Kâinatın Dilinden

Afrika Fare Kuşları

Hayvan deyip geçmeyin, ibretle bakıldığında bizi insanlığımızdan utandıran o kadar mükemmel davranışlarla karşılaşıyoruz ki..

''Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir'' hakikatini ''Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için'' düsturunu insanlardan çok hayvanlar uyguluyor desek..

Afrika fare kuşları bir meyveli ağacın dalına topluca konarak oğul veren arılar gibi toplanırlar.Dalın ucunda ki meyveye her fert uzanamayacağından, en uçtakinin kopardığı meyve elden ele, yani gagadan gagaya geçirilerek diğerlerine ulaştırılır.Mevcut meyvelerin herkese yetmemesi asla sıkıntı olmaz.Başka bir meyveli dala konduklarında, Rahmet tecellisi olarak öncelik yeterince beslenememiş olana verilir.Böylelikle herkes doymuş olur.Kavga, gürültü, sıra döğüşü vs. yaşanmadan, kardeş kardeş hepsinin karnı doyar.

Dost ve arkadaşlığı bize en güzel şekliyle hayvanların hal diliyle gösteren Rabbimize hamdolsun.

(Bilimin İlham Kaynağı Altınburç Yayınları - Erdal BUDAK)

Hayvan deyip geçmeyin, ibretle bakıldığında bizi insanlığımızdan utandıran o kadar mükemmel davranışlarla karşılaşıyoruz ki..

''Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir'' hakikatini ''Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için'' düsturunu insanlardan çok hayvanlar uyguluyor desek..

Kocabaş kuşu

İspinozgillerden olan kocabaş kuşu ağaçlı alanlarda ve bahçelerde yaşamayı sever.Birçok bitkinin tohum ve tomurcukları özellikle sevdiği besinlerdir.Yaklaşık 18 cm boyundadırlar.Kalınca ve güçlü gagaları vardır.Dayanıklı türlerdir ve hatta iki türü genellikle kuzey kutba yakın soğuk yerlerde görünür.

Güç gösterisi yaparcasına adeta balyoz gibi kullanabilecekleri şekilde gagaları vardır.Vuruş gübü kuş büyüklüğüne göre ölçülürse, bu sıralamanın başında kocabaş kuşu gelir.Bu özelliklerle donatılmasında en önemli sebeplerden birisinin iskelet yapısıyla ilgili olduğu düşünülmektedir.Kemiklerinin içi boş olmasına rağmen, iskelet hayvanın sahip olduğu kuvvete oranla fazlasıyla güçlüdür.Bu mucizevi tasarım kuşa daha sağlam bir yapı kazandırmaktadır.

İskeletinde omuz,kalça ve göğüs kemikleri birbirine kaynaşmış vaziyette birleşiktir.Bu tasarım kuşa daha sağlam bir yapı kazandırmaktadır.İskeletin bir başka özelliğide diğer bütün omurgalı canlıların iskeletinden hafif olmasıdır.Şu kadar ki neredeyse kemiklerin ağırlığı tüylerinin ağırlığı kadar ancak gelebilir.

İfade edildiği üzere kemikleri çok hafif ve sağlamdır.Bunun en büyük sebebi ise içlerinin boş yaratılmasıdır.Boş kısımların içinde hava bulunur.Kemikler iç kısımlardan eğik desteklerle sağlamlaştırılmıştır.Bu tasarım havacılık teklonojisine ilham kaynağı olmuştur.

Modern uçakların kanatlarıda, kuş kemiklerinden ilham alınarak içleri boş bir şekilde tasarlanmaktadır.

Kocabaş kuşu, bir zeytin çekirdeğini kırmak için gerekli olan 50 kg ağırlığa eşit bir kuvvetle vurabilir.Gagasının iki yanında ki kaslardan faydalanarak zeytin çekirdeğini bir vuruşla ilahi inayet ile açabilir.

İnsan yapısı olan makineler sadece ağırlıkların yer çekimi ile düşürülmesi kaidesine dayandığından bu kuşlardaki vurma düzenine göre oldukça geridir.

Bu misalde görüldüğü gibi küçük bir kuş kafasına 50 kg kadar darbe uygulanacak ve çok hassas olan beyinleri bundan etkilenmeyecek.Bu insanı çok hayrete düşüren bir hadisedir.Biz insanların kafasına 50 kilogramlık bir darbe gelse çok ciddi hasarlar meydana gelir.Hatta bu iş ölümle neticelenebilir.

Bilimin İlham Kaynağı - Erdal BUDAK Altınburç Yayınları)

İspinozgillerden olan kocabaş kuşu ağaçlı alanlarda ve bahçelerde yaşamayı sever.Birçok bitkinin tohum ve tomurcukları özellikle sevdiği besinlerdir.Yaklaşık 18 cm boyundadırlar.Kalınca ve güçlü gagaları vardır.Dayanıklı türlerdir ve hatta iki türü genellikle kuzey kutba yakın soğuk yerlerde görünür.

Kedilere Kulak Verelim..

Kediler harika yaratılışlarıyla iyi tırmanırlar, iyi koşarlar, iyi zıplarlar ki küçücük cüsseleriyle 2-3 metreye kadar zıplayabildiklerini biliyoruz.Kediler aynı zamanda iyi yüzücüdürler; o kadar ki, su içerisinde balık bile avlayabilirler.Temizliklerine çok ihtimam gösterirler.Dilleri ile sık sık post ve tüylerini temizlerler.Yaşadıkları muhite çevreye bağlıdırlar.Bir çuvalın içerisine konup çok uzaklara götürülseler dahi, bir zaman sonra yaşadıkları yere geri dönebilirler.Görme ve denge kabiliyetleri çok iyi tasarlanmıştır.Hemen hemen insanların yedikleri herşeyi yerler.

Görüldüğü gibi insanoğluna hiç eyvallah etmedikleri halde evlerimizde en yakınımıza kadar sokulabilmiş kedilerin bir hayli kabiliyetleride bulunmaktadır.Bir çoğumuzun evinde beslediği bu hayvanlara dikkatlice bakmak, onları incelemek ve araştırmak bize çok şey kazandırabilir.İsterseniz birkaçına bakalım;

Evimizde ki kedide eğer pire yoksa, buna rağmen kedimiz kaşınıyor ve kaşınırken ayağını kulak arkasına götürüyorsa havada ki nem oranının artacağını ve belki yağmur yağacağını rahatlıkla iddia edebilirsiniz.

Evimizde ki kedileri dikkatlice izleyerek tedbirimizi alabilir, dışarıya çıkış plan ve programlarımızı ona göre yapabiliriz.

İsterseniz kedinize birde bu gösle bakın.Karlı çıkacak olan sizlersiniz.Bu kedilere meteoroloji bilgisini kim vermiş acaba?

(Bilimin İlham Kaynağı- Erdal BUDAK- Altınburç Yayınları)

Kediler harika yaratılışlarıyla iyi tırmanırlar, iyi koşarlar, iyi zıplarlar ki küçücük cüsseleriyle 2-3 metreye kadar zıplayabildiklerini biliyoruz.Kediler aynı zamanda iyi yüzücüdürler; o kadar ki, su içerisinde balık bile avlayabilirler.Temizliklerine çok ihtimam gösterirler.Dilleri ile sık sık post ve tüylerini temizlerler.Yaşadıkları muhite çevreye bağlıdırlar.Bir çuvalın içerisine konup çok uzaklara götürülseler dahi, bir zaman sonra yaşadıkları yere geri dönebilirler.Görme ve denge kabiliyetleri çok iyi tasarlanmıştır.Hemen hemen insanların yedikleri herşeyi yerler.

Sümsük Kuşu

Her yılın mayısında, sardalya (Sardinella) sürüleri yüzünden Güney Afrika sahillerine onbinlerce köpek balığı, balina ve yunus balığı gelir. Fakat en güçlü sardalya avcısı su altında değil, denizin 30 metre üzerinde avını gözetleyen bir kuştur. Diğer deniz kuşlarından çok daha başarılı avlanan sümsük kuşu (Morus capensis), mükemmel bir vücut yapısına sahiptir. Köpek balıkları bile her iki avdan ancak birini yakalayabilirken, sümsük kuşunun mükemmel avlanma teknikleri ona rekor bir başarı sağlar. Bunun birinci sebebi, oldukça hızlı bir şekilde hiç sapma olmadan hedefine ulaşmaları; ikinci sebebi de, su altında rahat hareket edebilmeleridir. Bu deniz kuşları ilk etapta 10 metre; her kanat çırpışta da 20 metre derine inebilirler. Saatte 120 km'ye yaklaşan bir dalış hızına sahiptirler. Oksijen bakımından zengin havayı hava keselerinde tutabilme özellikleri, onların bir dakika kadar su altında avlanabilmelerine vesile olur. Avlarının işini genellikle su altında bitirdiklerinden, onları su yüzeyine çıkardıkları pek görülmemektedir.

Teknolojik imkânların desteklediği araştırmalar arttıkça, canlılar âleminde insanı hayrete düşürecek daha nice mekanizma keşfedilecektir. Bu kadar ince hesaplarla hayatını sürdüren canlıların varlığını tesadüflerle açıklamaya çalışmak aklı zorlamak olmaz mı?

(Sızıntı)

Her yılın mayısında, sardalya (Sardinella) sürüleri yüzünden Güney Afrika sahillerine onbinlerce köpek balığı, balina ve yunus balığı gelir. Fakat en güçlü sardalya avcısı su altında değil, denizin 30 metre üzerinde avını gözetleyen bir kuştur. Diğer deniz kuşlarından çok daha başarılı avlanan sümsük kuşu (Morus capensis), mükemmel bir vücut yapısına sahiptir. Köpek balıkları bile her iki avdan ancak birini yakalayabilirken, sümsük kuşunun mükemmel avlanma teknikleri ona rekor bir başarı sağlar.

Kırlangıç

Bir hortum gücü oluşturan küçük kuşlar
Kanatlarını açtıklarında, iki kanat arasındaki mesafe 35 cm'ye kadar ulaşan kırlangıçlar, normal büyüklükte bir çakmaktan daha az ağırlığa sahiptir. Kırlangıçların ilk bakışta görülen vücut yapısı, onların eksik manevra kabiliyetleriyle ancak vasat bir uçuş sergilemeleri gerektiğini gösterir. Ancak tabiata çıkıp kırlarda pervâz eden kırlangıçları gördüğümüzde, durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılır. Kırlangıçlar, harika yaratılışlarıyla fizikî bakımdan hemen hemen imkânsız gibi görülen bir işi başarmaktadır. Öyle ki, bu kuşlar gövdelerinden sadece 2 cm. kadar geniş bir aralıktan bile, jet hızıyla geçmektedir. Bunu ritmik olarak hiç durmadan çırptıkları kanatlarıyla başarırlar. Araştırmacılar, buna özel bir mekanizmayla hareket eden kanat yapısının vesile olduğunu tespit ettiler. Kırlangıçların kanatlarının üst kısmı, havayı bir girdap hâline getirebilmektedir. Bu girdap sayesinde ortaya çıkan basınçla büyük bir kaldırma gücü ve denge meydana gelir. Kuşlar âdeta hortumların gücüyle uçar. Bu tarz uçma, şimdiye kadar sadece böceklerde biliniyordu. Kırlangıçlar, Yaratıcı'nın bahşettiği bu harika mekanizmayla kanatlarını âdeta vücutlarına yapıştırarak, geçilmesi zor yerlerden kolaylıkla geçebilir. Netice itibarıyla, kırlangıçlar başdöndürücü bir hızla 90 derecelik dönüşleri gerçekleştirebilir. Bu mini hortumların gücünden sesten hızlı uçaklarda da istifade edilmektedir.

(Sızıntı)

Bir hortum gücü oluşturan küçük kuşlar

Afrika Balçık Balığı

Canlılar için su hayati öneme sahip iken canlılar susuz yaşayabilirler mi?Peki ya 4 yıl susuz yaşayabilen bir canlı olabilir mi?

Şaşırtıcı bir maharetle donatılmış bu canlı Afrika balçık balığıdır.Bu balıklar zor durumda kaldıklarında dört yıl susuz yaşayabilirler.Peki bunu nasıl başarabiliryorlar?

Kış uykusunu hepimiz duymuşuzdur.İri cüsseleri ve sempatik hareketleriyle dilimizde espri konusu olan ayıların, kış günlerinin amansız soğunda ilahi bir sevkle kış uykusuna yattıklarını biliriz.Zor durumlar için hayvanlara bahşedilen özel durumlardan biriside yaz uykusudur.Bu mucizevi mekanizma sıcak ve kurak iklim bölgelerinde yaşayan bazı hayvanların hayatta kalmasına vesile olan harika bir hususiyettir.Yaz uykusu, hayvanın zor şartları atlatmak için çok sıcak yaz günlerini uyku veya uyuşukluk arası bir dinlenme halinde geçrmesidir.

Afrika’nın akciğerli balıklarınında yaz uykusu meşhurdur.Rahmet hazinelerinden çağıl çağıl akan nehir suları mucizevi bir plan çerçevesinde çekilince bu balıklar ilahi bir sevk ile balçığa gömülerek uyuşuk halde suların tekrar gelmesini beklerler.Nehirler veya göller kuruduğu zaman hiç farkında olmadan dip çamurunda kendileri için bir oyuk açarlar.Burada rahmet tecellisi olarak etraflarında su geçirmez bir koza örülür ki bir mevsim kadar veya daha fazla bir zaman için derin bir uykuya dalarlar.Kozalarında, yani sudan uzak çaresiz bulundukları bir dönemde rahmet tecellisi imdada yetişir.İstisnalar hariç yanlız karada yaşayan canlılara verilmiş solunum şekli olan akciğer solunumu vesilesiyle kurak mevsimi atlatırlar.Sularda solungaç solunumu yapan bu ilgi çekici balıklara, ihtiyaç duydukları zamanda akciğer solunumu yapabilme kabiliyetini kim veriyor?

Peki oksijeni nasıl alırlar? Su ve toprağın yoğrulmasıyla oluşan çamurun arasından geçen bir delik vasıtasıyla oksijen ikmali yaparlar.Bu açıklık zamanla kuruyarak sertleşir ve kuruyan bu çamur , balığı yakıcı güneş ışınlarından koruyan bir kalkan haline dönüştürülür.

Yağmurlar başlayıp çukurlar su ile dolunca kovuğun çamuru yumuşayıp erir ve yuca bozulunca balık, biriken su içinde normal hayatına devam eder.

(Altınburç yayınları Bilimin ilham kaynağı- Erdal Budak)

Canlılar için su hayati öneme sahip iken canlılar susuz yaşayabilirler mi?Peki ya 4 yıl susuz yaşayabilen bir canlı olabilir mi?

Şaşırtıcı bir maharetle donatılmış bu canlı Afrika balçık balığıdır.Bu balıklar zor durumda kaldıklarında dört yıl susuz yaşayabilirler.Peki bunu nasıl başarabiliryorlar?

Kartal

Dünyanın en iyi kamerası 300 metre yükseklikten fare büyüklüğündeki nesneleri görebilir. Bu mükemmel bir şeydir. Fakat buna rağmen bu kamera hiçbir şekilde kartal gözüyle kıyaslanamaz. Kartallar 1.000 metreden daha fazla bir mesafeden hedeflerini çok net görebilir. Öyle ki, kartallar bu mesafeden sudaki balığı bile ayrıntılarıyla izleyebilirler. Kartallara bahşedilen bu hususiyet, teknolojinin zor taklit edebileceği bir şeydir. Çünkü kartal gözünün merceği insanınkinin aksine yumuşaktır, daha hızlı şekilde net görür ve nesneyi daha fazla büyütür. Ayrıca kartalların her gözü, iki ayrı net görme merkezine sahiptir. Bu sayede kuşlar, aynı ânda hem önlerini, hem de yanlarını net görebilir. Bu mükemmel görme için, retinanın her milimetre karesinde bir milyondan fazla ışık alıcı hücre görev yapar. İnsanla kıyaslarsak, aynı birim alanda insanın retinasında sözkonusu hücrelerden 200.000 kadar bulunur. Retina ve merceğin bu yapısı dolayısıyla kartalın gözleri insan gözü kadar büyüktür. Şâyet insan gözlerinin de aynı kabiliyeti göstermesi icap etseydi, iri bir elma kadar olması gerekirdi. İnsanın kartal gibi avlanmaya ihtiyacı olmadığından, ona yük olacak böyle büyük gözler verilmemiştir.

(Sızıntı)

Dünyanın en iyi kamerası 300 metre yükseklikten fare büyüklüğündeki nesneleri görebilir. Bu mükemmel bir şeydir. Fakat buna rağmen bu kamera hiçbir şekilde kartal gözüyle kıyaslanamaz. Kartallar 1.000 metreden daha fazla bir mesafeden hedeflerini çok net görebilir. Öyle ki, kartallar bu mesafeden sudaki balığı bile ayrıntılarıyla izleyebilirler. Kartallara bahşedilen bu hususiyet, teknolojinin zor taklit edebileceği bir şeydir. Çünkü kartal gözünün merceği insanınkinin aksine yumuşaktır, daha hızlı şekilde net görür ve nesneyi daha fazla büyütür.

Baykuş

Samanlıkta fındık yiyen bir farenin çıkardığı ses dalgalarının duyulması normal şartlarda mümkün değildir. Hassas bir alıcıya sahip kılınmış baykuşları bunun dışında tutmalıyız. Baykuşların yüz yapısı, bir Awacs erken uyarı uçağının yüksek teknolojiyle üretilen cihazına benzemektedir. Aynen uydu anteni gibi en küçük ses dalgalarına bile odaklanan bu yapıyı baykuşun ilmiyle izah edemeyiz.

Baykuşun kulakları asimetrik yaratıldığı için (sağ kulağı daha yüksek), sesler yakın olan kulağa diğerinden saniyenin 300.000'de biri kadar hızla daha erken ulaşır. Bir ses kaynağının tam yerini belirlemek için bu küçük zaman farkı, baykuşa yetmektedir. Eşzamanlı olarak işitme merkezindeki 95.000 sinir hücresiyle avın üç boyutlu görüntüsü baykuşun beyninde hayali olarak belirmektedir. Baykuşa, 14 boyun omurlarının anatomisi sayesinde (insanda ve memeli hayvanlarda yedi boyun omuru vardır), kafasını 270 derece çevirme ve avının tam yerini tespit kabiliyeti verilmiştir. Baykuş, sesin geldiği yere doğru uçarken, katettiği mesafe ile avın bulunduğu yer arasındaki konumunu -av yer değiştirse bile- her ân ayarlayabilmektedir. Bu şaşmaz hesap neticesinde, baykuşun avın sesini ilk işittiği ândan, öldürücü vuruşu yaptığı âna kadar ancak üç saniye geçer.

(Sızıntı)

Samanlıkta fındık yiyen bir farenin çıkardığı ses dalgalarının duyulması normal şartlarda mümkün değildir. Hassas bir alıcıya sahip kılınmış baykuşları bunun dışında tutmalıyız. Baykuşların yüz yapısı, bir Awacs erken uyarı uçağının yüksek teknolojiyle üretilen cihazına benzemektedir. Aynen uydu anteni gibi en küçük ses dalgalarına bile odaklanan bu yapıyı baykuşun ilmiyle izah edemeyiz.

Yalıçapkını(Alcedo atthis)

Bir canlının suya dalabilmesini sağlayan en temel faktör, vücudunun sudan ağır olmasıdır. 40 gr. muhteviyatı, 18 cm'e ulaşan boyuyla yalıçapkınının (Alcedo atthis) her dalma hamlesinde suyun yüzeyinde kalması ve dalamadığı için de balık avlayamaması gerekirdi. Fakat Rezzâk-ı Kerîm bu kuşun rızkını denizin derinliklerine koyduğundan, ona dalma özelliği de vermiştir. 90 km'ye ulaşan bir hızla suya dalabilen yalıçapkını, bu hızla 60 cm. derindeki avını yakalayabilmekte ve daha sonra kendi ekseni üzerinde dönüp, kanatlarını kürek gibi kullanarak su üzerine çıkmaktadır. Avını kaçırmamak için mükemmel bir zamanlama yapan kuşun dalması ile çıkması üç saniyede gerçekleşir. Yalıçapkını bu kadar kısa sürede boyunun 414 katı kadar bir mesafeyi aşmış olur. Bu da onun bir savaş uçağı kadar hızlı hareket edebildiğini gösterir.

Yalıçapkınının yaptıkları insan ölçeğinde bir mukayeseye tâbi tutulursa bu, insanın üç saniye içinde 26 metre derinliğe dalıp oradan bir çoban köpeği büyüklüğündeki avıyla tekrar yukarı çıkması mânâsına gelir. Burada enteresan bir hususu daha belirtmek gerekir. Yalıçapkınının yakalamak istediği balık, ışığın suda ve havada kırılma dereceleri farklı olması sebebiyle aslında görüldüğünden farklı konumdadır. Optik bilgisinden mahrum bir kuş, bu fizik problemini nasıl çözmektedir?

(Sızıntı)

Bir canlının suya dalabilmesini sağlayan en temel faktör, vücudunun sudan ağır olmasıdır. 40 gr. muhteviyatı, 18 cm'e ulaşan boyuyla yalıçapkınının (Alcedo atthis) her dalma hamlesinde suyun yüzeyinde kalması ve dalamadığı için de balık avlayamaması gerekirdi. Fakat Rezzâk-ı Kerîm bu kuşun rızkını denizin derinliklerine koyduğundan, ona dalma özelliği de vermiştir. 90 km'ye ulaşan bir hızla suya dalabilen yalıçapkını, bu hızla 60 cm.

Ağaçkakan

Ağaçkakanların gagaları ve kafatası kemiklerinin çok sert darbelere karşı koyabilme kabiliyetine sahip oldukları araştırmalar neticesinde ortaya çıkarılmıştır. Asrımızdaki süspansiyon teknolojisinin çok üstünde bir şok absorbe edici (darbe emici) sisteme sahip olarak yaratıldıkları anlaşılmıştır.

Boksörlerin bir çoğu yılda yaklaşık olarak beş saat süren müsabakalarında başlarından ancak ciddi bir kaç darbe almalarına rağmen, genç yaşlarında emekliye ayrılmaya mecbur kalmaktadırlar. Oysa, hayatı boyunca beyni binlerce darbeye maruz kalan ağaçkakanların hali doğrusu düşünmeye değer..

Bir ağaçkakan, yuvasının deliğini kazmak için, günde 5-6 saat bıkıp usanmadan gagasıyla oymacılık yapar durur. Çiftleşme mevsimi boyunca bildiği tek şarkıyı söylemek için ağaç gövdelerinde 500'e yakın delik açmasını ve muntazam bir şekilde bunları yontarak kendine yuva yapışını hiç hayalinizden geçirdiniz mi?..

İlim adamları ağaçkakanın başının ve gagasının anatomik yapısından birçok ilerlemelere yön verebilecek bilgiyi elde edebilmişlerdir. Kuşların çoğunda kafatası kemikleri birleşmiş ve yekpare olarak birbirine kaynaşmış olup, gagaları da alt çenenin hareketiyle açılıp kapanır. Ağaçkakanlar ise, yaptıkları işe uygun olarak, gagaları ile kafatası arasında süngerimsi dokudan müteşekkil bir şok absorbe edici sisteme sahip olarak yaratılmışlardır. Bu elastik doku arabalardaki süspansiyonlardan çok daha mükemmeldir. Zira, bu süngerimsi doku, çok kısa bir zaman aralığında çok sayıdaki vuruşlara karşı koyabilecek yapıdadır.

(Sızıntı)

Ağaçkakanların gagaları ve kafatası kemiklerinin çok sert darbelere karşı koyabilme kabiliyetine sahip oldukları araştırmalar neticesinde ortaya çıkarılmıştır. Asrımızdaki süspansiyon teknolojisinin çok üstünde bir şok absorbe edici (darbe emici) sisteme sahip olarak yaratıldıkları anlaşılmıştır.