Cevap: 

Değerli Kardeşimiz

Yaprağın şekli, hücre ölümüyle olmaz. Büyüme, gelişme ve farklılaşmada bütün canlılarda, yani, bitkiler, hayvanlar ve insanlarda Allah’ın koyduğu kanun ve prensipler aynıdır. Her bir canlının genetik yapısı hücrelerindeki DNA’larda şifrelenmiştir. Canlının gelişmesi, farklılaşması, organlarının teşekkülü, genetik yapıdaki bu programa göre olur. Nasıl ki, bir halıyı dokumadan önce bilgisayarda programını yapıyoruz. Halıda hangi şekillerin nasıl ve hangi büyüklükte dokunacağı programlanıyor. Bu program bir bakıma halının kader defteri oluyor. O program çerçevesinde halı, atomların teşkil ettiği moleküllerin birleşmesiyle ortaya çıkan ipliklerden, o program çerçevesinde dokunuyor.

 İşte canlılar da böyle. Mesela bir bitkinin hücresindeki DNA’da yaprağın nereden ve hangi ölçüde çıkacağı ve nasıl bir şekil alacağı programlanmıştır. O bitkinin gelişmesi için ortam müsait olunca, hücreler bölünerek çoğalmaya başlar. Canlının hacmi belli bir büyüklüğe ulaşınca, hücreler arasında yapacakları görevlere göre şekillenme ve farklılaşma ortaya çıkar. Su taşıma görevini yapacak olan hücreler ona göre şekillenir ve bir araya gelerek su iletim borularını teşkil ederler. Bir kısım hücreler besin iletmek üzere şekillenerek besin iletim sistemini teşkil ederler. Bir kısmı yapraktaki görevine göre şekillenirken, bir kısmı da, Allah’ın sonsuz ilim, irade ve kudretiyle, genetik yapıdaki program çerçevesinde, çiçek ve meyvedeki görevine göre şekillenecektir. Dolayıyla hiçbir doku, organ ve hücre gelişigüzel teşekkül edemez, şekillenemez. Genetik yapının çizdiği sınırlar dışına çıkamaz.

Bitkinin bütün besinleri yaprakta imal edilmektedir. Onun için yaprak buna göre şekillendirilmiştir. Güneşten gelen ışınlar burada kimyevi enerjiye dönüşür. Karbon dioksit ve su molekülleri burada parçalanır. Daha sonra bu atomlardan karbon hidrat molekülleri sentez edilir. Bütün bu olaylar, çok karışık kimyevî reaksiyonlarla meydana gelmekte, pek çok safhada, bir atomdan diğerine elektron nakilleri olmaktadır. Fotosentez olarak adlandırılan bu kimyevî reaksiyonların safhaları, dünyada yüzlerce bilim adamı tarafından açıklanmaya çalışılmaktadır.  Aynı şekilde, yaprak hücrelerindeki mitokondrilerde solunum olarak ifade edilen, elementlerin yakılarak enerji elde edilmesi de, bir o kadar uzun kimyevî reaksiyonları ihtiva eden çok karışık ve karmaşık bir olaydır. Öyle görünüyor ki, insanlık kıyamete kadar bu kimyevî reaksiyonları anlama ve açıklamayı bitiremeyecektir. Çünkü, bir olayı derinliğine inceleyip açıklığa kavuşturduğunuzu zannederken, bir de bakıyorsunuz ki, o olayın da altında bağlı olduğu bir takım farklı, ince ve anlaşılması güç sistemler karşınıza çıkıyor. Kâinattaki hadiseler, adeta kanaviçe gibi ince, hassas, düzgün, intizamlı, birden çok hikmet ve gayeye göre işlenmiş ve dokunmuş.

Hele atom altı parçacık seviyesine inildikçe, bilinmezlik daha da artıyor ve bildiğimiz bir takım fizik ve kimya kanunları artık buralarda işlemiyor. Nuraniyet âlemine açılan bu pençelerde artık başka sistem ve prensipler devreye giriyor. Zaman ve mekân mevhumu kalkıyor, bir anda birden çok yerde bulunma gibi hususiyetler ön plana geçiyor. Onun için bilimde her hangi bir mesele için, “Bu tamamen halledilmiştir” denilemez. Deniliyorsa, o kimselerin o konudaki bilgilerinin çok sınırlı ve yetersiz olduğunu gösterir.

Selam ve dua ile..

Prof.Dr.Adem Tatlı

Paylaşma linkleri