noktayı daha önceden tahmin edemezdi. Herkes şu bilgileri evrensel doğru kabul eder:

* Katı madde katıdır.

* Bütün doğru çalışan saatlerin zaman ölçümü aynıdır.

* Maddeyi çarpıştırdığımızda, miktarında değişiklik olmaz.

* Yeterince veri olunca, doğadaki olaylar tahmin edilebilir.

Ancak, atom altı âlemine gittiğimizde bu kabullerimizin hiçbirinin çalışmadığını görüyoruz. Çok daha farklı bir işleyiş var o âlemde. Atom altındaki mikro âlem niye görünen makro âlemden farklı? Bu sorunun cevabını bilmiyoruz. Aklımızla makro âlemi anlamaya çalıştığımız gibi, mikro âlemi de anlamalıyız diye düşünüyorduk. Ancak, öyle görünüyor ki aklımız atomun ötesine geçemiyor.”[2]

Aklımızın alama­dığı o kadar garip şeyleri keşfettiler ki, Kuantum fizikçiler, bi­lim kurgu kitapları­nı bile geride bıra­kacak kadar insanı hayrette bırakıyor. Örneğin, kuanta hem dalga hem de parçacık olarak hareket edebiliyor. Gözlemlediğimizde, garip bir şekilde dalga şeklindeki yapıları bozuluyor ve parçacık olarak görünüyor bize. Bir kuantum parçacığı, aynı anda iki yerde bulunabiliyor.[3]

En ilginç olanı da muon adı verilen atom altı parçacıkla ilgili şimdiye kadar öğrendiklerimiz… Muonlar bir “an” diyebileceğimiz en kısa bir zaman biriminde yok olup var oluyorlar. Şimdiye kadar onlarca deney, muonların bu özelliklerini teyit etti. Bazı bilim adamlarına göre, son zamanlarda yapılan deneyler ışığında, atom altı âlemle ilgili teorileri yeniden yazmak gerekir.

T:Sözünü ettiğin şeyleri biliyorum. Özellikle muonlar benim de çok ilgincime gidiyor. Ancak, muonları nasıl Yaratıcı’ya delil yapıyorsun, bilemiyorum?

F:Kanaatimce, muonlarla ilgili teoriler, deneylerle kesin olarak ispat edilse materyalist dünya görüşü tamamen yıkılacaktır. Çünkü maddenin vardan yok ve yoktan var olmadığı tezi mutlak anlamda çürümüş olacaktır. Gerçi, Allah’ın yoktan var etmesi, sadece atom altıyla sınırlı değildir.

Makro âlemde gördüğümüz her şey bir cihette yoktan var ediliyor. Ancak, yakın zamanda öğrendiğimiz kadarıyla, mikro âlemde yoktan var etmek çok daha acayip bir şekilde tecelli ediyor. Adeta, her an bir kâinat yok ediliyor, bir yenisi var ediliyor. Bunu kabul eden rasyonel biri çok kolay bir şekilde her şeyin arkasındaki sonsuz kudret sahibi Halık’ı görür.

T:Muonlarla ilgili anlattıklarına itirazım yok. Ancak, tekrar söyleyeyim, muonlardan Yaratıcı’ya nasıl geçiş yaptığını anlamadım.

F:Bir örnekle açıklayayım. Diyelim ki az ileride gördüğümüz bina birden muonların sahip olduğu özelliği kazandı. Yani aniden yok olup var oluyor. O kadar hızlı gerçekleşiyor ki değişimi fark edemiyoruz. Bina hep yerinde duruyor sanıyoruz. Biz seninle gözlüyoruz, ancak her şey çok hızlı gerçekleştiği için gidiş-gelişleri göremiyoruz. Derken, garip bir şekilde yok olup–var olma süreci yavaşladı. Bir an değil bir dakika sürmeye başladı her bir hadise. Bina tamamen yok oldu. Bir dakika ortada hiçbir şey yok. Ancak bir dakika sonra aniden bina yine var oldu. Bu şekilde gelgitler arasında bina görünüp kaybolmaya devam etti. Bu binayı kim yok edip var ediyor diye düşünmez misin? Çünkü biliyoruz ki yıkılan hiçbir bina kendi kendine yeniden inşa olmaz. Ancak eski binanın nasıl olduğunu bilen birisi, ilim ve kudret kullanarak, uzun bir süre sonra aynı binayı inşa edebilir.

Kısacası, yıkılan binanın yeniden inşası ancak ilim ve kudretle gerçekleşebilir. Muonlar boyutunda madde aniden yok olup var oluyorsa, demek ki ancak hadsiz ilim ve sınırsız kudret sahibi Bir’inin eseri olabilir. Başka hiç kimse böyle bir şey yapamaz.

 

 


[1] Allah’ın sonsuz ilim, sonsuz kudret, sonsuz hikmet ve sonsuz kemal gibi isim ve sıfatları her bir eserinin harikulade olmasını gerektirir. Çünkü sonsuz ilim ve kudret sahibi için sıradan basit bir şeyi yaratmakla en harika bir şeyi yaratmak arasında kolaylık ve zorluk açısından hiçbir fark yoktur. İkisi de aynı derece kolaydır. Sonsuz hikmet sahibi kâinattaki eserleriyle kendini tanıtmak istediğine göre, her bir eserini sadece kendi ilim ve kudretinden geldiğini gösterecek şekilde yapması sonsuz hikmetinin gereğidir.

Hem sonsuz ilim ve kudret sahibinin hiçbir aracı kullanmasına gerek yoktur. Her şeyi bizatihi kendisi yapar. Bu anlamda her bir ilahî eser sonsuz ilim, sonsuz kudret, sonsuz hikmet kullanılarak inşa edildiği için harikuladedir. Zaten herbir şeyin en mükemmel şeklini bilen ve bunu hiçbir zorluk olmadan yapabilen sonsuz kemal sahibi birinden beklenen de budur.

[2] Kenneth W. Ford, The Quantum World, s. 4-5, Harvard University Press, 2004.

[3] İslam kaynaklarında manen çok ileri gitmiş bazı veli insanların bu şekilde mekân sınırlamasının dışına çıktığı anlatılıyor. Örneğin, Somuncu Baba’nın Bursa Ulu Camii’nde bir bayram namazı sonrasında üç kapıda aynı anda görünüp cemaatin bayramını tebrik ettiği rivayet edilir. Bu tarz menkıbeleri akıllarına sığdıramadığı için reddedenler, atom altında milyarlarca parçacığın –hem de her an– Somuncu Baba gibi hareket ettiğini duysalar nasıl inanacaklar acaba?

Paylaşma linkleri