Cevap: 

Değerli Kardeşimiz

Sorunuzu iki kısım olarak değerlendirelim.İlk olarak her hayvan ve bitkinin bir atası vardır. İnsanların atası Adem a.s. olduğu gibi her hayvan ve bitkinin de bir atası vardır. İlk olarak bunlar yaratılmış sonra çoğalmışlardır.

Günümüzden yaklaşık üç milyar yıl öncesine kadar yeryüzünde canlı hiç bir varlığın mevcut olmadığı söyleniyor. Hayatın ilk izlerine ise "Fig-Tree"serisi dediğimiz tortul kayalarda rastlanmıştır. Bunlar, fosil olarak kabul edilen organizmalar olup ortalama 20 mikron çapında çok küçük kürecikler veya lif şeklinde tanelerdir. Fakat hayatın başladığını bize kesin olarak gösteren ilk gerçek fosiller ise, 2 milyar yaşında olduğu kabul edilen "Gunt-flint" bitki fosilleridir. Bu fosil organizmaların morfolojik hususiyetleri, günümüzdeki benzer bitkilerin hemen hemen aynısıdır.

Gerçek hayvan fosili olarak bilinen ilk fosil topluluğu, 700 milyon yıl yaşındaki "Ediacara faunası"dır. 1947 yılında, Güney Avustralya'da Ediacara tepelerinin kum taşlarında denizanasına (meduzlara) benzer yuvarlak organizma izleri bulunmuş, birkaç yıl sonra aynı kum taşları içinde bölmeli solucan izlerine ve tanınamayan diğer bazı organizma artıklarına rastlanmıştır. Yeryüzünde, bitkilerden hemen sonra ortaya çıkan hayvanların cins ve nevlerinde, "çeşit ve fark" olarak, birden bire çok büyük bir artışın olduğu, ilim adamları tarafından belirtilmektedir.

Paleontolojik bilgilere göre, kabaca bazı bitki ve hayvanların yaratılış sırasının şöyle olduğu tahmin ediliyor:
Birinci zaman öncesi olarak adlandırılan "Prekambriyen" (565 milyon yıldan önceki zaman) de, bitkilerden ilk olarak "Mavi - Yeşil algler; ayrı bir grup olarak bakteriler ve mantarlar, hayvanlardan ise, süngerler, solucanlar, yumuşakçalar, halkalı solucanlar ve eklembacaklılar gibi oldukça kompleks canlılar yaratılmıştır.

İlave bilgi için;

Allah neden ilk önce bakteriler sonra biraz daha kompleks canlılar sonra bitkiler ve bu şekilde basitten komplekse doğru gidecek şekilde canlıları yaratmıştır?

İkinci sorunuzda ki ayetin manasına değinelim.

"İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?”( Enbiya, 21/30 mealindeki ayet hakkındaki mütalaamızı kısa maddeler halinde arz etmekte fayda mülahaza ediyoruz:

- Ayetten “gökleri ve yerleri ayırdığı esnada bu olayı görmediniz mi?” yorumu isabetli değildir. “yaratılış esnasında” düşüncesine götürecek herhangi bir ipucu yoktur.

Ayeti: “İnkâr edenler, bizim ilk defa gökleri ve yeri bitişik olarak yarattıktan -belli bir süre- sonra, onları ayrı ayrı yapılar halinde düzenlediğimizi ve diri olan her şeyi sudan yarattığımızı görmediler mi?"

- Arapça’da “Görmüyorlar mı? Düşünmüyorlar mı?” anlamlarına gelen “E-Lem- Yere/Tere” şeklindeki istifham/soru sitili, gerçek bir sorgulamaya değil, konuyu pekiştirmeye yöneliktir.

- Hz. Peygamber (a.s.m)’in doğumundan önce gerçekleşen Fil Vakası hatırlatılırken, yine aynı sitile baş vurulmuş ve "E-Lem-Tere = Görmedin mi?” soru üslubu kullanılmıştır.

- Soruda vurgulanan ayetin birkaç mana tabakası vardır. Kur’an’da her asırdaki insanların kendi bilgi-görgü seviyelerine göre alacakları feyiz hisseleri mevcuttur. Kur’an’ın bu engin üslubu bir mucizedir. Ayette, “gökler ve yerin bitişik olup, sonradan onların birbirinden ayrılması” hususu, o asırda da bir şekilde anlaşılıyordu. Bunun en büyük delili, Kur’an’ın şiddetli muarızları bu ayeti işittiklerinde hiç itiraz etmemeleridir. Zaten Kur’an’ın hârika üslubundaki maharet de onlara bir şey anlatabilmekte yatar. Nitekim Abdullah b. Abbas, bu ayetten şunu anlamıştır: Eskiden gökten yağmur gelmiyor ve yerden de bitki bitmiyordu. Bu hal bir retk = bitşiklik halidir. Sonra, şartları oluşturuldu (yani atmosfer teşekkül ettirildi) gökten yağmur, yerden de bitkiler bitiverdi.  Bu ise bir fetk = ayrışma anlamına geliyordu. Canlıların sudan yaratılması ise, genellikle sperma ile açıklanıyordu. Bu tespitler de doğrudur ve o zamanki insanları tatmin etmektedir.

- Yukarıdaki düşünceler, çok cüz'î, küçük çaplı da olsa bir hakikati ifade ediyordu ve Allah’ın varlığına bir delil olabiliyordu. Ancak Kur’an’ın mesajları yalnız  saadet asrındaki insanlara bakmıyor, kıyamete kadar gelecek bütün asırların bilgi seviyesine hitap ediyor.

İşte Kur’an-ı Hakim, Big-bang teorisi ile açıklanan hakikati ile, bir damla suda milyarlarca canlıların varlığı ve hayatın ilk defa denizlerde başladığına dair kabul gören teorilerin getirdiği açıklamalar ışığında ayetin ilmî veçhesini görebilmek için de bazı köşe taşları koymuştur. Bu köşe taşlarından birisi “İnkâr edenler görüp düşünmüyorlar mı?” sitilidir. Bu üslubuyla bu ayet sanki bu asra hitap etmek üzere yeni inmiş gibidir. Çünkü, bu ilmî gerçekleri ilk defa görenler, gayrimüslim olanlardır. Adeta, ayette bu hususa işaret edilerek, Kur’an’ın sonsuz ilim sahibi olan Allah tarafından indirilmiş olduğunun bir belgesini gözler önüne serilmiştir.

Selam ve dua ile..

 

 

 

 

Paylaşma linkleri