Cevap: 

Değerli Kardeşimiz
 

İnsanın geçmişini aştıranlar, genelde insanın daha aşağı yapılı bir varlıktan türediği peşin hükmüyle işe başlıyorlar. Önce buna uygun bir senaryo hazırlanıyor. Ondan sonra edilen her değer ve materyal bu senaryoya göre açıklanmaya çalışılıyor. İşin içinde olmayanlar da, bu taraflı, kasıtlı ve maksatlı açıklamaları, değişmez bilimsel gerçekler gibi algılıyorlar.

İşte yukarıdaki Y kromozomu ile ilgili ileri sürülen iddia da, bilimsel bir bilgi değil, insanın daha aşağı yapılı varlıklardan evrimleştiği senaryosuna uygun olarak hazırlanmış felsefî bir görüştür. Onlar burada Y kromozomunun belli bölgelerinin her fertte farklı davranış sergilemesini sebeplerle açıklayamadılar.

Ama buna yaratıcını eseri olarak bakılırsa, o zaman açıklama gayet kolay olacaktır. Allah, her ferdi, sesinden parmak ucuna, göz yapısından davranışına varıncaya kadar kendine has ayrı bir özellikte yaratmaktadır. Bunu ilmen görüyor ve biliyoruz. Aynı yaratıcı, Y kromozomunu da fertlere veya ırklara göre farklılık gösterecek şekilde yaratabilir. Böyle yaratılmış olması, akla mantığa ve bilimsel düşünceye de uygundur. Aynı anne ve babadan meydana gelen fertler arasında bile, huy, karakter, yapı ve davranış bakımından ne kadar farklılıklar bulunduğunu görüyoruz. Bütün bu farklılık veya benzerliklerin açıklamasının tek yolu vardır. O da, bunları sonsuz, ilim, irade ve kudret sahibi Allah’ın eseri olarak görmek. O zaman insan genetiği üzerinde istediğin araştırmayı yap.  Elde ettiğin her sonucun; hem akla, hem mantığa ve hem de bilime uygun izahını yapabilirsin.

Bilimsel çalışmalarda materyal ham olarak elde edilir. Daha sonra bu bilgileri, o araştırıcı kendi; inanç, felsefe, düşünce ve ideolojisine göre yorumlar. Özellikle geçmişe ait meselelerde ve hususan varlıkların ve bilhassa insanın yaratılışlı ile ilgili konularda pozitivist felsefeye sahip ateistler, canlıların birbirinden evrimleştiği düşüncesine göre yorum yapmaktadırlar. Bir yaratıcının bulunmadığını, her şeyin tesadüf ve tabiatın eseri olduğunu peşin ve bir ön şart olarak kabul ederler. Böyle davranan birisi, bilimsel çalışmalarda tarafsız bir görüş ortaya koyabilir mi? Dolayısıyla evrimcilerin, insanın diğer canlılardan evrimleşerek ortaya çıktığı iddiası, hiçbir bilimsel delile dayanmamaktadır.

İnsanların yaratılışını ve bir yaratıcını eseri olduğunu anlamak için Hz. Âdem’e kadar gitmeye gerek yoktur. Günümüzdeki insanın yaratılışına bakmak yeterlidir. Her insanın yaratılışı anne karnında tek hücreden başlamaktadır. Şimdiki insanın tek hücreden yaratılışı, geçmişte tek hücreden yaratılıştan daha kolay değildir.

 Bugün insanı kim yaratıyorsa, dünkü insanı da o yaratmıştır. Anne karnındaki tek hücreyi geliştirip farklılaştıran, aynı hücreden ciğerler, böbrekler, gözler, kulaklar, damarlar yapan ve bütün bunları yerli yerine takıp en mükemmel şekilde çalıştıran kimdir? Denizdeki balık, ormandaki aslan mı? Bataklıktaki kurbağa, yerdeki tarla faresi mi? Çeşmedeki su, yerdeki toprak mı? Semadaki güneş, havadaki bulut mu? Yoksa onu karnında taşıyan annesi mi?

 Hepimiz bu yoldan geldiğimize göre, bizi anne karnındaki o karanlık âlemde, bu dünya nimetlerinden en iyi ve en güzel şekilde faydalanacak tarzda organlarla donatan, bu dünyaya gönderen ve her an hücrelerimizi yenileyen kimdir? Elementlerde bulunmayan, hücrelerde yer almayan, ama insanın en kıymetli varlığı olan; hayal, merak, endişe, korku, sevgi, muhabbet, adavet gibi duyguları, akıl ve hafıza gibi değerler kimin eseridir?

Bu sorulara isabetli ve doğru cevap verilemezse, o zaman, X kromozomunun da, Y kromozomunun da, DNA’nın da, RNA’nın da, hücrenin de varlığı ve nasıl ortaya çıktığı sıhhatli şekilde ifade edilemez.

Selam ve Dua ile..


Prof.Dr.Adem Tatlı

 

 

Paylaşma linkleri