Cevap: 

Değerli Kardeşimiz
 

Laboratuarda amino asit üretmek İslâmiyet’le niye çelişsin? Buğday üretmek, şeker üretmek ve demir üretmek İslâmiyet’le çelişiyor mu? Bunun da onlardan farkı yoktur. Allah kâinatı yaratmış, içindeki varlıkların yapılarını ve işleyişlerini de bir takım kanun ve prensiplere bağlamıştır. Bütün kâinatın işleyişi, her an O’nun emir ve iradesi altındadır. Ancak, bu sevk ve idarede, kanun ve prensip gibi sebepleri irade ve kudretine perde kılmıştır. Elmanın teşekkülünde ağacı, ağacın teşekkülünde çekirdeği, çekirdeğin teşekkülünde yine meyveyi sebep yapmıştır. İnsanın meydana gelmesine de anne ve babası sebeptir. Halbuki o sebepleri de yaratan yine Allah’tır.

Amino asitler; hidrojen, karbon, oksijen ve azot atomlarının belirli şekillerde bir araya gelerek teşkil ettikleri bir molekül grubudur. Atomlarda hayat ve canlılık bulunmadığı gibi, onların teşkil ettiği amino asitlerde de canlılık yoktur. Ama bunların teşkil ettiği proteinlerle, nükleik asitlerin birleşmesinden hâsıl olan DNA moleküllerinde canlılık vardır. Canlılık ve hayat, atom ve moleküllerde bulunmamakta, ancak Allah tarafından doğrudan verilmektedir. Yani, Cenab-ı Hak, hayatı sebeplere bağlamamıştır.

Hiçbir varlık tesadüfen meydana gelmez. Bir eser varsa, mutlaka bir ustası olacaktır. Kabul edin ki, sizin isminiz bir kâğıda yazılmış. Bunun kim tarafından yazıldığını görmediniz. Bunun kendi kendine, ya da tesadüfen yazılmış olabileceğini kabul eder misiniz? Her halde bu ismin tesadüfen yazıldığını, dünyada hiçbir kimseye kabul ettiremezsiniz. Atomlardan moleküllerin meydana gelmesi de aynı şekilde bir yazılma değil midir? Her malzemesi hazır olduğu halde bir çorbanın bile kendiliğinden veya tesadüfen meydana gelmeyeceğinde herkes hemfikirdir.

Son derece hassa ölçülerle ve bir gayeye göre atomlardan moleküllerin ve yüksek yapılı varlıkların tesadüfen meydana gelmesi asla mümkün değildir. Bir yaratıcıyı kabul etmeyenler, akıl ve mantığın aksine olarak, akılları ve vicdanları kabul etmediği halde, sırf inkârlarından dolayı, atom, molekül ve diğer varlıkların teşekkülünün, tesadüfen ve tabiatın eseri olarak meydana geldiğine inanıyorlar. Herkes inancında serbesttir, istediği şeye inanabilir. İstediğini kendisine İlah kabul eder. Ancak, varlıkların tesadüfen meydana geldiği senaryosunun bilimsel düşünceyle bir ilgisi yoktur. İnançsızlık inancıdır.

İslâmiyet, insanları çalışmaya teşvik etmekte, kâinattaki kanun ve prensipleri araştırıp bulmamızı istemektedir. İslâmiyet’e ters düşen Allah’ın unutulup devreden çıkarılması, varlıkların meydana gelişinin tesadüf ve sebeplere bağlanmasıdır.

İslâm dini, kâinatın tamamını adeta bir kitap gibi kabul eder. Allah’ın kudret sıfatının eseri olan ve elementlerle yazılmış bir kitap. Yani, kâinat kitabı. İşte, bu kâinat kitabı dikkatli okunabilirse, her şeyin arkasında Cenâb-ı Hakk’ın kudret eli görünecektir. Kâinattaki bütün varlıklar son derece ölçülü, bir maksat ve gayeye göre plânlı bir şeklide yaratılmıştır. Bu yaratılışın düşünülmesi de “Tefekkür”, yani, fikir ve akıl yürütme, yorumlama olarak ifade edilir. Kâinattaki varlıkların yaratılış gayelerini, hikmetlerini, sanat inceliklerini, buradaki ilmin genişliğini ve derinliğini bir saat tetkik etme ve düşünmeyi, yani tefekkürü    İslâmiyet bir sene nafile ibadetten üstün görmektedir.

Kur’an; “Düşünmüyor musunuz?”[1], “Aklınızı kullanmıyor musunuz?”[2] diyerek akla havale eder. Akıllı düşünmeye teşvik eder. “Bu inceliği, ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar” der [3]. Allah’tan ilmimizin arttırılmasını istememizi öğütler: “Rabbim, ilmimi arttır” de[4]. Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığına dikkat çekilir: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[5].

Hadislerde de ilme teşvik vardır:

      “İlim talebi için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır[6].

      “Kim ilim öğrenmeyi talep ederse, bu onun geçmişteki günahlarına kefaret olur[7].           
   
      “Hikmetli söz müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya ehaktır[8].

       “İlmin azalması, cehaletin artması[9]  dünyanın sonu olarak belirtilmiştir.

      İslâmiyet’te âlimin mürekkebi, şehidin kanından üstün tutulmuştur.

Böyle bir din, ilme karşı olabilir mi? Zaten bütün ilimler, Allah’ın kâinat kitabının tefsiri ve açıklaması değil midir? Kur’an da O’nun kitabı, kâinat da. Kur’an’a ters düşen, ilim değil, ancak bir takım teori ve hipotezler veya ideolojik yaklaşımlardır.



Selam ve Dua ile..

Prof.Dr.Adem Tatlı


[1] Bakara, 76.

[2] Bakara, 44.

[3] Âli İmran, 7.

[4] Tâhâ, 114.

[5] Zumer, 9.

[6] Tirmizî İlim 2, 2649; İbn Mâce, Mukaddime 17, 227.

[7] Tirmizî İlim 2, 2650.

[8] Tirmizî, İlim, 19, 2688.

[9] Buhari, Kitabu’l-İlim, 71-72.

 

 

Paylaşma linkleri