Sıçramalı Dengenin Açmazları
Fosil kayıtlarındaki "eksiklik" ve "yetersiz araştırma" gibi iddialarından bir netice alamayan evrimciler, Darwin'in yavaş ve tedrici değişmeyle evrimleşme görüşünün çıkmaza girmesi karşısında, ister istemez onun bu hususta hata yaptığını kabul ve itiraf etme durumuna gelmişlerdir. Aralıklı denge, kesintili denge veya sıçramalı denge gibi üç farklı şekilde ifade edilebilen yeni bir anlayışa sığınma ihtiyacını görmüşlerdir. Aralıklı denge, fosil kayıtlarındaki boşlukların açıklanması için çoklukla atıf yapılan bir görüştür. Aralıklı dengeye göre, küçük populasyonlarda görülen ve evrime sebep olacak büyük değişmeler, geleneksel evrim teorisinde öne sürüldüğü biçimde, milyonlarca yıl sürecek kadar yavaş bir şekilde değil, jeolojik zaman açısından ancak göz kırpmak kadar kısa bir süre içerisinde, sadece birkaç bin veya on bin yıl içerisinde hızlı bir şekilde meydana gelir.

Benzetme yaparsak, bu görüşe göre evrim, sürüklenerek ve emekleyerek ilerlemek yerine, kesik kesik ve sıçrayarak da ilerleyebilir(!) Sıçramalı denge iddiasına göre, bilhassa büyük organizma grupları arasında köprü inşa ederken, fosil kayıtlarında boşluklar olmasını beklemeliyiz; çünkü yaşayan şeyler o kadar hızlı evrimleşir ki(!) ancak (eğer varsa) çok az sayıda geçiş formu, fosil kayıtlarında korunabilir.

Darwin, evrimi dalları yavaşça büyüyen bir hayat ağacıyla temsil etmiştir. Buna alternatif olan bu görüş, evrimi sıçramalı bir süreç olarak görür. Niles Eldredge ve Stephen Jay Gould tarafından teklif edilen, sıçramalı denge teorisi evrimi, dalları dik olarak ilerleyen ancak kritik bir ânda birden bire yan tarafa bir çıkıntı yapan bir ağaç olarak temsil etmektedir (Şekil?1). Şekildeki dik kolonlar, sakin ve dengede giden, yani türlerin uzun zaman süreçleri boyunca oldukça kararlı kalmaları gerçeğini temsil eder ki bu bölüm, "sıçramalı denge"nin "denge" kısmıdır. Bunun tersi olarak, büyük hayvan gruplarını birbirine bağlayan noktalı çizgiler, evrime yol açan değişmenin, fosil kayıtlarında iz bırakmadan geçen çok hızlı safhasına işaret eder ki, bu da "sıçramalı denge"nin, "sıçrama" kısmıdır.


Sıçramalı denge teorisine göre, denge ve kararlılık, teorinin birer düsturu olmasına rağmen, küçük populasyonlarda bu denge ara sıra evrime sebep olabilecek hızlı değişmeler ile kesintiye uğrayabilir. Böylece, yeni türlerin, ana populasyondan ayrılmış, izole olmuş bölgelerde evrimleştiği iddia edilir. Sıçramalı denge, geleneksel Darwinizm'den (organizmaların adım adım avantajlı özellikleri biriktirdiği evrimin kademeli ve yavaş formundan ziyade) daha gelişigüzel bir evrim formu tarif etmektedir. Sıçramalı denge teorisinde, küçük bir populasyon, fosilleşebilecek derecede kararlı bir populasyonu geliştirme kapasitesine sahip yeni bir tür olmadan önce, çok sayıda geçiş "deneme" türleri ile evrimleşecektir (Şekil?2'deki yatay kısa noktalı çizgilerle gösterilir).

Teori, bu tarz geçiş türlerinin bir ânda meydana geldiğini iddia ederken, kendi içinde iki çelişki ortaya çıkarır. Öncelikle, bu hızlı evrim periyodu boyunca, ana (tür) ile âniden ortaya çıkan yavru (tür) arasında çok önemli bir değişiklik olmadığını söyler (meselâ, bir kurt, bir kuzu doğurmaz veya tam tersi olmaz), böylece yavruların hâlen ebeveynlerine benzediğini, farklılıkların nesilden nesile kademeli ve yavaş ilerlediğini belirtirler. Daha sonra organizmaların sadece, jeolojik açıdan kısa süren periyotların başında ve sonunda evrime sebep olan yoğun aktiviteler neticesinde önemli değişikler geçirdiğini kabul ederler. Bu bakımdan önce bir klâsik Darwinci gibi yavaş ve denge durumunda kalan bir süreç, ikinci süreçte ise tam tersi bir anlayış ortaya koyarlar. Geçiş türlerinin, evrimci patlamanın yapıldığı bu aktif süreçte ortaya çıktığını ve az sayıda olmaları sebebiyle de geçiş içinde bulundukları zamanın kısa olmasından dolayı, fosil olarak geride bir iz bırakmadığını söylerler. Onlara göre geçiş formları çok hızlı bir şekilde evrimleşerek çevreye uyum sağlamaya çalışır ve bunların birçokları "deneme" türleridir, çok uzun süre o çevreye tutunamazlar. Diğer türler devamlı olarak onlardan evrimleşir ve onların üzerine üstünlük kurarlar. Netice olarak bu "deneme" türlerinin çoğunun nesli çabuk tükenir. Sonunda, orijinal türden önemli derecede farklı bir veya iki yeni tür, başarılı bir şekilde çevreyi doldurur. Sadece bu serpilmiş, dayanıklı türler fosilleşir.

Sıçramalı denge, evrimin akışını önce uzun süre birinci viteste giden bir araba gibi görürken, nadir durumlarda bu arabanın hızlanarak beşinci vitese çıktığını ve âniden savrularak yeni bir yola geçtiğini kabul eder. Diğer bir deyişle sıçramalı denge, farklı bir ritimde ilerleyen yine bir Darwinci evrimdir. Ancak geleneksel Darwinistlerden farkı, iki şeyin bir arada olmasını istemesidir. Hem, Darwin'in düşüncesine göre kendi teorisi ile bağdaşmayan hızlı değişmeleri, hem de aynı zamanda, Darwinizm ile uyum içerisinde olan evrim için mekanik bir açıklamayı birlikte ister. Bunun en birinci sebebi hem değişim istemeleri, hem de bu değişimin geride evrime dâir bir kayıt kalmayacak kadar jeolojik açıdan çok kısa bir süre içerisinde olmasını istemeleridir. Kısacası sıkıştıkları noktada yeni bir argüman ortaya atarak hedef saptırma yoluna giderler.

Ancak, bu evrimleşme faaliyetini açıklama kapasitesinde olan mekanik bir mekanizmaya dâir, deneylerle doğrulanmış lâboratuvar bulguları gibi, sıçramalı denge teorisini destekleyecek hiçbir pozitif delil yoktur. Sadece fosil kayıtlarındaki eksikliği ve sessizliği aşmak için ortaya attıkları ve doğruluğu kendilerinden menkul bir anlayıştır. Gerçekte ise, burada derin bir ironi vardır. Sıçramalı denge, kendisini delillendirme açısından ana desteğini, geçiş fosillerinin olmamasında arar. Ancak sıçramalı denge teorisinin elinde, şu âna kadar bütün organizmalarda var olan fonksiyonel bilginin kaynağını yeterli şekilde açıklayacak hiçbir mekanizmanın teklif edilmediği gerçeğini göz ardı ederler. Bu açıdan bakıldığında bütün evrimci görüşlerin malûl olduğu aynı sakatlığı taşıyan bir görüştür. Çünkü gerek hücre, gerekse doku ve organ seviyelerindeki mükemmellik, plân, tasarım, hassasiyet, ahenk ve düzen gibi bütün güzellikler sonunda akılsız ve şuursuz tabiatın seçimine havale edilmiştir.

Sıçramalı denge hayatın tarihini, yukarıda izah edildiği şekliyle yorumlarken Neo-Darwinizm'in kullandığı mekanizmanın tamamen aynısını kullanır ve bu açıdan bakıldığında, sıçramalı denge, Neo-Darwinizm'in bir çeşididir ve temelde kendi başına yeni bir teori değildir ve burada öne sürülen senaryo, tamamen teorik olup, temel olarak delil eksikliğine dayanır.

Gerçeği hisseden fakat kabul edemeyen Stephen Jay Gould
Sıçramalı denge teorisinin kurucularından biri olan Stephen Jay Gould, evrimci olmasına rağmen kariyerinin çeşitli dönemleri boyunca hep Darwinizm'in eleştirilerine dikkat çekme eğiliminde olmuştur. Bilhassa Darwinizm'in, eleştirisel bir bakışa tâbi tutulmadan çağdaş disiplinler tarafından alınmasını ve kabul edilmesini tenkit etmiştir. Sıçramalı denge teorisini ileri sürerken de, asıl niyeti Darwinizm'in yanlış gördüğü yanlarının düzeltilmesiydi. Ancak buna rağmen, 2002'de ölümünden az önce, tabiî seleksiyonun, evrimin temel mekanizması olarak tanımlamasında Darwin'in tam olarak doğru düşündüğünü kabul etmiştir.

Gould'un çok sayıda kitabından sonuncusu, 1400 sayfalık Evrim Teorisinin Yapısı adlı büyük bir kitaptır. Gould bu kitabında el yordamıyla fakat kalbinin ve vicdanın sesine kulak vermeden yol almaya çalışırken, maalesef başarılı olamamıştır. Bu kitapta "organize olmuş adaptif kompleksliği" veya kendi adlandırmasıyla, "organizmaların anlaşılması güç karmaşık ve mükemmel tasarımlarını" açıklamaya geldiği zaman, tabiî seleksiyondan başka bir alternatifi yoktur.1 Gould bu durumu şöyle belirtir:

"Ben, ne organize olmuş adaptif kompleksliğin (çevre ile vücut yapıları ve organlar arasındaki uyumun mükemmelliğini) önemini ve ne de ona duyulan merakı inkâr etmiyorum. Organizmaların bu tarz özelliklerinin menşeini açıklayacak, alışılagelmiş tabiî seleksiyondan başka, canlılara ait olması gereken seviyede hiçbir mekanizma bilmediğimizin farkındayım. Bütün güzel biyomekanik tasarımların ortaya çıkması, bunların kompleks ve mükemmel olmasının bir açıklamasını yapmaya teşebbüs etmek, başka seviyelerdeki aktif süreçlerin bir yan sonucu olan rastlantılara dayanan bir üretimi veya tesadüfen ortaya çıkan bir orijin ihtimalini elbette imkânsız bırakır."1

Gould vicdanında susturamadığı fakat bir türlü de tam teslim olamadığı bu noktaya kitabında tekrar temas ederken, maalesef Dawkins gibi bir ateistle aynı çizgide olmayı kabul eder:
[Biz], organizmal seleksiyonun ne gücü ve faaliyeti ne de büyük ehemmiyeti ile uğraşmıyoruz. Daha önce tartışıldığı gibi, ben, Dawkins (1986) ve "organizmanın yaptığı şeyleri"? özellikle de tabiî dünya hakkındaki merakımızı artıran hayret verici tam donanımlı organizmik adaptasyonları ve Darwin'in en ünlü satırlarında (1859, sayfa 3) "takdirlerimizi harekete geçiren yapılardaki ve ko-adaptasyonlardaki mükemmelliği"? açıklamak için türlerin seleksiyonu gibi daha yüksek seviyedeki güçlere başvuramayan diğerleri ile tamamen hemfikirim.2

Enteresandır ki, ölümünden yirmi yıl önce, Gould, tabiî seleksiyonun evrimdeki önemi ve önceliği konusunda Oxford'daki ateist evrimci olan Richard Dawkins'le karşı görüşteydi. Tartışmaları o kadar sertti ki, Biyoloji ve Felsefe dergisi editörü, Kim Sterelny, bu konu üzerine, Dawkins Gould'a karşı: Güçlü olan Hayatta Kalır başlıklı bir kitap bile yazmıştır.3 Nitekim Dawkins, Gould'un son kitabında belirtiklerinden hareketle onun da kendisi gibi tam mânâsıyla ateizme teslim olduğunu söylemiştir. Gerçekten Gould, Dawkins'in biyolojik yapıları ?menşelerini, fonksiyonlarını, kompleks ve mükemmel oluşlarını ve çevreye mükemmel uyumları bakımından önemlerini- düşünürken gerçek mânâda önem verdiği şeyin, tabiî seleksiyonun bir ürünü olduğunu kabul etmiştir. Bu açıdan Gould da, en az Dawkins kadar Darwincidir.

Çıkmaz sokak: akıl, irade, şuur ve kudretten mahrum tabiat
Sıçramalı denge teorisinin en büyük sıkıntılarından birisi, yeni bir ekolojik ortamda yeni bir hayat tarzıyla karşılaşan organizmanın hemen ilk başlangıçta ve büyük adaptasyonları ortaya çıkaracak kadar hızlı değişmenin hangi akıllı ve şuurlu irade ve kudretle ortaya çıkacağı problemidir. Çünkü bu yeni ortam şartlarındaki uyum süreci hızlı ve yerli yerinde olmazsa organizma, daha iyi uyum sağlamış diğer rakip organizmalar tarafından yerinden edilmek ve elenmek tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Hâlbuki tabiatta böyle akıllı ve her şeyi yerli yerinde yapacak irade ve kudret yoktur.

Sıçramalı dengedeki ikinci zorluk da aynı bakış açısından kaynaklanmaktadır. Tesadüfî bir evrimle ortaya konulan ilk değişmelerden sonraki iyileştirmeler teoriye göre muhtemelen daha küçük ve yavaş meydana gelmelidir. Genler sabitlendikçe, populasyonlar daha az çeşitlilik sergilemeli ve giderek adaptasyon yapma kabiliyetlerini kaybetmelidirler. Aslında bu husus İlâhî iradenin canlılar âlemini bir yaz-boz tahtası gibi değiştirirken ortaya çıkardığı İlâhî icraatın sebepler perdesinde görülen yüzüdür. Kudreti Sonsuz Yaratıcı her canlıya ihsan ettiği genetik programına uygun, esneklik veya darlık sınırlarını da belirlemiştir. Genetik bir sigorta gibi işleyen bu mükemmel adaptasyon neticesinde bir populasyon tabiattaki rakipleri tarafından tehdit edilmek açısından çevre şartları ile son derece uyumlu olmasına rağmen, yine de, yaşadıkları ekolojik saha, İlâhî takdir ile değişmeye uğratılırsa, nesil tükenmesi açısından "kolay elenen bir hedef" olacaktır. Dinozorların soylarının tükenmesinin sebebi hâlâ bir tartışma konusu olsa da, bazı deliller, bunun, kuşlar veya memelilerle rekabet edememekten çok, dar sınırlı (esnek olmayan) yaratılmış genetik uyum programları sebebiyle çevre şartlarındaki değişmelere uyum gösterememekten kaynaklandığını düşündürmektedir.

Dipnotlar
1. Gould S. J. (2002): The Structure of Evolutionary Theory. Cambridge, Mass.; Harvard University Press.
2. Age, s. 886.
3. Sterelny, K.(2001): Dawkins vs Gould: Survival of the Fittest. Cambridge, UK:Icon Books.



( Prof.Dr.Arif SARSILMAZ)

Paylaşma linkleri