Cevap: 

Değerli Kardeşimiz

Bu sorunuza benzer soruların cevaplarını sitemizden bulabilirsiniz.İnsan vücudunda ki veyahut hayvanlarda ki hikmetini ve amacını bilmediğimiz organlar işlevsiz değiller.

3- Körelmiş yapılar

Karşılaştırmalı anatomi incelemelerinde rastlanan körelmiş veya artık kalmış yapılar da evolüsyona delil olarak ileri sürülürler. Bir or­ganizma grubunda körelmiş yapıların başka bir organizma grubunda tam gelişmiş olması, o iki grup arasında bir yakın akrabalığın varlığına delil gösterilir.

Ernst Wiedersheim, 1895 yılında yayınladığı “The St­ruc­ture of Man” adlı eserinde, insanın bedeninde iş görmeyen ve daha önceki atalarından kalıntı olarak intikal eden ve zamanla insanın bedenini terk edecek olan 86 lüzumsuz organ olduğunu belirtmiştir. Encyclopedi Britannica hâlen böyle körelmiş organ sayısını 100’den fazla olarak vermektedir. Bu listeye kozalaksı beze, tiroit bezi, timüs bezi, kuyruk sokumu, apandisit, kulak kasları ve bademcikleri dâhil etmektedir10.

Simpson da, insandaki kuyruk sokumunu “maymunun kuyruğu gibi körelmiş ve hiçbir maksadı olmayan organ” olarak tanımlar22.

Hâlbuki apandisit ve buna bağlı olan kör bağırsak, otla beslenen memelilerde büyük bir kese hâlini almıştır. Kuşlarda çok uzun iki tane kör bağırsak bulunmaktadır. Burada, fazla selülozlu besinler, uzun zaman özel enzimlerin etkisine maruz bırakılırlar.

İnsanda kör bağırsak, diğer canlılara göre fazla gelişmemiştir. Bu durum körelmiş bir yapı olarak kabul edilir ve insanın otla bes­lenen bir atadan geldiğine delil gösterilir. İnsanda bir başka körelmiş kabul edilen organ, kuyruk sokumudur. Bunun da in­sanın kuyruklu atasından geldiği, şu anda görevi bulunmayan lüzumsuz organ olduğu ileri sürülür. Ayrıca timüs bezi, epifiz bezi, hipofiz bezi ve bademcikler gibi pek çok yapının, körelmiş organ olduğu iddia edilir.

 

4- Körelmiş yapıların kritiği

Burada dikkati çeken iki husus vardır:

Birisi, sözü edilen organların gerçekte körelmiş organ olup olmadığıdır. Yani bu gibi yapıların doğ­rudan ilk ortaya çıkış şekliyle günümüze ulaşmış olması da mümkündür.

İkinci husus, “bu yapıların, o organizma için lüzumsuz olduğu” gö­rüşüdür. Bu da çok büyük bir iddiadır. Nitekim Biyokimya Profesörü Gish, geçmişte insanda bu­lunduğu ileri sürülen lüzumsuz organ sayısının 180’e yakın olduğunu, şimdi bu sayının sıfıra yaklaştığını belirtir7.

Ontorio Guelph Üniversitesi Zooloji Bölümü’nden S.R. Scanding, 1981 yılında yayınladığı eserinde, bu organların hemen tamamına yakınının, hayatın en az bir devresinde görevi bulunduğunu belirtir.

Beynin yarım küreleri arasında yer alan ve hiçbir görevi olmadığı ileri sürülen kozalaksı bezenin, melatonin hormonunu salgıladığı ve böylece cinsel gelişimi düzenlediği bilinmektedir.

Timüsün, erken çocukluk döneminde, bedenin bağışıklık sisteminin gelişiminde hayati bir katkı yaptığı ortaya konmuştur.

Tiroit bezinin de metabolizma ve büyüme için hayati önem taşıyan iki hormon salgılayan bir endokrin bezesi olduğu anlaşılmıştır.

Scanding, apandisit ve kuyruk sokumunun önemli görevleri olduğunu belirtir ve şöyle der:

Anatomik olarak, alt mukoza kalınlaştığı ve neredeyse tamamen lenfatik nodüller ve lenfositler tarafından işgal edildiğinden, apandisit bir lenfoyit görevi yapar. Kurtçuk biçimli apandisitin, antibodi üreyen hücrelerin toplanma yeri olarak iş gören bir lenfoyit organ olduğuna ilişkin deneysel deliller bulunmaktadır. Kuyruk sokumu, gluteus maximus dâhil birkaç kas ve bağ için giriş noktası görevi yapar 10.

Bugün timüs bezi, epifiz bezi ve bademciklerin lüzumsuz organ ol­madığı anlaşılmıştır. Timüs bezi, gelişim çağında lenf sisteminin normal gelişiminden ve bağışıklık maddesi (antikor) teşekkülünden sorumludur. Bademcikler (Tonsil­lar) lenfosit üretir ve ayrıca lokal bir an­tibakteriyel görev yapar. Kör bağırsak ise, vücuda giren yabancı unsurlara karşı aktif bir organ olarak iş görür. Kalın bağırsağa gönderdiği sıvıyla bu­laşıcı hastalıklara karşı koruyuculuk görevi yapmaktadır. Nitekim bugün, kör bağırsağın alınması hâlinde bazı antikorların salınmadığı ve bu yüzden çeşitli mikropların ürediği tespit edilmiştir. Kör bağırsağı erken yaşlarda alı­nanların diğerlerine göre kansere yakalanma oranı yüzde 30 daha faz­ladır.

Gish, kuyruk sokumu kemiğinin, kuyruğun körelmiş lüzumsuz artığı değil, kalça kemerinin karın kasları için mühim bir tutunma noktası olduğunu, rahat oturmayı temin ettiğini, kuyruk sokumu olmaksızın rahat oturmanın mümkün olmadığını belirtir7.

Selam ve dua ile..

 

 

Paylaşma linkleri