Kâinatın Dilinden

Plankton

Planktonlar mikroskobik canlılardır.Belirli bir hareket yeteneği bulunmayan bu canlılar yaşadıkları sularda  ki akıntılar ile hareket ederler.Cenabı Hak bu tek hücreli canlıya mühim  vazifeler vermiştir...

Bu canlılar dimetil sülfür denilen bir madde üretirler.Bu madde oksijenle birleşerek sülfat halini alır.Üretilen bu sülfatlar okyanus yüzeyinde su baharı için yoğunlaşma çekirdekleri oluşturur ve böylece bulutları meydana getirirler.Belirli koşullar meydana gelirse bu yağmura sebebiyet verir..

Tüm bunların dışında yeryüzüne gelen Güneş ışınları bu sayede emilir.Çünkü bulutların oluşması yeryüzüne gelen ışınları engeller.Bu noktadan Planktonlar dünyanın ısısının korunması için vazife yüklenmişlerdir.

Ayrıca bilinenin aksine yeryüzünün oksijen ihtiyacının önemli bir kısmı ormanlardan değil bu canlıların atmosfere oksijen sağlamasıyla karşılanır...

Yüce Rabbimiz bu mikroskobik aklı olmayan tek hücreli canlıya yaşam için önemli vazifeler yüklemiştir.Elbette bu vazifenin neticelerini aklı olmayan şu canlıdan bilmek divaneliktir..

Planktonlar mikroskobik canlılardır.Belirli bir hareket yeteneği bulunmayan bu canlılar yaşadıkları sularda  ki akıntılar ile hareket ederler.Cenabı Hak bu tek hücreli canlıya mühim  vazifeler vermiştir...

Bu canlılar dimetil sülfür denilen bir madde üretirler.Bu madde oksijenle birleşerek sülfat halini alır.Üretilen bu sülfatlar okyanus yüzeyinde su baharı için yoğunlaşma çekirdekleri oluşturur ve böylece bulutları meydana getirirler.Belirli koşullar meydana gelirse bu yağmura sebebiyet verir..

Kutup Ayısı

Çok soğuk iklimlerde yaşayacak şekilde donatılmış bu meşhur yırtıcıyı bilmeyen yoktur.Cenabı Hak çok soğuk bölgelerde yaşayan, gerektiğinde okyanusa girip yüzen bu hayvanı yaşadığı bölgeye uygun silahlarla donatmıştır.

Kutup ayısının yaşadığı birçok bölgede hava -46 santigrat dereceye kadar düşebilir ve haftalarca bu sıcaklıkta kalabilir.Ama yüce rabbimizin ona bahşettiği 13 cm kalınlığında ki yağ tabakası onu bu yakıcı soğuktan korumaktadır.

Elbette böyle soğuk bir yerde beslenmeye çok muhtaç olan kutup ayıları foklarla beslenir.Ancak fokları yakalamak öyle kolay değildir.

Foklar her 15 dakikada bir buzda açılan deliklerden çıkıp nefes almak zorundadırlar.Kutup ayılarıda o deliklerin başında avlanmak için beklerler.Fakat foklar her zaman aynı delikten nefes almadığı için, kutup ayısı bir deliğin başında  günlerce beklemek zorunda kalabilir.

Ama Cenabı Hakkın kutup ayısına bahşettiği muazzam yetenek sayesinde, her seferinde beklemeleri gerekmez.Zira foklar her zaman suyun üstünde kalmazlar.Yüzeye çıkıp buz kütlelerinin arasında ki hava boşluklarına yerleşirler.Kutup ayısı ise yarım km öteden ve 1 metre kalılığında ki buz kütlesinin altından fokun kokusunu alabilir.Rabbimizin ona bahşettiği muazzam koku duyusu sayesinde hayatta kalabilir.

Kutup ayılarına bahşedilen muazzam yetenekler bununla sınırlı değildir tabiki..

Bir kutup ayısı saatte 40 km hızla koşabilir.Bu olimpik bir koşucudan daha iyi bir hızdır.

Perdeli ön pençeleri sayesinde okyanusta rahatlıkla yüzebilir ve hiç durmadan 96 km gidebilir.

Çok soğuk iklimlerde yaşayacak şekilde donatılmış bu meşhur yırtıcıyı bilmeyen yoktur.Cenabı Hak çok soğuk bölgelerde yaşayan, gerektiğinde okyanusa girip yüzen bu hayvanı yaşadığı bölgeye uygun silahlarla donatmıştır.

Kutup ayısının yaşadığı birçok bölgede hava -46 santigrat dereceye kadar düşebilir ve haftalarca bu sıcaklıkta kalabilir.Ama yüce rabbimizin ona bahşettiği 13 cm kalınlığında ki yağ tabakası onu bu yakıcı soğuktan korumaktadır.

Hemoglobin Proteini

Hemoglobin kanımızda ki oksijeni taşımakla görevlidir.Yüce Allah'ın ona bahşettiği bu görevi başarıyla yerine getirir.Hemoglobin proteini akciğerimize çektiğimiz havadan oksijeni alıp vücudun ihtiyaç olan bölgesine kadar taşıyor.Ona verilen bu görev öyle mühimdir ki eğer 5 dakika görevini durdursa hücreler oksijensizlikten ölür , buda bitkisel bir hayatın başlangıcı anlamına gelir.

Hemoglobin proteini 574 aminoasidin düzgün bir biçimde bağ oluşturmasından meydana gelir.Çok hassas bir yapıya sahip olan hemoglobin proteinin yapısında tek bir aminoasit bile düzgün bir bağ kuramaz ise bir hücre hastalığı meydana çıkar ve bedenin ölümüyle sonuçlanır.

Hamile hanımlarda doğum öncesi bebekler, hemoglobinin yüklendiği oksijeni kullanarak oksijen alırlar.Hemoglobin proteinin çektiği oksijen o proteine o kadar sağlam yapışır ki, normal bir hemoglobin proteini o oksijeni çekip alamaz..Bu sebeple bebeğin kanında üretilen hemoglobin proteini normalden farklıdır.Bu farklılık ona  fazla çekim gücü sağlar ve oksijeni diğer hemoglobinlerden çekip alırlar.

Hayretşayandır ki doğum sonrasında bebeğin hemoglobin proteinleri ölüyor ve vücud az çekim gücü olan proteinler üretmeye başlıyor.Zira aynı şekilde proteinler üretilse  doğum sonrasında bir anomali oluşturacak buda hastalığa sebep olacaktır.Bu sebeple sormak lazım geliyor;

Acaba bebeğin vucudunda ki aminoasitler bu ihtiyacı bilecek görecek ilim ve kudrete malik midirler?Yoksa  sonsuz bir ilim ve kudret sahibi bir yaratıcının eserimidirler?

Elbette akıl sahibi her birey Cenabı Hakkın muazzam sanat ve rahmeti karşısında şükretmelidir.

Hemoglobin kanımızda ki oksijeni taşımakla görevlidir.Yüce Allah'ın ona bahşettiği bu görevi başarıyla yerine getirir.Hemoglobin proteini akciğerimize çektiğimiz havadan oksijeni alıp vücudun ihtiyaç olan bölgesine kadar taşıyor.Ona verilen bu görev öyle mühimdir ki eğer 5 dakika görevini durdursa hücreler oksijensizlikten ölür , buda bitkisel bir hayatın başlangıcı anlamına gelir.

Balina

Miyoglobin canlılarda ki oksijenin depolandığı protein türüdür.Balinaların dokularına yerleşen miyoglobin proteini sayesinde nefeslerini su altında 30 dakika tutabilirler..

Balinaların gözleri su altında iyi görmez.Avlanmak için seslerini kullanırlar.Cenabı Hakkın bu büyük canlılara bahşettiği ses sinyali sayesinde 1.5 km ötesinde ki balık sürülerinin yerlerini tespit edebilirler.

Gariptir ki gönderdikleri ses sinyali seviyesi yüksek ise tek bir balığın bile yerini bulabilirken, düşük seviyede gönderdikleri sinyaller sayesinde büyük balık sürülerinin yerini çok uzak mesafelerden tespit edebilirler, ve düşük seviyedeki sinyaller sürülere göre frekansa sahiptir, tek bir balığa rast gelirse balığı es geçerek sürüye çarpar ve balinaya geri döner.

Miyoglobin canlılarda ki oksijenin depolandığı protein türüdür.Balinaların dokularına yerleşen miyoglobin proteini sayesinde nefeslerini su altında 30 dakika tutabilirler..

Balinaların gözleri su altında iyi görmez.Avlanmak için seslerini kullanırlar.Cenabı Hakkın bu büyük canlılara bahşettiği ses sinyali sayesinde 1.5 km ötesinde ki balık sürülerinin yerlerini tespit edebilirler.

Güneş tutulmasında hassas ayar

Yeryüzünden çıplak gözle bakıldığında en parlak ve en ayrıntılı görülebilen gökcisimleri Güneş ve Ay'dır. Her ikisi de insanoğlunun biyolojik, psikolojik ve sosyal yapısı üzerinde Cenabı Hakk'ın izni ve keremiyle çok büyük tesirlere sahiptir. Ay ve Güneş tutulmasında nice hikmet vardır. Yaklaşık 1,5 milyon km. çaplı devasa bir gökcismi olan Güneş ile 3.500 km. çaplı Ay'ın, yeryüzünden bakıldığında tam olarak birbirini örtmesi İlâhî Kudret'in bir mu'cizesidir. Güneş ve Ay fezadaki yörüngelerine öyle bir hassas hesapla yerleştirilmeli ki, Güneş tutulması esnasında bu kadar fazla olan büyüklük farkı yeryüzündeki gözlemci tarafından fark edilmesin. Bu ise, Güneş ve Ay'ın Dünya'ya olan mesafelerinin büyüklükleri ile ters orantılı olduğunda mümkündür. Bu hassas ve mükemmel ayara bilim adamları, 'genişlik açısı' veya 'açısal genişlik' ismini vermiştir. Yani Güneş tutulmasının tam olarak gerçekleşmesi için, Güneş'in genişlik açısı ile Ay'ın genişlik açısının birbiri ile aynı olması gerekmektedir.

Matematik diliyle ifade edecek olursak:
Ay'ın Çapı / Ay-Dünya arası uzaklık = Güneş'in çapı / Güneş-Dünya arası uzaklık
Ay'ın çapı 3.474 km., Ay-Dünya arası uzaklık 376.000 km., Güneş'in çapı 1.400.000 km., Güneş-Dünya arası uzaklık 149.000.000 km. olarak alınırsa; birbirine yakın iki oran elde edilir.
3.474 / 376.000 = 0,009239361
1.400.000 / 149.000.000 = 0,009395973

Görüldüğü gibi, birbirini hiç bağlamayan ve birbiri ile hiç alâkası olmayan bu rakamların birbirine nispeti, çok yakın çıkıyor. Bu da, her şeyi ince bir hesapla eviren, çeviren ve hikmetle yapan büyük bir Yaratıcı'yı (Hakîm-i Müdebbir ve Kadir-i Zülcelâl'i) gösterir.

 

Yeryüzünden çıplak gözle bakıldığında en parlak ve en ayrıntılı görülebilen gökcisimleri Güneş ve Ay'dır. Her ikisi de insanoğlunun biyolojik, psikolojik ve sosyal yapısı üzerinde Cenabı Hakk'ın izni ve keremiyle çok büyük tesirlere sahiptir. Ay ve Güneş tutulmasında nice hikmet vardır. Yaklaşık 1,5 milyon km. çaplı devasa bir gökcismi olan Güneş ile 3.500 km. çaplı Ay'ın, yeryüzünden bakıldığında tam olarak birbirini örtmesi İlâhî Kudret'in bir mu'cizesidir.

Karınca Yuvalarındaki Mimari Detaylar

Allah (c.c) hem karıncalara hem de diğer canlılara üstün bir teknoloji gerektiren oldukça profesyonel yuvalar yapmalarını ilham ederek, kullarına, Kendisinin çeşitlilik sanatından muazzam zengin örnekler sunarak Zatı’nın büyüklüğünü ve üstünlüğünü kanıtlar.

“Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)” (Hud Suresi, 56)

Şaşırtıcı derecede büyük ama aynı zamanda tam bir düzenin hakim olduğu karınca yuvalarının girişinde güvenlik önlemleri oldukça gelişmiştir. Yuvanın içinde ise çalışanlara göre düzenlenmiş bölümler vardır:

- Yuva yerin altına doğru katlar halinde iner, ama güneş enerjisine ihtiyaç duyulan bölüm, güneşi en geniş açıyla alabileceği yere yerleştirilmiştir.

- Ayrıca sürekli bağlantı içinde olması gereken bölümler de ulaşımın en kolay olacağı şekilde, birbirlerine çok yakın olarak inşa edilmiş, fazla maddelerin yığıldığı depolar, binanın yan tarafında ayrı bir bölüm olarak hazırlanmıştır.

- İhtiyaçların saklandığı ambarlar rahat ulaşılabilecek yerlerdedir.

- Tam binanın ortasında ise gerektiğinde herkesin toplanabileceği geniş bir salon yer alır.

- Yuva, büyüklüğüne rağmen eşit bir şekilde ısınır.

- Çok gelişmiş bir merkezi ısıtma sistemi sayesinde, sıcaklık gün boyunca olması gerektiği derecede sabit kalabilir. Bunun bir nedeni de, binada her türlü hava koşuluna karşı geliştirilmiş, son derece etkili bir dış yalıtım uygulamasının olmasıdır.

Buraya kadar anlatılanlardan bu yuvanın yapılmasının üstün teknoloji ve profesyonel bir ekip çalışması gerektirdiği anlaşılmaktadır. Bu tip bir yuva meydana getirebilmek için gerekli bilgiyi edinmek, insan ömrünün uzunca bir bölümünü kapsar. Oysa yumurtadan çıkan bir karınca görevini o anda bilmekte ve hiç vakit kaybetmeden uygulamaya geçirmektedir.

Bu durum, karıncaların bu bilgilere henüz dünyaya gelmeden sahip olduklarını gösterir. Daha doğrusu tüm bu bilgiler, var oldukları ilk andan itibaren, herşeyin Yaratıcısı olan Yüce Allah tarafından karıncalara ilham edilmektedir.

Allah (c.c) hem karıncalara hem de diğer canlılara üstün bir teknoloji gerektiren oldukça profesyonel yuvalar yapmalarını ilham ederek, kullarına, Kendisinin çeşitlilik sanatından muazzam zengin örnekler sunarak Zatı’nın büyüklüğünü ve üstünlüğünü kanıtlar.

Hayati Sistem ''Kanın Pıhtılaşması''

Dokularda pıhtılaşmaya tesir eden 50'den fazla madde vardır. Pıhtılaşmayı sağlayan maddelere prokoagulan; engelleyenlere ise antikoagulan denir. Sağlıklı insanlarda antikoagulanlar baskın olduğundan, kan, damar içinde pıhtılaşmaz. Ayrıca damarların iç tabakasının (endotel) düzgün ve pürüzsüz olması, damar iç yüzünü kaplayan özel bir kimyevî maddenin (glikokaliks) kan hücrelerini, trombositlerini ve pıhtılaşma faktörlerini elektrikî olarak itmesi ve aynı yerdeki trombomodulin ve protein C gibi moleküllerin koagülan maddeleri bağlaması da kanın damar içinde pıhtılaşmamasında yardımcı rol oynar. Ancak kanama olursa, hayatı korumak üzere konulmuş hikmetli program gereği prokoagulanlar baskın hâle gelir ve üç temel basamakta pıhtılaşma gerçekleşir. Önce protrombin aktivatörü oluşur. Protrombin maddesi trombin maddesine çevrilir. Trombinin enzim görevi yapmasıyla fibrinojeni fibrine dönüştürülür. Fibrin adı verilen iplik şeklindeki proteinler ağ meydana getirirler. Böylece kanama durdurulur.

Görünüşte çok girift olan pıhtılaşma mekanizması, bir Sâni-i Hakîm'in eseri olduğunu ispat eder tarzda çok sayıda molekül rol almasına rağmen her zaman en mükemmel şekilde işler.


Hastalık ve ölümlerin oluşmaması için Kadîr-i Alîm vücuttaki neredeyse bütün mekanizmaları negatif beri besleme üzerine yaratmıştır. Bir mekanizma aşırı çalıştığında ortaya çıkan ürün, mekanizmayı durdurur; bu şekilde aşırı ürün ortaya çıkması ve iç dengenin bozulması önlenmiş olur. Pıhtılaşmada ise, oluşan pıhtı kendini durdurmak yerine, daha çok pıhtılaşmaya sebep olmaktadır (pozitif geri besleme). Eğer pıhtılaşmada da negatif geri besleme olsaydı, pıhtılaşma kendi kendini sınırladığı için kanama durdurulamayacaktı.

Kanamayı durdurmak için üretilen pıhtı daha sonra ne olmaktadır? Çok fazla pıhtı damarı tamamen tıkayabilir mi? Kudreti Sonsuz, bunun da tedbirini sisteme emniyet sigortası olarak yerleştirmiştir. Vazifesi bittiğinde, pıhtının eritilmesi ve ortadan kaldırılması gereklidir. Pıhtı eritici enzim (plazminojen) emir alır almaz pıhtıyı eritir. Pıhtı içine fibroblastlar denen iyileşme hücreleri göç eder ve pıhtı gerçek bir dokuya çevrilir.

Her safhasında binlerce hikmetli reaksiyonun vazife aldığı pıhtılaşma hâdisesinde, israf veya eksiklik yoktur. Her şey tam yerli yerindedir. Yüzlerce faktör ölçülü bir şekilde, zamanlama hatası yapmadan kan taşıyan bütün canlılar için seferber edilmektedir. Bütün bu mükemmel biyokimyevî hadiselerin en küçük bir safhasına bile tesadüfler veya akılsız şuursuz tabiat kuvvetleri müdahale edemez.

 

Dokularda pıhtılaşmaya tesir eden 50'den fazla madde vardır. Pıhtılaşmayı sağlayan maddelere prokoagulan; engelleyenlere ise antikoagulan denir. Sağlıklı insanlarda antikoagulanlar baskın olduğundan, kan, damar içinde pıhtılaşmaz.

Güneşin ve Evrenin büyüklüğü


Güneşimiz bir yıldızdır ve 38 trilyon km'lik bir alan içindeki en büyük yıldızdır.Rabbimiz güneş gibi bir lambayı öyle büyük yapmıştır ki içine bir milyondan fazla dünya sığabilir.Yinede güneşin bu muazzam büyüklüğü diğer yıldızlara ve evrene nisbeten çok küçüktür.

Dünyanın çapı 12.756 Km'dir
Güneşin çapı 1.392.500 Km'dir

Güneşten daha büyük yıldızların ise Çapları şu şekildedir;

Sirius yıldızının çapı 2.506.500 Km'dir
Pollux yıldızının çapı 6.962.500 Km'dir
Rigel yıldızının çapı 86.335.000 Km'dir
Beteıgeuze yıldızının çapı 905.125.000 Km'dir
Antares yıldızının çapı 1.108.430.000 Km'dir

Bu muazzam büyüklüklere rağmen bu yıldızların herbiri evrene nisbeten sadece bir noktadan ibarettirler.

 


Güneşimiz bir yıldızdır ve 38 trilyon km'lik bir alan içindeki en büyük yıldızdır.Rabbimiz güneş gibi bir lambayı öyle büyük yapmıştır ki içine bir milyondan fazla dünya sığabilir.Yinede güneşin bu muazzam büyüklüğü diğer yıldızlara ve evrene nisbeten çok küçüktür.

Dünyanın çapı 12.756 Km'dir
Güneşin çapı 1.392.500 Km'dir

Güneşten daha büyük yıldızların ise Çapları şu şekildedir;

Sirius yıldızının çapı 2.506.500 Km'dir
Pollux yıldızının çapı 6.962.500 Km'dir

Sinek Kuşu

Sinek kuşu saniyede 50-80 defa kanat çırpabilir.Saniyede 90 km hıza ulaşabilir ayrıca kalbi dakikada 1260 defa çarpar.Bu yüksek hıza rağmen vücudunda hiçbir yıpranma olmaz. 

Sinek kuşu saniyede 50-80 defa kanat çırpabilir.Saniyede 90 km hıza ulaşabilir ayrıca kalbi dakikada 1260 defa çarpar.Bu yüksek hıza rağmen vücudunda hiçbir yıpranma olmaz. 

Yumurta

Civcivin oksijen ihtiyacının karşılanması "mükemmel" bir tarzda olmaktadır. Kabuktaki yaklaşık 1400 gözenek vasıtasıyla dışarıdan alınan oksijen, içerideki nâzenin misafir tarafından kullanılmakta ve karbondioksit olarak pasif difüzyon yoluyla yine aynı gözeneklerden dışarı atılmaktadır.


Civcivin 21 günlük kuluçka devresini geçirdiği o daracık yuvasına, bu müddet zarfında takriben 6 litre oksijen girmekte ve 4,5 litre karbondioksit ile 11 litre su buharı çıkmaktadır. Fakat bütün bu alışverişe rağmen yumurtanın ağırlığı da de-ğişmemektedir. İyice gelişen embriyonun oksijen ihtiyacı, kuluçka devresinin sonlarında iyice artmakta ve gözeneklerden içeri giren oksijen de ihtiyacı karşılayamamaktadır. Peki, bu ek oksijen ihtiyacı nasıl karşılanıyor acaba?!

Herşeyi bilen ve bilerek yaratan Kudret-i Sonsuz, o muhteşem programında elbette bunu da tanzim etmiştir. Haşlanmış bir yumurtayı soyduğunuz taktirde, yumurtanın dip tarafında göreceğiniz hava odacığı, işte bu ihtiyacı karşılamak üzere inşâ edilmiştir. Civciv 19. günlerinde bu hava odacığının zarını gagasıyla deler ve orada saklı tutulan oksijeni ciğerlerine çekerek ilk defa solunum yapmaya başlar.

Civcivin oksijen ihtiyacının karşılanması "mükemmel" bir tarzda olmaktadır. Kabuktaki yaklaşık 1400 gözenek vasıtasıyla dışarıdan alınan oksijen, içerideki nâzenin misafir tarafından kullanılmakta ve karbondioksit olarak pasif difüzyon yoluyla yine aynı gözeneklerden dışarı atılmaktadır.