Cevap: 

Değerli Kardeşimiz
 

Her bir canlının başlangıcı, döllenmiş bir hücredir. Bu bitkiler için de, hayvanlar için de, insanlar için de böyledir. O tek hücrenin bir öncesi de, gon veya gamet adı verilen ve her canlının sahip olduğu kromozomun yarısını ihtiva eden yapılardır. Bunun birisi yumurta hücresi, diğeri de spermdir. Söz gelimi, bir insanın ilk teşekkülünde; babadan gelen 23 kromozomlu sperm ile annedeki 23 kromozomlu yumurta birleşir ve 46 kromozomlu tek hücre olan ve zigot adı verilen yapı meydana gelir. Şimdi bu tek hücre hem çoğalacak, hem de bir taraftan farklılaşarak doku ve organları verecektir. Yani bu tek hücreden; kemik olacak, kan olacak, kıl olacak, deri olacak, göz olacak, beyin olacak, kalp olacak, kas olacak, bağırsak, karaciğer, akciğer v.s. olacak.

Şimdi önce bu olacakları kim yapacaktır? Bunun bir ortaya konması gerekir. Mesela bu sorunun cevabını okuyan bir kimsenin hayat başlangıcı da böyle bir tek hücre iledir. O kendisi bu tek hücreden kendi bedenini yapmadığına göre, bunu kim yapmış olabilir? Cansız, şuursuz, akılsız ve ilimsiz olan güneş, su, hava ve toprak yapmış olamaz. Sizi bu tek hücreden bu hale getiren, bir şeftali ağacı olabilir mi? Ya da ondan bir üst hayat mertebesine sahip olan; bataklıktaki kurbağa, ya da havada uçan sinek veya ahırdaki sığır yapmış olabilir mi? Bunlara cevabınız “Evet” olmadı.

O zaman sizi tek hücreden bu hale getiren, kalbinizi takıp, ağzınızı açan, onun içine dişleri ve dili yerleştiren, sizi akıllı ve şuurlu yapan anneniz veya babanız da olamaz. O zavvallılar da senin gibi yapılmışlar. Onların da hayatlarının devamı için her an kalplerinin çalışmasına, kanın devaranına, soluk alıp vermeye ihtiyaçları vardır. Onlar da senin gibi her şeye muhtaçtır.

Demek ki, yeryüzünün en akıllı, şuurlu ve hayat sahibi varlığı olan insanın kendi vücudunu tek hücreden yapan ve o vücudun ihtiyaçlarını her an temin eden, sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir yaratıcı olmalıdır. Akıl, mantık ve ilim bunu gerektirir.

Şimdi de, o tek hücrenin ilk başlangıcının nasıl olabileceğini düşünelim. Ortada, bitki, hayvan ve insandan eser yok. Yeryüzünde hiçbir canlı yok. Olmayan canlıların, yok iken kendilerini yapmaları ve ortaya çıkarmaları; aklen, mantıken ve ilmen mümkün olmadığına göre, onları yokluk âleminden varlık âlemine çıkaracak; yine her şeye gücü yeten, ilmi, iradesi ve kudreti sonsuz bir yaratıcıya ihtiyaç vardır. Bu yaratıcı ilk varlıkları nasıl ortaya çıkarmıştır? Bir hücre olarak mı? Yoksa bir başka şekilde mi? Bunun mahiyetini, nasıl olduğunu ortaya koymak mümkün değildir. Bununla ilgili değişik felsefi görüş ve düşünceler, bilim âleminde, Hz. Âdem’den beri ileri sürülmüştür. Bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah insanın yaratılışı ilgili temel ve genel bilgileri vermiş, insanın atasının topraktan ve en mükemmel şekilde yaratıldığını, onun neslinin de belirli üreme kanunları çerçevesinde günüzde devam ettiğini bildirmiştir.

Allah’ı kabul etmeyen bazı çevreler, canlılar âlemindeki bütün olup bitenleri gelişigüzlliklerle, tabiat ve tesadüfle açıklamaya çalışmışlardır. Birbirine benzeyenlerin biribirinden meydana geldiği gibi, ilmî hiçbir değeri olmayan bir takım bâtıl düşünce ve felsefeleri hakikatmış gibi takdim etmektedirler.

İşte pek çok yapı ve organda olduğu gibi, golgi organının da endoplazmik retikulumdan teşekkül ettiğini ileri sürmektedirler. Neden? Çünkü zar yapıları birbirine benzemektedir de ondan. Bunların zarları çift tabakalı olup lipoprotein yapısındadır. yaratılışta hiç israf yoktur.Yaratıcı golgiyi, endoplazmik retikulum artıklarından da yaratmış olabilir. Fakat bu nasıl evrime delil olacaktır? Yani, hücre organelleri arasındaki böyle zar yapısı, ya da bir başka benzerlik, onların iddia ettiği gibi, senin maymundan, onun neslinin de balık ve kurbağadan, onların neslinin de suyosunu gibi ilkel organizmalardan meydana geldiğine nasıl delil olacaktır?  Böyle saçma ve hurafe şey olur mu?

Demek yaratıcı olarak Allah’ı kabul etmemek, insanı öyle gülünç bir duruma düşürüyor ki, insan hayret ediyor. İşin en garip tarafı ise, böyle bilim, akıl ve mantık harici düşünceler, bilimsel bilgi gibi takdim ediliyor ve efkar-ı umumiyede revaç buluyor.

Selam ve dua ile..

Prof.Dr.Adem Tatlı

 

Paylaşma linkleri