Soru: John Nash'ın oyun kuramı çatışmayı mı, yoksa dayanışmayı mı esas alıyor? Biyolojiye uygulanması evrimi destekler mi?

Cevap: John Nash, ekonomi ile ilgili,1940’lı yıllarda gündeme gelen bir düşünceyi, 1950’li yılların başında şekillendirerek makaleleriyle ortaya koymuştur. Daha ziyade ekonomi kurallarını esas alan bu düşüncede; her insanın hem kendi çıkarını ve hem de ait olduğu toplumun çıkarını düşünüp ona göre hareket etmesi durumunda, o toplumun refah seviyesinin aratacağı ileriye sürülmektedir. Bu felsefî düşünce daha sonra değişik konulara da uygulanmaya çalışılmıştır.

Allah insana akıl ve fikir vermiş, kâinatı da yaratıp önün açmıştır. İnsanın bu âlemden faydalanması, zararlarından da korunması için elbette hem kendini ve hem de çevresini tanıması gerekir. İnsanlık Hz. Âdem’den günümüze kadar, hep kendisini ve çevresinin tanıma gayreti içerisinde olmuştur. İnsan, kâinatın ne olduğunu, insanın nereden gelip nereye gittiğini, bu dünyaya niçin gönderildiğini bilmek istemiştir. Bu ve benzeri sorulara iki temel görüş çerçevesinde cevap verilmeye çalışılmıştır. Birisi, Semavî kaynaklardan faydalanarak, diğeri de bu kaynakları hiç dikkate almadan tamamen akıl yürütme ile olmuştur.

Kâinatı yaratan Allah olduğuna göre, varlıkların ve özellikle insanın bu dünyaya gönderilmesinden maksadın ne olduğunu, buradan nereye gideceğini ve bu insanın hem dünya ve hem de ahret mutluluğu için nasıl davranış sergilemesi gerektiğini elbette O bilecek ve bildirecektir. Dolayısıyla âlemdeki hadiseleri anlama ve yorumlamada, ya iman gözlüğü kullanılmakta, ya da bir yaratıcıyı ve ahreti reddeden bir bakış esas olmaktadır.

Adam Simth’in; “Her insan kendi çıkarını düşünmeli ve ona göre hareket etmelidir” görüşü, bir yaratıcıyı nazara almayan Batı felsefesinin ekonomide kendisine esas aldığı düşünce tarzıdır. John Nash'ın teorisi ise, toplumu da dikkate almak gerektiği yönündedir.  Diğer taraftan bir yaratıcının varlığını esas alan İslâmiyet’te ise, komşu hakkı, fakirin gözetilmesi, ticarette aldatmanın olmaması, malın kusursunun gizlenmemesi gibi ekonomi ve toplum menfaatiyle ilgili pek çok prensip ve kaide mevcuttur. Diğer taraftan zekât ve sadaka gibi sosyal yardımların teşvik edildiği de görülmektedir.

Aynı şekilde canlılar âlemine de iki gözlükle bakılabilir. Birisi, bu kâinatı Allah’ın eseri olarak gören ve ona göre değerlendirip yorum yapan bir bakış, diğeri de bir yaratıcıyı devreden çıkararak her şeyi tesadüf, tabiat ve sebeplerle açıklamaya çalışan bir düşünce tarzı. Bu farklı yaklaşım ve değerlendirmeler, insanlık var olduğu sürece devam edecektir. Her iki görüşün de taraftarları olacak, herkes kendi görüş ve düşüncesini, bir takım verilerle açıklayıp pazarlayacaktır. Bu değerlendirme ve açıklamalarda, birileri John Nash’ın düşüncesini kendi dünya görüşüne yakın bulurken, bir başkaları daha değişik görüş ve fikirleri dile getirecektir.

Bu veya benzeri tarzda görüş ve felsefî düşünceleri, İslâmî perspektiften doğru değerlendirebilmenin yolu, kuvvetli bir tahkiki imana sahip olmakla mümkündür. Tahkiki imana sahip olmayan birisi, yaratılış hakkında farklı görüş ve teoriler karşısında istikametini muhafaza edemez. Rüzgâr önünde sallanan yaprak gibi, her önüne gelen düşüncede farklı bir duruş ve davranış sergiler. İnancına ters gelen en küçük bir söz ve düşünce onun âlemini alt-üst eder. Böyle kimselerin ahrete imanlı gitmeleri çok zordur. Bunu düşünüp böyle bir sonucun dehşetinden titremek ve her söylenen veya işitilen sözün kalbe girmesine izin vermemek gerekir.

Gençler arasında gördüğümüz yanlış bir değerlendirme de, kâinata bu farklı iki bakışın birleştirilebileceği zannıdır. Güya bilimsel yaklaşımla bu farklı düşüncelerin birisinin ispat edileceği, diğerinin çürütüleceği ileri sürülmektedir. Bunun mümkün olmadığını göstermek için geçmişe gitmeye hiç gerek yoktur. Mesela, şu anda bitkiler, hayvanlar ve insanlar tek hücreden meydana geliyor. Bir görüşe göre, bütün bu canlılar tek hücreden Allah tarafından yaratılmaktadır. Sözgelimi insan, bebeklik, çocukluk ve gençlik devrelerinden geçirilerek olgunluğa ulaştırılmaktadır. Bugün canlıları tek hücreden yaratan, geçmişte de onların tek hücresini, yoktan yaratmıştır.

Diğer görüşe göre ise, bütün bu gelişme ve farklılaşmalar tesadüfen ve tabiatın eseri olarak meydana gelmektedir. Haydi, bakalım bu iki görüşü nasıl birleştireceksin. Bu mümkün değildir. Dünya imtihan yeri olduğu için, herkes inanma ve inanmama yönünde serbesttir ve bu konuda başkasının nasıl düşündüğüne karışmamak gerekir.

Prof.Dr.Adem TATLI            

Paylaşma linkleri