Cevap: 

Değerli Kardeşimiz

Hz. Âdem yeryüzündeki insanların en güzeli idi. Şekli, boyu, endamıyla o tam bir insan güzeliydi. Çünkü dünya güzeli Hz. Yusuf’un ilk babası o idi. Dünyayı da, ahreti de güzelleştiren güzeller güzeli Hz. Muhammed (A.S.)’in de büyük babası Hz. Âdem idi. O bizim hepimizin babasıydı.

Onun genetik yapısında bizim hepimizin, yani bütün insanların güzellikleri, renk ve ırk karakterleri cem olmuş idi. Onun yüz ve şekil yapısında baskın karakterler kendini gösteriyor, diğer çekinik karakterler genetik yapıda uykuda idi.

İnsanların kalabalıklaşması sonucu, kabile ve grup olarak birbirlerinden ayrılarak kendi içlerinde çoğalmaya başladı. Böylece, baskın karakterlerin etkisinden kurtulan çekinik karakterler de dış görünüşte kendilerini gösterme imkânı buldu. Neticede günümüzdeki renk ve ırk karakterleri teşekkül etti.

Siz, ateist felsefecilerin ve pozitivist evrimcilerin hayal âlemlerine dayanarak çizdiği yarı insan-yarı maymun modellerini dikkate almayınız. Çünkü ne öyle bir varlık yaşamış ve ne öyle bir varlığa ait bir delil bulunmuştur. Hiç birisi bilimsel bir bilgi ürünü değildir. Sadece insanların imanlarını sarsmak için uydurdukları hayali varlıklardır.

İnsan maddî ve manevî en güzel şekilde yaratılmıştır

Allah, insanı en güzel şekilde yarattığını şöyle beyan ediyor: İnsan maddî ve manevî en güzel şekilde yaratılmıştır

“İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emin beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Ancak iman edip Salih amel işleyenler müstesna. Onlar için tükenmesi mümkün olmayan ecir vardır”(1) .

Allah’ı Teâlâ insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. İnsan, kendi iradesi ile kabiliyet ve istidatlarını ya doğru yolda, yani Allah’ın istediği şekilde kullanarak en yüksek manevî makama çıkacak, ya da aksi yönü tutarak manen canlıların en aşağı mertebesine inecektir.
Bilgisayarın değeri, insana muhatap olmasından ve insanın sorularına cevap vermesinden kaynaklanır. Yoksa bilgisayarı sadece maddî olarak değerlendirmek ve birkaç kg demir ve bakalit olarak görmek, bilgisayarı anlamamak demektir.
İşte insan da böyledir. Onu, ateist ve pozitivist düşünürlerin yaptığı gibi, sadece maddî olarak değerlendirmek; et, kemik, kan ve dokulardan meydana gelmiş bir varlık olarak ele almak, onun hakiki vazifesini ve değerini takdir edememektir.
İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiştir. Çok ehemmiyetli istidat ona verilmiştir. Kabiliyetine göre ona ehemmiyetli vazifeler yüklenmiştir.

İnsana verilen bütün acip cihazlar, bu dünya hayatı için değil, pek ehemmiyetli bir ebedî hayat için verilmiştir. Çünkü insan hayvana kıyas edildiği zaman görülüyor ki, insan, duygu ve cihaz yönünden hayvandan yüz derece fazladır. Ama dünya hayatından lezzet alma yönünden yüz derece aşağıya düşmektedir. Çünkü gördüğü her lezzetinde binler elem izi vardır. Geçmiş zamanın elemleri ve gelecek zamanın korkuları onun zevklerini bozmakta ve her lezzetinde bir elem iz bırakmaktadır. Fakat hayvan öyle değildir, elemsiz bir lezzet alır, kedersiz bir zevk eder. Ne geçmiş zamanın elemleri onu incitir, ne gelecek zamanın korkuları onu ürkütür. Rahatla yaşar, yatar, Hâlıkına şükreder(2)

İnsanı kıymeti, değeri, kendisine verilmiş olan; akıl, fikir ve hayal gibi manevî cihazlar ile Allah’ı tanıması ve O’nun bütün isimlerinin tecellilerine ayna olması ve bunların manalarını anlaması nispetindedir. İnsan, Allah’ın kendisine, başta iman olmak üzere verdiği bütün nimetlerle beraber, sevdiği ve muhabbet ettiği varlıklara da maddî ve manevî ikramlarını, inayetlerini ve ihsanlarını görüp takdir ve ibadetle mukabele ederek Allah’a muhatap ve O’nunla dost olur ve böylece manen insaniyetin en yüksek mertebesine çıkar.

İşte Hz. Âdem de maddî ve manevî en güzel şekilde yaratılmış ve Cenab-ı Hak bütün Melekleri ona secde ettirmiş ve Cennet’te kendisiyle görüşmüştür. Allah’ın nuruna doğrudan muhatap olan insan, elbette o nurun kendisinde kısmen de olsa tecellisiyle dünya güzeli olacaktır.

(1)Tin Suresi, 95/1-8
(2)Nursi, B.S. Sözler. Envar Neşriyat, İstanbul, 1996, 23. Söz, s.323-329.

Prof.Dr.Adem Tatlı

Selam ve Dua ile

Paylaşma linkleri