Varlıkların yaratılışında, hâdiseleri zihnimizde anlama ve mânâlandırmada bilgi vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Bilgiyi de içine alan enformasyon ise, haber, veri, danışma, bilgiyi işleme, taşınan haberin veya verinin sayısal ölçüsü mânâlarına gelir. Claude Shannon tarafından matematikî lisanla yapılan ilk enformasyon olan "bit" (enformasyon birimi), "byte" kavramının ortaya çıkmasına ve böylelikle telekomünikasyon sektörünün gelişmesine yardımcı olmuştur. Bilgisayarlardaki sabit veya taşınabilir diskler, internet ve cep telefonlarıyla transfer edilen bilgi vb. her şey, bu matematikî enformasyon tanımının uygulamalarıdır. Bu uygulamalardan anlaşılacağı gibi, Shannon'un enformasyon tarifi, mesajdaki gerçek mânâ ve muhtevayı göz ardı etmiştir ve mesajın sadece istatistikî boyutuyla ilgilidir. Hâlbuki enformasyon teorisi, günümüzde sibernetik, fizik, biyoloji, tarih gibi çok geniş bir sahada kullanılmaktadır. Bu sebeple enformasyon, birçok bilim insanına göre, madde ve enerji ile birlikte var oluşun üçüncü temel unsuru kabul edilmelidir. Bir başka ifadeyle, bütün varlık ve hâdiselerde, madde ve enerjiye ilâve olarak "enformasyon" denen üçüncü bir unsur gereklidir.

Enformasyon, birkaç cümle ile anlatılabilecek bir kavram değildir. Öncelikle, enformasyonun maddenin bir özelliği olmadığını ortaya koymak gerekir. Meselâ kumluk bir yerde, kumun üzerine bir cümle yazdığımızı düşünelim. Sonra denizden gelen bir dalganın yazıyı sildiğini ve yerine başka bir cümle daha yazdığımızı ve sonra tekrar denizden gelen ikinci bir dalganın, bu ikinci cümleyi de sildiğini düşünelim. Bu işlemlerin sonunda, yerdeki kum tanesinin miktarında bir değişiklik olmadan, mânâları farklı olan iki cümle yazılmış ve silinmiş olur. Kum tanesinde değişiklik olmadan farklı mânâda cümlelerin yazılması, enformasyonun maddeye ait bir özellik olmadığını gösterir. Ayrıca bu durum, tabiî sebeplerin gücünün yapmaktan ve icattan ziyade yıkım ve tahribata elverişli olduğunu ortaya koyar.

Enformasyon teorisine göre, enformasyon üretiminin gerçekleştiği her hâdisede, mutlaka "mesaj veren" ve "mesaj alan" olmak üzere iki taraf söz konusudur. Meselâ, Türkçe yazılı bir kitabı okuyarak, kitap içinde verilen mesajı anlamaya çalıştığımızı düşünelim. Bu durumda kitabı yazan kişi mesaj veren konumundadır. Kitapta anlattığı şey ise, iletmek istediği mesajdır. Kitabı okuyan kişi de alıcıdır. Mesajı alan kişinin kitapta anlatılan mesajı alabilmesi ve yorumlayabilmesi için, kitapta kullanılan dili (Türkçenin gramerini), kullanılan kelimelerin Türkçedeki mânâlarını ve Türkçe imlâ kurallarını bilmesi gerekir. Çünkü her dilin kendine has bir yapısı ve sözlüğü vardır. Türkçenin özelliklerini bilmeden alıcının, mesaj veren kişinin vermek istediği mesajı anlaması mümkün değildir.


Bu hususlar son derece önemli olduğu için, yazılan her kitap, öncelikle editör tarafından değerlendirilir. Editör, kitabın muhtevasına, diline, verdiği mesajın orijinal olup olmadığına vs. bakarak, kitabın yayımlanıp yayımlanamayacağına karar verir. Bilgisayar programcılığında da benzer işler yapılır. Meselâ elimize C++ programlama dilinde yazılmış olan bir program (kod) verildiğinde, C++ programlama dilini bilmeden o programı anlamamız mümkün değildir. Her bilgisayar programlama dilinin kendine ait bir komut sözlüğü ve algoritma kuralları vardır. Sözkonusu bilgisayar programında hata olup olmadığı, o programın, yazıldığı bilgisayar programlama diline ait bir derleyiciden geçirilmesiyle anlaşılır. Aynen bu iki misâl gibi, "Kâinat kitabı" da böyle bir kitaptır ve Âlemlerin Rabbi olan Cenab-ı Hakk'ın (celle celâlühü) mesajını, Kur'ân-ı Kerîm'le birlikte, alıcı konumunda olan insanoğluna iletmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'in yazıldığı dil ile, kâinat kitabının yazıldığı diller ve algoritmalar farklı gibi gözükse de, ikisinde de aynı mesaj iletilir. Bunu, aynı maksat için Fortran ve C++ programlama dillerinde yazılmış iki koda benzetebiliriz. Kodlar farklı dille yazılmış olsa da, programın verdiği "çıktı"lar aynı hakikati anlatmaktadır. Aynen bunun gibi, kâinat kitabının içindeki her sayfada, her varlık kendi lisanıyla konuşmaktadır. Fakat varlıkların bize ne anlatmak istediğini anlayabilmemiz için bir anlatıcıya (şifre çözücüye) ihtiyaç vardır ki, O da, yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm ve kâinat kitabını mükemmel bir şekilde okuyan Hazret-i Muhammed Mustafa'dır (sallallahü aleyhi ve sellem). Bu sebeple, Hazret-i Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) Sünnet-i Seniyye'si, Kur'ân-ı Kerîm'i ve kâinat kitabını okumaya çalışan mü'minler için çok büyük önem arz eder.

"Çok boyutlu enformasyon teorisi", mesajdaki enformasyonun farklı mânâ katmanlarından meydana geldiğini kabul eder. Bu teoriye göre, her hâdisede, istatistik, söz dizimi, mânâ (semantik), eylem (pragmatik) ve gaye/hedef (apobetik) seviyeleri vardır. Hiyerarşik olarak ortaya çıkan bu seviyeleri kısaca açıklayalım:

İstatistikî seviye
Bir kitap, bilgisayar programı, insan genomu çok sayıda yapıtaşlarından meydana gelir. "Bu kitapta/programda/insan genomunda kaç tane harf/karakter/kelime vardır?" sorularının cevabı, birer istatistikî enformasyondur. Meselâ Kur'ân-ı Kerîm'de, çeşitli kelimelerin kaç defa geçtiği, bazı âyetlerin kaç defa tekrar edildiği, surenin kaç âyetten oluştuğu vb. istatistikî bilgilere sahip olmak, "istatistik seviyesi"ndeki bilgilerdir. Benzer şekilde, kâinat kitabıyla ilgili olarak, "Bir gün kaç saatten oluşur?", "Bir yıl kaç günden oluşur?", "Mandalin ağacı yılın hangi aylarında meyve verir?", "Güneş bir devrini kaç yılda tamamlar?", "Samanyolu Galaksisi'nde kaç yıldız vardır?", "Bir su molekülünün inşası için kaç hidrojen ve oksijen molekülüne ihtiyaç vardır?" vb. sorulara verilecek cevaplar da istatistikî bilgidir. Bu, en temel ve en düşük seviyedeki bilgidir. Bu seviyeye dair verilen cevaplar, metin içindeki mânâ ile alakalı değildir. Bu yüzden, istatistik seviyesi, o dille yazılan cümlelerdeki mânâya bakmaz. Bu seviye, madde ile mesajdaki mânâ arasında (yani madde ile mânâ alemleri arasında) bir köprü kurar.

Sözdizimi seviyesi
Bu seviyede, öncelikle metnin/programın/lisanın ne olduğuna bakılır. Hangi dilde yazılmışsa, o dilin sözdizimine göre oluşturulan kelimelere, kodlara, motiflere dikkat edilir. Artık kelimelerin mânâsı vardır. Fakat bu seviyede, yine cümlenin/programın/genomun ne demek istediği tam olarak anlaşılamaz. Metin içindeki bir kelimede veya cümlede yanlışlık olup olmadığı kontrol edilir. O dile ait kurallar çerçevesinde mânâlı kelimeler dizimi, bir niyetin, bir kasıt ve iradenin olduğunu îma eder. Bu iki seviyenin, Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadesiyle, kâinattaki her şeye "mânâ-yı ismi" ile bakmaya karşılık geldiği söylenebilir. Meselâ Kur'ân-ı Kerîm'deki bir âyetin içinde geçen bir kelimenin, kullanıldığı yerdeki mânâsı, "sözdizimi seviyesi"ne ait bilgiler ihtiva eder. Kâinat kitabında ise, bir elma ağacındaki her bir elma, Güneş Sistemi'ndeki her bir gezegen, maddenin içindeki her bir atom, birer kelime olarak düşünülebilir ve "söz dizimi seviyesi"ndeki enformasyon paketçiklerini oluşturur. Bu seviye bütündeki mânâyla değil, sadece cüz içindeki kelimelerin mânâsı ile ilgilenir.

Mânâ seviyesi (Semantik seviye)
Bu seviyede, artık kelimelerin, komutların vb. bir araya gelmesiyle oluşturulan cümleler söz konusudur. Fakat bu seviye, enformasyonun iletilmesinde kullanılan dil, kelimelerin sayısı, harflerin sayısı gibi konularla değil, mesajın muhtevasıyla, yani mânâsı ile ilgilenir. Buna misâl olarak, Kur'ân-ı Kerîm'deki her bir âyetin mânâsı verilebilir. Bu seviyede artık âyetlerle verilen mesajlar önemlidir. Kâinat kitabında da, her bir sistem içinde kurulan cümlelerin mânâsı çözülmeye çalışılır; meselâ bir insan vücudundaki müdafaa mekanizmasının işlettirilmesinde, icra edilen her bir fiil bir cümle gibidir. Alyuvarların çalışma mekanizmaları ile akyuvarlarınki farklı farklıdır ve bunların çalıştırılmasındaki her bir faaliyet, savunma sistemi içinde kurulan cümleler gibidir. Dolayısıyla vücudun herhangi bir yerindeki bir faaliyet, sinir sistemi tarafından gerekli yerlere bildirilir ve enformasyon akışı sağlanır. Bir meyve ağacında, meyvenin teşekkül ettirilmesinde icra edilen her bir fiil de, yazıldığı dile ait birer cümledir. Bir ağacın tohumlarının içine dercedilen programda, kullanılan programlama dilinin komutları icra edilir ve gayeye uygun şekilde ürün teşekkül ettirilirken, topraktan hangi minerallerin hangi ölçüde alınacağı, fotosentezin nasıl yapılacağı vb. cümleler yazılıdır. Materyalist bir bakış açısıyla bakan bilim insanları, bu cümleleri sadece madde ve enerji açısından okumaya çalışarak, temelde büyük bir hata yapmakta ve bunun neticesinde de, yapılan işlerde kullanılan elemanlara birer ilâhlık vermek zorunda kalmaktadır. Enformasyon maddî bir kavram olmadığından, bu doğru bir yaklaşım değildir. Bütün varlık ve hâdiseler enformasyon kalıpları kullanılarak "kün fe yekün" tezgâhında dokunmakta ve icraatlar, bütün kâinatı kuşatan bir bilgi ağıyla gerçekleştirilmektedir.

Fonksiyon (aksiyon) seviyesi (pragmatik seviye)


Bu seviyede, cümleler doğru okunsun veya okunmasın, alıcıdan fonksiyon beklenir. Bu seviye, enformasyonu alan kişinin enformasyonu gönderen kaynağın istediği gibi davranıp davranmadığı ile ilgilenmez. Fakat her mesaj iletildiğinde, gönderici (kaynak) tarafından bir beklenti de ihtiva eder. Meselâ televizyonlardaki veya gazetelerdeki belli bir ürünle ilgili en basit bir reklâm dahi, rakipleri arasından o ürünün tercih edilmesine yönelik beklenti mesajlarına sahiptir. Bu sebeple bu seviyeye, "aksiyon seviyesi" denir. Gönderen de artık aksiyonun içinde rol alır; istediği durumu (yani daha fazla kazanç/gelir vb.) elde etmek üzere mesajı tanzim eder ve mümkün olduğunca geniş bir çevreye mesajı ulaştırmaya çalışır. Aynen bunun gibi, Kur'ân-ı Kerîm'deki âyetlerin verdiği mesajları doğru okumak, insanoğlu için kritik öneme sahiptir. "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" ve "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın." mealindeki âyetler, cümlelerin doğru okunarak amele dönüşmesi gerektiğini çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Peygamberimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatının Kur'ân-ı Kerîm'in temessül etmiş hâli olduğu düşünüldüğünde, Sünneti Seniyye, Cenab-ı Hakk'ın (celle celalühü) bizden beklediği davranışları gösterir.

Gaye/hedef seviyesi (apobetik seviye)
Gaye ve maksat, enformasyonun en son ve en yüksek seviyesine karşılık gelen bilgidir. Her mesaj bir maksat ihtiva eder. Bu perspektifte, mesajı alanlarda gözlenen fonksiyonlar, göndericinin istediği hedefe uygunluğuna göre değerlendirilir. Çünkü bu seviye, göndericinin niyet ettiği hedefle ilgilidir ve enformasyonun beş seviyesi arasında en önemlisidir. Kâinat kitabını yazarak ve arkasından semavî kitaplar göndererek mesaj veren Cenab-ı Hakk (celle celalühü), alıcı konumundaki kullarında beklediği davranışların sergilenip sergilenmediğine bakar. Materyalist bakış açısı ise, kâinattaki her hâdisede verilmek istenen mesajı okumaya çalışırken, enformasyonu bir yaratıcı ve idare edici Allah'a vermeden, sadece madde-enerji etkileşmesine bağlamaya çalışır. Bununla birlikte enformasyon üreten süreçlerin, her canlı organizmada farklı olduğu ilmî olarak doğrulanan bir gerçektir. Bu bakış açısına dayanan evrim teorisi ve benzeri teoriler, biyolojik enformasyon üreten süreçlerin, diğer bilinen enformasyon üreten süreçlerle temelde aynı olduğunu iddia eder ve böylece ilmî gerçeği inkâr etmiş olur.

Netice olarak, "modern bilim" anlayış ve düşüncesiyle üretilen bilgi, genellikle enformasyonun 1. ve 2. seviyesi ile 3. seviyeye karşılık gelir. Bu da dinî terminolojide varlığın veya hâdisenin zatına bakan yönüne (mânâ-yı ismî) aittir. Dördüncü bilgi seviyesi ise, aksiyon, fonksiyon ve işleme kalıplık eder. Dördüncü seviye, üçüncü seviyenin mecburi bir neticesi olup, her yapının belli bir fonksiyonla bağlantılı olduğunu (yapı-fonksiyon birlikteliği) ifade eder. Kur'ân-ı Kerîm'de de, bilmenin sorumluluk gerektirdiğine dikkat çekilerek, her bilmenin ve anlamanın kendine ait tutum ve davranışı ortaya çıkarması gerektiğine dikkat çekilir. Bilmekle aksiyon-amel-fonksiyon arasındaki bağlantının koparılması durumu da, "kitap yüklü merkepler" ifadesiyle yerilir. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) fonksiyona, amele dönüştürülmeyecek bilgi konusunda "Allah'ım faydasız ilimden sana sığınırım." buyurarak, "enformasyon teorisi"ndeki 4. ve 5. seviyenin önemini vurgulamakta ve eşyaya "mânâ-yı harfî" cihetinden de bakılması gerektiğini ifade etmektedir. Enformasyonun beşinci seviyesi, gaye, maksat ve netice olup, ancak şuur-idrak sahibi varlıklar tarafından idrak edilebilir. İnsan bu hususiyete sahip tek varlık olduğundan, Allah (celle celalühü) tarafından muhatap alınmış ve kendisine halifelik misyonu yüklenmiştir. İnsanoğlu, varlık ve hâdiselerin yaratılışı sırasında karşımıza çıkan bu beş kademeli enformasyon katmanlarını çözümlemekle vazifelidir. Dördüncü ve beşinci seviyedeki bilgiler, yorum-bilimi (hermenötik) de doğurur ve bu kavram şemsiyesi altında incelenir. Yorum-bilimin bir kısmı zan olup, bundan kaçınılması tavsiye edilmiştir. Kesin bilgiye (1., 2. ve 3. seviyeler) dayanan ve oradan beslenen yorum-bilim, ufuk açıcı ve problem çözücüdür.

Bütün bu enformasyon katmanları anlaşılmadan yapılan yorumlar eksiktir ve insanı sapkınlığa götüren yollardır. Nitekim kâinatın bir yaratıcısının olduğunu inkâr eden bütün teoriler, kâinatta görülen her şeyin ve icra edilen her hadisenin sadece madde ve enerji alışverişiyle meydana geldiğini iddia eder ve enformasyonu göz ardı eder. Bu teorilere göre, insan, hayvan ve bitki gibi biyolojik canlılar da sadece madde-enerji alışverişi neticesinde meydana gelmektedir. Fakat, bütün biyolojik sistemler, enformasyon depolamaya, transfer etmeye ve kendi faaliyetleri için o enformasyonu yorumlamaya muhtaç olduklarından, enformasyonun nasıl ve nerede depolandığını, ne zaman ve nasıl transfer edildiğini ve nasıl yorumladığını da madde-enerji perspektifinden izah etmekte zorlanmaktadır. Materyalist bakış açısının yanlışlığı buradadır; Bediüzzaman Hazretleri'nin ifade ettiği gibi, tabiatperest kişiler, her şeyi madde ve enerji perspektifinden yorumlamaya çalışmakta, her bir zerreye bir ilâhlık vermek zorunda kalmakta ve sonunda "Her şeyi tabiat yapmaktadır(!)" demek gibi bir bataklığa düşmektedir. Bu sebeple, kâinat kitabında icra edilen hâdiseleri ve eşyanın perde arkasındaki sırrı anlayabilmek için, madde ve enerjiye ilâve olarak enformasyon kavramını da hesaba katmak gerekir.

Faydalanılan Kaynak
- Werner Gitt, "In The Beginning was Information", Christliche Literature-Verbreitung e.V., 2000, Bielefeld-Germany.

(İhsan KÖSE)

 

Paylaşma linkleri