Cenâb-ı Hakk’ın وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ “Doğrusu davarlarda da size çok çarpıcı bir ibret vardır: Zîrâ size onların karınlarındaki işkembe ile kan arasından, hâlis bir süt içiriyoruz ki içenlerin boğazından âfiyetle geçer.” (Nahl, 16/66) nurefşan beyanı çerçevesinde sütün oluşum aşamalarındaki ibretâmiz âyet ve mu’cizeleri ele almaya gayret edeceğiz.

Mukaddime
İnsanlık, öteden beri, sütün üretilmesi ile hayvanın yediği gıdalar arasındaki münasebet hakkında ve hayvanın gıdadan mahrum kaldığında helâk olacağı konusunda az çok bir bilgiye sahipti; ancak bu gıdayı süte, ete, kemiğe veya başka bir maddeye dönüştüren mekanizma hakkında en ufak bir bilgiye sahip değildi. Modern bilimin sunduğu veriler sayesindedir ki, bugün bizler, bu hâlis ve insanı rahatsız etmeden içilen muazzam nimetin hususiyetlerini ve onun sentezi için yaratılan fizyolojik ve biyokimyevî süreçleri öğrenmiş bulunmaktayız.

Diğer yandan, modern bilim, kendisinin konu hakkında takdim ettiği bilgiler ile Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ın sütün hayvanların karınlarındaki oluşum sırlarını beyan ve tasvir eden mu’cizevî âyetleri arasındaki tevafuk ve uyumu da şüpheye mahal vermeyecek bir şekilde ortaya koymuştur; koymuş ve bir kere daha bizleri, bu muhteşem nimeti bahşeden ve esrarlar yumağı kitabı inzal buyuran Yüce Yaratıcı önünde minnet ve şükran hisleriyle serfürû ettirmiştir.

Bilim adamları, yaklaşık beş asırlık süreç içerisinde ortaya çıkan bir kısım verilerle ve bu süre zarfında geliştirmiş oldukları âlet ve cihazlar sayesinde, sindirim sisteminin sırlarını ve organların fonksiyonlarını, kan dolaşımını ve onun bağırsaklardan gıda maddelerinin emilmesi ve kana karışması işlemi ile ilişkisini keşfetmiştir. Neticede hayvanların karınlarındaki sütün nasıl oluştuğu ana safhalarıyla ortaya çıkarılmıştır.

Ampirik (tecrübî) bilim, doğru ve kesin neticeler elde etmek maksadı ile bir kısım araştırma ve deneylerde çok hassas yöntemler kullanmış ve neticede teknolojide kaydedilen gelişmeler sayesinde şimdiye kadar bilinmeyen sindirim sisteminin sırları ile ilgili birçok hakikatin gün yüzüne çıkmasına vesile olmuştur.

20. yüzyılda, sindirim sisteminin iç içe geçmiş ve art arda gerçekleşen faaliyetlerinde vazife yaptırılan sindirim öz sularının yapısı ve tesirleri hakkında çok şeyler öğrenilmiş ve sindirim işleminde vazife gören birçok enzimin varlığı ve fonksiyonları izah edilir hâle gelmiştir.
Cenâb-ı Hakk’ın “Doğrusu davarlarda da size çok çarpıcı bir ibret vardır.” (Nahl, 16/66) mealindeki âyet-i celilesinin dil bakımından mu’cizevî yönü:

Âyette geçen (عِبْرَةٌ) kelimesi, hâdisenin taşıdığı büyük öneme işaret için nekire/belirsiz olarak zikredilmiştir. Nitekim ibret alma konumunda olan bir insan, ilk etapta anlaşılması zor olan bir hâdise müşahede ettiği zaman onda saklı “ibret” aracılığıyla onun mahiyet ve hakikatine ulaşır. Buna göre, âyet-i celîleden anlaşılan şudur: Hayvanların sırları ve onların harikulâdelikleri üzerine düşünerek Cenâb-ı Hakk’ın marifet, azamet, ilim ve kudretinin enginlik ve derinliklerine ulaşabilirsiniz.

Hayvan sütünün yaratılmasındaki mu’cize
“Doğrusu davarlarda da size çok çarpıcı bir ibret vardır” (Nahl, 16/66)

Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerîme’de, içinde bin bir “ibret” ve hikmetin saklı bulunduğu ve O’nun yüce kudretini gösteren mucizevî bir olguya dikkatlerimizi çekmektedir. Yed-i kudret, İnsanoğlu için son derece önemli gıdalardan biri olan sütü, müthiş işlemler ve süreçlerden geçirdikten sonra onun istifadesine sunar.

Kan ve dışkı arasından sütün oluşum aşamaları
Hayvanlarda süt; sindirim organları, memelerdeki süt bezleri, dolaşım ve üreme sistemleri arasında müthiş bir organizasyon ve koordinasyon ile çok hassas aşamalardan geçerek oluşmaktadır. Zîrâ Cenâb-ı Hak, her bir mekanizma veya organa, eda edeceği çeşitli fonksiyonlar ve özel misyonlar yüklemiş ve bunlar sayesinde oluşan saf, hâlis ve lezzetli sütü kullarının istifadesine sunmuştur.

Sütün oluşum aşamalarını özet olarak şu şekilde açıklayabiliriz:

1. İşkembede sindirim işlemi
Sindirim olayı birkaç şekilde gerçekleşir; bunlardan bazıları hayvanların işkembesinde bulunan mikroplar (bakteriler ve protozoolar) aracılığı ile gerçekleşen mekanik, kimyevî ve mikrobik sindirimlerdir. Sindirim işlemi ağızda mekanik ve mikrobik sindirimle başlar, burada yem maddeleri çiğnenir ve parçalanır, sonra ilk sindirimi gerçekleştiren enzimi (amilaz) içinde barındıran tükürük ve salyalarla karıştırılır. Ardından midenin kompleks yapısında mekanik, mikrobik ve kimyevî sindirimler başlar. Daha sonra, işkembedeki besin kütlesi ağza taşınarak tekrar çiğnenir (geviş getirilir), tükürük/salyayla karıştırılır ve sonra da yutulur. Nihayetinde işkembe bakterileri bu kütleyi işleyerek şeker ve proteinleri ayırır. Bunu, gerçek midedeki mikrobiyolojik sindirim takip eder. Bütün bu sindirim işlemleri ile beraber yem, yani besin kütlesi bağırsaklarda sindirildikten sonra akıcı sıvı dışkıya, daha sonra bunun da suyu geri emilerek sert ve katı dışkıya dönüştürülür.

2. Yağ asitlerinin dışkı arasından çıkarılması işlemi
Rumendeki, yani işkembe olarak adlandırılan ilk mide bölümündeki mikropların sevki ilahi ile yemlerdeki selülozu ve karbonhidratları parçalaması neticesinde asetik, bütirik ve propiyonik asitler olarak isimlendirilen uçucu yağ asitleri oluşur. İneğin enerji ihtiyacının takriben % 50-60’lık kısmı bu yağ asitlerinden karşılanır. “İşkembe ile kan arasından” ifadesinde dile getirildiği üzere, sindirim sistemi duvarı içinde dağılmış olan kılcal lenf damarları vasıtasıyla, bu yağ asitleri bağırsaklardan emilerek önce lenf yoluna geçerler, daha sonra kan dolaşımına dâhil edilerek kan yoluyla meme bezlerine ulaşırlar.

Yarı sıvı hâldeki parçalanmış gıdaların ince bağırsaklara aktarılmasıyla sindirim işi devam eder ve bu sulu gıda çorbası içindeki her türlü gıda maddesinin cinsine göre bağırsaklardan ve buraya bağlı kanallarla pankreas ve karaciğerdeki safra kesesinden gelen enzimlerle sindirim devam eder.

Bu şekilde, çok kompleks parçaları ihtiva eden besinler basit parçacıklara ayrılır; nişasta ve kompleks şekerler basit şekerlere; yağlar, yağ asitlerine; proteinler aminoasit ve peptitlere dönüşür. Ancak vitaminler, tuzlar ve su, parçalanmadan kılcal damarlar tarafından doğrudan emilir. Emilmenin yapıldığı ince bağırsaklardaki villüslerin yani besin maddelerinin emilim sathını genişleten ve emilimin gerçekleştiği yapılardaki kılcal damarlar ve lenf kanalları iki ayrı taşıma yolu teşkil ederler. Çözülen aminoasitler, monosakkaritler (glikoz) su, tuzlar ve vitaminler kan yoluyla, yağ asitleri ise lenf yoluyla kılcallardan daha kalın damarlara, oradan da daha büyük damarlar yoluyla kan dolaşımına katılırlar.

3. Kan arasından çıkarma işlemi
Süt; birinci olarak kan ve lenf yoluyla meme bezlerine taşınma, ikinci olarak da meme bezi hücrelerindeki biyokimyevî işlemler olmak üzere iki önemli süreç sonunda oluşur:
Birinci safha: Sütün yapısında yer alacak bazı maddelerin dolaşım sistemi yoluyla meme bezlerine getirilip hücrelere geçirilmesi.
İkinci safha: Hücresel metabolizma yoluyla diğer süt bileşenlerinin oluşturulması.
Birinci safha: Bağırsak villüslerinde emilerek bağırsak içindeki sindirilmiş yem parçasından ayrılan ve kana geçirilen gıda maddeleri, sütün terkibinde yer almak üzere hem meme hücrelerine, hem de gıda ihtiyacı içindeki bütün vücut hücrelerine taşınır. Asetik asit, sütte yağ oluşumunda; bütirik asit, sütte protein oluşumunda; propiyonik asit ise sütte şeker oluşumunda rol oynar. Süt bileşenlerinin içinde bulunan yağ, onun leziz, kolay yutulabilen bir besin olmasına vesile olur ve yağ oranının azalması ölçüsünde sütün lezzeti ve içimindeki kolaylık azalır. Ayrıca, gıdada selüloz oranının arttığı nispette asetik asit oranının arttığı ve böylece sütte yağ miktarının, dolayısıyla kolayca yutulma imkânın arttığı da tespit edilmiştir.

1. Sütte yağ asitlerinin oluşumu
Sütteki yağların büyük bir bölümü, esas olarak, midede (işkembede) kısmî bir şekilde hazmedilmiş nebatî yağlardan üretilir. Yağlar, kan vasıtasıyla memedeki süt salgılayan bezlere taşınır ve burada, bez hücrelerinin perdesinden rahatlıkla geçebilmesi için küçük parçacıklara ayrılır. Buna göre, sütteki yağların azlık veya çokluğu, hayvanların yemlerini yeteri kadar geviş getirerek yemelerine ve işkembede/midede mayalanma işleminin tam olup olmadığına bağlıdır.
Alınan yemlerin parçalanması ile oluşan glikoz, galaktoz ile birleşir ve süt muhtevasında yer alacak olan laktoz oluşur.

2. Sütte proteinlerin oluşumu
Hem işkembe hem de ince bağırsak duvarından emilen aminoasitlerden ise süt proteinleri sentezlenir. Tabii ki, kanın doğrudan süt salgılayan hücrelere ulaştırdığı sinovial maddeler, immunoglobulinler protein kapsamında düşünülmesi gereken maddelerdir. Sentezlenen süt proteini miktarı farklı dönemlerde farklı miktarlarda olmaktadır. Mesela Allah’ın Rezzak isminin tecellisi olacak şekilde halk arasında ağız sütü, tıbbi literatürde ise kolostrum olarak bilinen ve bilhassa buzağının hayatının ilk 1-2 günlük döneminde memeden gelen sütte protein miktarının normal süte nazaran daha yüksek olduğu bilinmektedir. Buzağılama gününde inek memesinden gelen kolostrumdaki protein nispeti % 14 iken, bu miktar normal sütte % 3.2’dir.

3. Vitamin ve mineral tuzların oluşumu
Sütte, kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum gibi birinci dereceden; sodyum ve klor gibi ikinci dereceden öneme sahip birçok elementin tesiri vardır ve yemlerle alınan bu maddeler ince bağırsaklardan emilerek sütün terkibine katılır.

İkinci safha: Hücresel metabolizma yoluyla sütün diğer bileşenlerinin oluşumu:

Süt proteinlerinden kazein, laktoalbumin ve laktoglobülin kanda bulunmadığından onların kanda bulunan aminoasitler kullanılarak sentezlenmektedir. Bu proteinler, inek sütündeki azotlu bileşiklerin yaklaşık % 94’nü teşkil etmektedir.
Normal sütte çok az miktarda bulunmakla birlikte, doğumla birlikte buzağıyı hastalıklara karşı muhafaza etmede vesile olacak, ağız sütü olarak da adlandırılan kolostrumda yüksek miktarda savunma yapıları olan antikorlar (immün globülinler) ve serum albümini bulunur. Enteresandır ki bu antikor simli bu savunma yapılarının miktarı 24 saat içinde neredeyse ölçülemeyecek seviyelere kadar düşmektedir. Sütteki basit karbonhidratlar ise, 1 mol glikoz ve 1 mol galaktoztan oluşan laktozdur. Kanda glikoz bulunmakla beraber, laktoz bulunmadığından bu şekerin sentezi meme bezlerinde yapılır.

Glikozun meme dokuları yoluyla alındığı ve bunun da yaklaşık olarak arter kan şekerinin muhtevasının %25 kaybolmasına yol açtığı; diğer yandan da laktozdaki karbon oranının yaklaşık %70–80’inin plazma glikozdan elde edildiği tespit edilmiştir.
Yağa gelince, geviş getirenlerin sütünde bulunan yağın yaklaşık %75’inin meme bezlerinde imal edildiği görülmüştür. Asetatlar ise, uzun karbon zincirli yağ asitlerinin temel öncüleridir. Sütün %87’sini kandan süt içine süzülen su oluşturmaktadır; bu, sütün katı maddelerinin muhteviyatı ile ters orantılıdır.

4. Süt ve sütteki salgılamanın oluşma süreci

Sütün oluşum sürecine geçmeden önce, Yüce Yaratıcı’nın hayvan memelerinin yapısında saklamış olduğu bir kısım mu’cizevî noktalara işaret etmek gerekir.

Memenin anatomik yapısı
Yüce Yaratıcı, o sonsuz hikmet ve kudretiyle, otçul memeli hayvanların memelerini, hem yavrularının, hem de insanların rahatça faydalanabilmesi için mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Hayvanların memeleri, dörtgen bir yapıya sahiptir. Sütle dolduğunda ve ağırlaştığında herhangi bir taraftan gelebilecek çarpmalara karşı yüksekte kalabilmesi ve korunması için memeler, ta ana kaynaktan özel bağlarla sarkıtılmıştır.

Hayvanın dört memesinden her biri, süt üretim ve depolamasında diğerlerinden müstakil bir şekilde çalışır. Meme; meme duvarını kaplayan ve besleyici kılcal damarlarla birbirine bağlanmış birçok meme bezlerinden oluşmaktadır. Meme; ona şeklini, vaziyetini, uzunluğunu veren ve süt kanalının sonunu oluşturan meme ucuna kadar uzanır. Burada sütün akışını düzenleyen, gereksiz yere dışarıya sızmasını veya dışarıdan içeriye bakteri vb. biyolojik kirleticilerin girmesini engelleyen son derece hassas kontrol kasları vardır.

Hayvanların memelerini kaplayan süt bezlerinin büyük boşlukları (alveoller) vardır. Kan ve lenf taşıyan damarlar dallanarak meme bezini teşkil eden alveolların aralarına kadar girer. Hayvanın bağırsaklarından emilmiş gıda maddeleri bez hücrelerinin ayağına kadar getirilerek hücrenin içine süzülür ve burada süt sentezlenmeye başlar.

Süt salgılayan ve meme boşluklarını kaplayan bu bezler, en üst seviyede hususiyet kazandırılarak farklılaşmış çok özel hücrelerden yapılmıştır. Bu hücreler –Cenâb-ı Hakk’ın mutlak iradesine râm olarak– süt miktarını ve onun yapısını kontrol ettikleri gibi, aynı zamanda kendileri de genetik ilminin ortaya koyduğu birtakım irsî disiplin kuralları içerisinde hareket etmek zorundadırlar. Gebe bir hayvanın doğum zamanı yaklaştığında, vücudundan, cenini anne bedenine bağlayan plasenta kordonunu yavaş yavaş gevşeten ve bütün vücuttaki sentezleri harekete geçiren bir kısım özel hormonlar salgılatılır.

1. Sütün oluşum aşamaları
Radyoaktif izotoplar kullanılarak sığırların memelerinde yapılan araştırmalar, sütteki en önemli bileşenlerin, meme içinde yaratıldığını ortaya koymuştur. Ayrıca, sütün oluşumunda önemli rol oynayan bazı bileşenler de vardır ki, bunların sütün içinde nasıl yaratıldıkları bugüne kadar öğrenilememiştir. Bu bileşenlerin karmaşık süreçler içerisinde yaratıldığı tahmin edilmektedir. Aslında, bileşenlerin kandan süte geçme işlemi için birtakım faktörlerin hazır edilmesi gerekmektedir. Meselâ, bileşenlerin kandan süte tabii bir şekilde geçişinin devam etmesini sağlamak için, foliküller içindeki süt basıncının onları besleyen damarlar içindeki kan basıncından daha fazla olmaması gerekir. Bu sebepten foliküller içindeki basınç, sütün oluşum hızına tesir eden önemli unsurların başında gelmektedir.

2. Süt salgılama aşaması
Meme bezlerindeki küre şeklindeki (alveol) çok sayıda küçük keseciğin duvarını teşkil eden hücrelerin salgıladığı süt önce bu keseciklerin içinde biriktirilir. Bu salgılama, prolaktin, östrojen, progesteron, böbrek üstü bezinden salgılanan adrenalin ve tiroksin hormonlarının tesiri ile meydana gelir. Sütün gebelik esnasında salgılanmasını azaltan veya tamamen engelleyen faktörlerden biri de, gebelik sırasında plasental östrojen oranının fazla olmasıdır.

3. Sütün çıkma aşaması
Bu aşama, sütün, meme uçları yoluyla süt kanallarından ve lipozom boşluklarından meme dışına çıkması ile başlar. Bu çıkma işlemi, süt kanallarını kaplayan ve hipofiz bezinin arka lobundan salgılanan oksitosin hormonun tesiri altındaki istemsiz kaslar vesilesiyle düzenlenir. Sütün memeden boşaltılması için, meme bezinin iç basıncının artmasına ve meme uçlarındaki kanalın açılmasına ihtiyaç vardır. Bu işlem de hayvanın sinir ve hormon sisteminin faaliyeti ile gerçekleşir. Bu da genelde, hayvanın sütün oluşum işlemine eşlik eden çeşitli uyarıcılara maruz kalmasıyla başlar (meselâ süt kovalarının veya otomatik süt makinesinin veya süt sağanın çıkardığı veya hayvanın alıştığı sesler gibi). Bu uyarıcıların tesiri, hipotalamus hormonlarına iletilir; o da sinir lifleri aracılığıyla kanda oksitosin hormonunu salgılayan arka hipofize ulaştırır. Bu son hormon da, muhteviyatını süt bezine boşaltmak için kasılan folikülleri kaplayan hücrelere ulaşır, bez içindeki basıncı artırır ve nihayet sağma işlemi ve meme uçlarındaki kanalın açılımı neticesinde dışarıya iter. Ancak, herhangi bir dış etkenden dolayı hayvan rahatsız olduğu takdirde, süt bezi içindeki basıncın azalmasını netice verecektir ki, bu da tabii olarak memenin sütü dışarıya çıkarmasının imkânsız hâle gelmesi demektir. Bunun sebebi de, bezin iç basıncının düşmesine tesir eden adrenalin hormonunun salgılanmasıdır. Ne var ki, bu hormon, söz konusu dış tesirin ortadan kalkmasıyla birlikte bez içindeki basınç eski tabiî hâline geri döner.

Bu küçücük meme parçası hiç de azımsanmayacak kadar süt depolamasına rağmen, sağma işlemi esnasında var olan sütün büyük bir kısmı, küçük depolama alanlarında, kılcal kanallarda, alveollerde ve salgı yapan epitel hücrelerde kalır.

Bazı araştırmalarda, hayvanlar arasında az çok fark olsa da, ön meme başının bağlı olduğu her çeyrek memenin ortalama olarak ürettiği süt oranının % 20; arka meme başının bağlı olduğu her çeyrek memenin % 30; memenin sağ ve sol taraflardan her birinin ise % 50 civarlarında olduğu hesaplanmıştır.

Sütün oluşumundaki mucizevî yön
Bütün bunlar, yakın bir zamana kadar insanoğlu tarafından bilinmiyordu. Asırlar boyu süren deneyler, ilmî araştırmalar ve son zamanlarda geliştirilen teknolojik cihazlar sayesinde bu muazzam nimete ve onun muhteşem oluşum sürecine dair birtakım bilgiler elde ettik; ancak daha bilmediğimiz nice sır olabilir ki, bunları da gelecek nesiller keşfedecektir.

Ne var ki, Allamü’l-ğuyûb olan Cenâb-ı Hakk’ın, Efendimiz Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) inzal buyurduğu hakikatler mecmaı olan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, söz konusu bu sırları, ta 1400 yıl önce, en güzel ibareler ve en özlü ifadelerle öyle tavsif etmiştir ki, bu husus, O’na gönül verenleri hayretlere sevk etmiştir. Acaba, bütün zamanların altın dilimi Asr-ı Saadet’te, insanlar içerisinden yalnızca Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem), sindirim ve dolaşım sistemlerinin ve süt bezlerinde meydana gelen hâdiselerin sırlarını en ince ayrıntısına kadar öğreten Zât’ın, yerin, göğün, kâinatın ve içindeki bütün varlıkların sırlarına vâkıf ve nigehban olan Zat’tan (celle celâlehû) başka birisi olma ihtimali var mıdır?!

Bütün bunlara ek olarak, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de, sütün yapısının, içerdiği proteinlerin, karbonhidratların, şekerlerin, yağların, minerallerin, vitaminlerin ve başka içeceklerde olmayan son derece önemli gıda unsurlarının bilinmediği bir dönemde onun önemine dikkatleri çekmiştir. Bütün bu hakikatler, Kur’ân-ı Kerîm’in, Cenâb-ı Hakk’ın “ilmi” ile indirdiği bir kitap; Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) de O’nun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Cenâb-ı Hak mealen şöyle buyuruyor: Lâkin Allah sana indirdiğine şahitlik eder ki, onu Kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de buna tanıklık ederler. Zaten Allah’ın şahit olması bir şeyin gerçekliği için yeter de artar! (Nisâ, 4/166)

Hayvanların memelerinde oluşum faaliyetini ve Kur’ân-ı Kerîm’in onu, “saf, temiz ve istenmeyen itici renk, tat ve kokulardan uzak” olarak tavsif eden âyetlerini detaylı bir şekilde gördükten sonra, sütün Cenâb-ı Hakk’ın yed-i kudreti tarafından insanlara bahşedilen ne kadar büyük bir nimet olduğunu daha net bir şekilde anlamış olduk. Bilim adamlarının, hayvanların karınlarında sütün nasıl oluştuğunu; onun sindirim sistemi, organlarının fonksiyonları, kan dolaşımı, bağırsaklardan gıda maddelerinin emilmesi ve kana karışması ile münasebetine dâir sırlarını öğrenebilmesi beş asır süren çalışmalarla ve teknolojik cihazların keşfedilmesi ile mümkün olabilmiştir.

Hayvan memesinde bir litre sütün oluşması için, bu organdan yaklaşık 500 litre kanın geçmesi lazım geldiğini ve protein, karbonhidrat, yağ, element, vitamin ve hormonlar gibi sütün oluşması için gerekli maddelerin emilmesi gerektiğini bilmemiz yeterlidir. Dikkatleri çeken diğer bir husus da, iki meme bezinin kendilerine verilen rol gereği, kan içerisinden faydalı ve besleyici maddeleri seçip ayırt etme; kanda karışık bulundukları ve vücutta onlarla beraber hareket ettikleri hâlde amonyak, üre ve ürik asit gibi zehirlerden uzak durma; sonra da sağıma hazır bir şekilde meme kesesinde toplanarak süt nimetini içenlerin hizmetine sunma işlemlerini başarıyla yapmasıdır.

Vücutta memeler bu faaliyeti yaparken, böbrekler de bunun tam tersi bir icraatla uğraşır. Zîrâ memeler kandaki gıda olacak faydalı unsurları çekip süt yaparken; böbrekler de kandaki azotlu atıkların vücudu zehirlememesi için muhteşem ve mucizevî bir filtrasyon fabrikası olarak idrarı sentezler ve mesanede biriktirdikten sonra vücut dışına atar.

Her şeyi yerli yerince yaratan ve her organa eda edeceği fonksiyona göre şekil ve kabiliyet veren Cenâb-ı Hak, bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve müberra olduğu gibi; bütün cemal ve kemal sıfatlarıyla da muttasıftır.

*Zakazik Üniv. Veteriner Fak. Öğretim Üyesi
hamidatiyye.muhammed@yeniumit.com.tr
Terc: Yavuz Acar

Kaynaklar
Hadis-i şerifler, Sahih-i Müslim.
İslâmî İşler Yüksek Konseyi – Kur’ân ve Sünnet Komisyonu (h. 1397 – m. 1977).
el-Muntahab fi tefsîri-l Kur’ân, 6. Baskı; Ticarî Ehram matbaaları.
Abdurrezzak Nevfel (1985).
Muhammed Ali es-Sabûnî, Safvetü’t-tefasîr, 3. Cilt, 4. Baskı, Daru’l-Kur’âni’l-Kerim, Beyrut.
el-İşârât el-Kevniyye fi’l-Kur’ân el-Kerim ve meğzâ delâletiha’l-ilmî, (Ehram gazetesinde yayınlanan makaleler dizisi) Prof. Dr. Zeğlûl en-Neccâr.
Razî, et-Tefsîrü’l-kebîr, 3. Baskı, Daru ihyai’t-türasi’l-arabî, Beyrut.
Kur’ân’da İlmî İ’caz dergisi (el-İ’cazü’l-İlmî).
Mevsûatü’s-sekafeti’t-taklidiyye fi’l-Memleketi’l-Arabiyyeti’s-Suudiyye.
Jelliffee, D.B. and Jelliffe, E.F.P. (1978). Human Milk in the Modern World. Psyuchosocial, Nutritional and Economic Significance. Oxford University Press.
Campbell, J.R. and Mrshall, R.T. (1975). The Science of providing Milk for Man. McGraw - Hill Book Co. N.Y.
Falconer, I.R. (ed.) (1971). Lactation. Butterworths, London.
Fomon, S.J. (1974). Infant Nutrition. (2nd Ed.) W.B. Saunders, Philadelphia.
Oser, B.L. (1979). Hawk’s Physiological Chemistry. 14th Ed., Tata McGraw - Hill publishing Co. Ltd., New Delhi.
Grimmonon prez, L. (1966). C.R. Acad. Sci. (Paris) 2630, 1269.
Rose, D. (1970). J. Dairy Sci. 53,1.
Shahani, K.M., Harper, W.J., Jensen, R.G. Parry, R.M. and Zittle, C.A. (1973). Enzymes in Bovine Milk: A. Review, J. Dairy Sci., 56,531.
Rawford, M.A., Hassam, A.G. and Hall, B.W. (1977). Nutr. Metab., 21 (Supplement 1), 187.
Frieman, G. and Goldberg, S.J. (1975). Amer J. Clin. Nuitr. 28.42.
Roberts, S.A., Cohen, M.D. and Forfar, J.O. (1973). Lancet iv, 809
Glade, B.E. and Buchanan, G.R. (1976). Pediatrics, 58, 548.
Haartman, A.M. and Dryden, L.P. (1965). Vitamins in Milk and Milk Products, American Dairy.


(Yeni Ümit Dergisi Ocak,Şubat,Mart 2013 Sayısı - Hamid Atiyye Muhammed )

Paylaşma linkleri