Allah’ın yarattıkları, ya doğrudan güzeldir, ya da sonuçları itibariyle güzeldir.

insanın ebediyete uzanan arzu ve isteklerini yok sayarak, onu bir takım tabiat olaylarının tesadüf ürünü ve gelişigüzel cereyan eden bir evrimin sonucu ortaya çıkmış sıradan bir varlık olarak algılamanın, insana ve insanlığa kazandıracağı bir şey yoktur. Bu İnsanın hakikatine de uygun değildir. İnsanın huzur ve mutluluğunu arayan ve isteyen felsefî düşünce taraftarlarının, insanın bu fıtri yapısını gözden uzak tutmaması gerekir.

 

İslâm itikadında, biyolojik bir organizma olan insan, akıla sahip olması sebebiyle, kendisine bir takım  sorumluluklar yüklenmiş ve imtihana tâbi tutulmuştur. Bu dünya, ahiret için bir imtihan yeri olarak tanımlanmıştır. İmtihanın gereği olarak iyi-kötü, güzel-çirkin, hayır-şer hep yan yana olmalıdır ki, seçim ve tercihte  imtihanın şartları tam tahakkuk etmiş olsun. İslâm literatüründe Allah’ın şerri, yani kötülüğü yaratması kötü değildir. Kötülüğü işlemek şerdir, kötüdür.

İslâm telakkisinde Allah’ın yarattıkları, ya doğrudan güzeldir, ya da sonuçları itibariyle güzeldir. İnsana çirkin gelen hastalıklar, bazı ızdırap verici olaylar, çoğu zaman neticeleri itibariyle güzeldir. Çünkü, İslâm itikadında, bazen  sıkıntı ve hastalıklı bir saatin, ahiret âlemi için binler saatlik sevap ve mükâfat kazandırdığı belirtilmektedir. Meselâ, zahiren kötü görülen ölüm, şayet hiç gelmemiş olsa, belirli bir yaştan sonra hayatta kalmakla çekilecek ızdırap ve sıkıntılı haller, ölümün ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlatacaktır(1) .

Bütün semavî dinlerde, dünya hayatının muvakkat ve geçiciliği, esas hayatın ahiret hayatı olduğu, o hayatın ebediliği, bu dünyada çekilen bir takım sıkıntı ve kötülüklere sabır gösterilmesi halinde, bunun mükâfatının yüksek olacağı, bu dünyadaki hiçbir sıkıntı ve meşakkatin karşılıksız bırakılmayacağı hususu ortak bir dil olarak ifade edilir. Böyle kültüre sahip bir kimse, karşılaşacağı bir takım olumsuzluklar ve hastalıklara hazırlıklı olacaktır. Onlara sabır etmekle ebedî bir hayatta  kazanacağı mükâfatı düşünmekle  sıkıntıları ondan bire inecek, daha ahirete gitmeden, bu duygu ve düşüncelerle dünyada Cennet hayatı yaşayacaktır.

Diğer taraftan, esas hayatın dünya hayatı olduğunu, ahiret hayatı  diye bir şeyin bulunmadığını, insanın bütün yapıp ettiğinin  bu dünya hayatıyla sınırlı olduğunu, ölümle her şeyin bitip yokluğa gittiğini vehmeden felsefî bir yaklaşım tarzının ise, dünyadaki bir takım kötülük, ızdırap ve sıkıntıları açıklaması ve anlaması mümkün değildir. Üstelik insanın sonsuz duygu, his ve arzularını, sınırlı bu dünya zevk ve menfaatleri karşılayamaz.  Âdetâ insanın bütün arzu ve hisleri ebedi âleme göre plânlanıp programlanmıştır. Dolayısıyla böyle sonsuz duygularla donatılmış bir insanın, sınırlı bir ömürde sahip olacağı hiçbir şeyin onu tatmin ve memnun etmeyeceği ortadadır. Bir de, sahip olduğu bir takım iyilik ve güzelliklerin bir müddet sonra elinden çıkacağı, kendisinin ölümle yok olup gideceği endişesi, dünya hayatını ona acılaştıracak ve daha Cehennem’e gitmeden ona Cehennem hayatı yaşatacaktır(2).

Sonuç olarak, insanın ebediyete uzanan arzu ve isteklerini yok sayarak, onu bir takım tabiat olaylarının tesadüf ürünü ve gelişigüzel cereyan eden bir evrimin sonucu ortaya çıkmış sıradan bir varlık olarak algılamanın, insana ve insanlığa kazandıracağı bir şey yoktur. Bu İnsanın hakikatine de uygun değildir. İnsanın huzur ve mutluluğunu arayan ve isteyen felsefî düşünce taraftarlarının, insanın bu fıtri yapısını gözden uzak tutmaması gerekir.

İnsan hem bir biyolojik organizma ve hem de sorumlu bir benliğin sahibidir. Ruhsal ve zihinsel yaşamı, biyolojik işlemlerle bağlılık göstermekte ve beden/ruh ve madde/zihin düalizmine sahip bulunmaktadır.   

Öbür taraftan, İslâm itikadına göre insan, kâinatın merkezi konumundadır. İlk ve son gaye ona aittir.  Bilinçli ve şuurlu bir yaratılışın ürünüdür. Materyalizmin iddia ettiği gibi gelişigüzelliğin ve rastlantıların sonucu ortaya çıkmış değildir. Kaldı ki, bu konuda bilimselliğin dışına çıkmadıklarını iddia eden materyalizm savunucuları, insanın rastlantı sonucu ortaya çıktığını ileri sürmekle, metafizik bir yorum yapmış bulunmaktadırlar.

(1) Nursi, B. S. Lem’alar. Envar  Neşriyat, İstanbul, 2006, s. 205-221.
(2) Nursi, B. S. Sözler. Envar Neşriyat, İstanbul, 1996, s. 48-89.



(İnsanlık Tarihi Boyunca Evrim - Prof.Dr.Adem TATLI)


 

Paylaşma linkleri