Şahin NURSAÇAN

 

 

Gelişmemiş veya bizim gibi az gelişmiş ülkelerde toplum hayatını kuşatan  bütün kurumlarda (ekonomi, hukuk, eğitim, siyaset,...) olduğu gibi düşünce yapımızda da derinlikten uzak, son derece sığ bir yapı hakimdir. Geçen hafta içinde gündemimizi gereksiz yere işgal eden iki vakıa ile konuya açıklık kazandırmaya çalışacağız.

Birincisi  TÜBİTAK tarafından aylık olarak yayınlanmakta olan Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart sayısından idari bir kararla Charles Darwin’e ayrılmış olan 16 sayfalık bir yazının çıkartılması; ikincisi ise Mustafa Balbay’ın devam eden ERGENEKON soruşturması kapsamında tekrar tutuklanması üzerine bir araya gelerek “Düşünce Özgürlüğü“ adına  basın açıklaması yapan otuz  gözde gazetecinin takındıkları tavır ve tutumdur.

2009 yılı tüm dünyaya adını bundan 150 yıl önce  Evrim Teorisi ile duyuran Charles Darwin’in anısına Darwin  yılı olarak ilan edilmiş. Bunun  üzerine Bilim ve Teknik Dergisi de daha önce defalarca yaptığı üzere “Karşı Tezlere” ve İlahi Dinler tarafından kutsal metinlerde  vurgu yapılan  “Yaradılış Olgusuna”  sayfaları arasında herhangi bir yer verme ihtiyacı hissetmeden Darwin’i hem kapağa koymuş hem de 16 sayfalık  yer ayırmış. Daha sonra da TÜBİTAK Başkan yardımcısı tarafından idari bir tasarrufla dergiden Darwin yazıları çıkartılmış.

Buraya kadar bakıldığında garip giden bir şey yok aslında. Bir kurumun yayınladığı derginin içeriği hakkında tasarrufu da olmalı herhalde. Gariplik bundan sonra başlıyor: Durumun malum çevrelere sızdırılmasının ardından bir kısım çevreler; bilim adına! bir bardak suda fırtına koparmaya başladılar. Sergilenilen tavır bilim adına! ancak bilimsel akıl ve bilimsel ahlakla uzaktan yakından alakası yoktu.

Neden bilim ve bilimsel ahlakla alakası yoktur? Canhıraş bir şekilde bazı çevrelerin sahip oldukları ideolojilerine malzeme sağladığına inanarak dört elle sarıldıkları Evrim Teorisi bir kere bilimsel anlamda genel geçerlik kazanmış bir “Kanun” niteliği taşımamaktadır. Sadece bir teori idi ve pek çok ta sakatlıkları vardı. Nitekim eksik ve sakat yanları Batı Bilim çevrelerinde yapılan pek çok derinlikli çalışma, binlerce sayfalık makaleler ile uluslar arası nitelik taşıyan bilimsel dergilerde yayınlanarak   çürütülmüştür.

İkinci bir husus ise diyelim ki öyle olmadı; yani Evrim Teorisi hala geçerliliğini teori olarak devam ettirmektedir. O takdirde de şu prensibe bakılmalıdır: Bilim, deney üstü  gerçeklerin varlığını reddetmez . Bilim ahlakında ve bilimsel metodolojide tarihi, ilk insanla başladığı kaynaklarında ifade edilen ve inananları tarafından da aynı şekilde kabul edilen İlahi Dinlerin ortaya koyduğu esasları  bir  “OLGU”  olarak kabul etmeyen yöntem, bilimsel olmaktan çıkmış önyargılı ve ideolojilere hizmet  etmeye başlayan bir yönteme dönüşmüştür.

Bilim oluş şeklini veya metodolojisini doğrulayamadığı veya yalanlayamadığı olgulara ve konulara karşı tabiatı gereği nötrdür. Çünkü bilim ancak deneylerle gözlemleyebildiği olgu ve hakikatler hakkında hüküm verir. Yoksa deney üstü olgular hakkında değil.

Tekrar bize dönecek olursak birkaç gün boyunca konu üzerinden bilimsellik  kılıfı altında  yapılan  kirli ve çirkin bilgi bombardımanını yukarıdaki açıklama ışığında bir kez daha  gözden geçirecek olursak işin aslı kolayca ortaya çıkacaktır. Konunun bu kadar önemsenmesinin altında yatan gerçek ise iktidarın siyasi olarak vurulması ve materyalist felsefeye hizmet ettiği varsayılan  bir  kalenin de elden gitmesidir, başka bir şey değil.

İkinci konumuz ise devam etmekte olan ERGENEKON dava süreci kapsamında içinde bulunduğu ilişkilerin bulgularına dayanılarak  tekrar göz altına alınan ve tutuklanan gzeteci Balbay’ın tutuklanmasını “Düşünce Özgürlüğünü” engellemek  olarak yorumladıklarını belirten anlı şanlı 30 Gazetecinin  bir araya gelerek bir basın açıklaması yapmalarıdır.

Davanın başladığı günden beri  demokrasiyi yıkmak, tüm özgürlükleri ortadan kaldırmak, Meclisi dolayısı ile hlkın iradesini devre dışı bırakmak için türlü darbelerin gerçekliğini açıklamaya yardımcı olacak; onlarca günlük, anı, plan, program, strateji belgesi, emirname, tebligat, yazışma �varken bunları görmezlikten gelerek aynı ideolojik paydaya sahip oldukları kişilerin tutuklanmaları karşısında  aslan kesilen kişi veya kişiler gerçekten  aydın olabilir mi?

Bugün ülkemizde en fazla konuşulan konu nedir diye merak edip bir araştırma yapsanız şüphesiz Ergenekon  davası çıkar. Peki ülkenin aydının ülke ve ülke vatandaşları için  bu kadar önemli olan  bir sürece  bu kadar  yanlı yaklaşımı doğrumudur?

İçinde bulunulan olguyu akıl ve bilimle izah etmeye çalışırsanız yanılırsınız; ama ideoloji ile izah etmeye çalışırsanız,  o takdirde işiniz kolaylaşır. Çünkü durumun almış olduğu hal objektif akılla ve bağımsız, önyargısız, bilim anlayışı ile izah edilemeyecek durumdadır. Sadece ideolojik yandaşlık mantığı ve dayanışması ile  açıklanabilir. Bu da ancak düşünce altyapımızın ve düşünce dünyamızın sığlığının bir sonucudur.


Şahin NURSAÇAN, Rotahaber, 16 Mart 2009

 

Paylaşma linkleri