Kainatta gözümüz ile görebileceğimiz, fikrimiz ile anlayabileceğimiz son derece hassas dengeler ile birbirine bağlanmış, hayranlık uyandırıcı bir düzen, bir intizam, bir denge vardır. Kainattaki bu hassas düzen; hayvanlardan, bitkilerden, atmosferden, Güneşten, okyanus akıntılarından vs.. daha sayamayacağımız kadar çok ferdler ve unsurlar tarafından sağlanmaktadır.

Mantıkça malumdur ki; pek çok ferdler ve unsurlar tarafından sağlanan hassas bir düzen elbette hikmetli esas ve kanunlar üzerine kurulu olmalıdır. Elbette böyle hassas bir düzeni sağlayan unsurlara rekabet gerektirecek, mücadele ettirecek bir dustur esas olamaz. Eğer olsa unsurlar ile sağlanan hassas düzen bozulur. Belki düzeni sağlayan unsurlar dahi yokolup gidebilir.

Materyalistler, materyalist felsefenin meşhur bir dusturu olan ''Dustur-u Cidal'' yani ''Hayat bir mücadeledir'' fikrinin kainatta bir esas, bir kanun olduğunu iddia ederler. Materyalist felsefenin halis şakirdleri olan evrimcilere göre en küçük bir zerreden güneşe kadar, en küçük bir organizmadan en büyük canlılara kadar hepsi kendi için yaşar, kendi keyfini düşünür, güçlü olan zayıfı ezer ve kendi bekasını temin eder.

Halbuki kainattaki hassas düzenin varlığı ancak yardımlaşma dusturu yani ''Dustur-u teavün'' ile korunabilir ve devamı sağlanabilir. Zaten hakikatta kainatta büyük bir itaat ile kullanılan ve gözlenen yardımlaşma dusturudur. Bitkilerin hayvanların imdadına, hayvanların insanların yardımına koşmaları, zemindekilerin göktekilerin yardımına, göktekilerinde zeminin yardımına koşması bu dusturun kainata esas olduğunun sarsılmaz delilidir.
 

Bu yazı dizisinde biz yine de materyalist felsefenin şakirdlerine bir fırsat verip '' dustur-u cidal'' i yani ''Hayat bir mücadeledir'' dusturunu kainattaki hassas düzeni sağlayan unsurlara teklif edeceğiz. Bu hayali seyahat için bütün materyalistlerin namına bir şahs-ı manevi farzediyoruz. Materyalizmi temsil eden o manevi şahsa dedik:

- Sizler hayat bir mücadeledir diye hükmettiniz. Cidal yani mücadele bu kainatın bir esasıdır dersiniz. Öyle ise seninle umum kainatta bir gezintiye çıkalım. Uğradığımız meskenlerdeki herşeye bu esassız esasınızı teklif edelim.

Evrimin has şakirdi dedi:

- Sen bilirsin. Ben, nereye gidersek gidelim bir mücadele bir rekabet bulacağımıza eminim.

Biz de tüm ehli imanın namına dedik:

- Heyhat! Biz de eminiz ki sözde dusturunu bir tek zerreye bile kabul ettiremeyeceksin. Haydi hayalen küçük bir kainat olan insan vucuduna girelim. Bakalım senin çürük dusturunu kabul edecek bir şey bulabilecek miyiz?!..

İkimiz kainatın bir misali olan insan vucudunun damarlarında gezinirken hikmetli bir zerreye rastgeldik. Materyalist felsefenin halis şakirdi ona dedi;

- İşte sen benim aradığımsın! Sen benim dusturumu esas almışsın. Ya da alabilirsin.Vazifen nedir?

- Ben kandaki oksijeni taşımakla görevli bir proteinim. Adım Hemoglobin. Akciğere çekilen oksijeni yüklenip vücudun ihtiyaç olan her yerine, her hücresine taşırım.

Evrimin şakirdi ona dedi;

- Sen neden bu işle uğraşıyorsun; boşver senin işini yapan çok protein var. Hayat bencil bir mücadeledir; sen de kendin için mücadele et. Kendi keyfini düşün. En azından 5 dakika dinlen..

O hikmetli zerre döndü ve dedi;

- Ben senin bu saçmalıklarını kendime esas yapamam. Ben başıboş değilim ki, kendi keyfimi düşüneyim ve kendi keyfim için mücadele edeyim. Beni yaratan bir vazife ile yaratmış ki, ben ancak o vazifeyi yerine getirdiğimde mutlu ve mutmain olurum. Hem bırak esas olarak alıp mücadeleye girişip kendi keyfimi düşünmeyi, 5 dakika bile dursam hücreler ölür, çalıştığım şu muazzam fabrika bitkisel bir hayata girer. O halde vazifesini ihmal etmiş biri olarak ben nasıl mutlu olabilirim? Hem o hücreler ölürse ben de ölürüm. Görmez misin biz hepimiz dayanışma içinde varız; birimizi görevini ihmal etsem tüm fabrika çöker ve bizler de var olamayız. Sen haydi defol! Ben bana verilen vazifeyi yapıp diğer beden hücrelerinin imdadına koşacağım...


Biz ise, sersem olan o felsefenin şakirdine dedik;

-Görüyorsun ya! Dediğimiz gibi bir tek zerre bile senin esassız esasını kendine vazife yapmadı. Hem görüyorsun ki şu kainatta herşey herşey ile bağlıdır. O zerre kabul etmediği gibi onun çalıştığı fabrika alanıda kabul etmez. Hatta fabrika bile kabul etmez.

Sen bir tek zerreye kabul ettiremediğin esasını koca kainata nasıl kabul ettireceksin!

Sonra o sersem inad edip dedi;

-Dur bakalım sen çok acele ediyorsun bu daha ilk meskendi. Daha gezeceğimiz uğrayacağımız çok yer var. O yerlerde elbette sana ispat edeceğim ki hayat bir mücadeledir!

- Madem sersemlikte ve inatçılıkta bu kadar inad ediyorsun.. Haydi dediğin gibi olsun; bir sonraki meskeni sen söyle!

Devam edecek....

Paylaşma linkleri