Bu âlemin sahibi kimdir? Bu âlem niçin yaratılmıştır? İnsanın vazifesi nedir? Bu âleme insan niçin gelmiştir ve nereye gidecektir?

Bu sorular fenni ilimler ile çözülemez. Fenne karşı değiliz, Allahu Teala’nın ilmini öğrenmek ibadettir; ancak tüm ilim arayışını sadece fenne odaklamak da eksik bir yaklaşımdır. Zira yukarıdaki sorular fenni ilimler ile cevaplanamaz. Araştırdığımız bir molekül bize bu sorulara cevapları saklayan mektup çıkarıp gösterecek değildir…

Zamanımızın materyalist yaklaşımlarından ilim de nasibini aldı. İlim yahut bilim ifadeleri kullanıldığında hemen aklımıza fizik, kimya, biyoloji, astronomi vb gibi fenni ilimler geliyor. Adeta ilim kavramı da elle tutulan, gözle görülen, deneyler yapılabilen dar bir alana hapsedilmiş. Yani materyal olarak tespit edilebilen şeyler bilimsel olmuş, dışındakiler ise hurafe yahut batıl olmuş.

Oysa ki durum böyle miydi? Hayır, tabii ki değildi. Geçmiş zamanlara gidersek mantık ilminin çok önemli bir ilim olduğunu görürüz. Mantık ilmi nedir? En basit olarak ifade edersek, “ortada bir gözlük varsa bu ustasız olamaz.” Bu bir mantıksal çıkarsamadır. Buna benzer şekilde “ortada mükemmel bir kainat varsa o da ustasız olamaz.” Şimdi böyle net bir mantıksal çıkarsama yaptığımızda bunu bilimsel olmamakla itham ediyorlar. Neden? Çünkü, bilimden anladıkları şey sığ bir materyalizm. Onlara göre bir şeyin bilimsel olması için gözle görülebilir, elle tutlabilir vb. olması lazım. Oysa ki, kendi kökleri bunu reddediyor. Aristoteles, mantık ilmini ilk ve en etkili kullananlardan biridir. Kaldı ki, bugünkü bilimin ortaya çıkmasında ve ilerlemesinde mantık iliminin çok büyük faydası ve etkisi vardır.

Olaya bir başka yönden bakacak olursak, bir de dini ilimler vardır. İslamı daha iyi anlamamızı sağlayan Tefsir, Kelam, Hadis, Fıkıh gibi birçok ilimler vardır. Esasen akl-ı selim sahibi insanlar fizik, kimya, biyolojiye gösterdikleri objektif ilgiyi bu ilimlere de gösterseler manevi yönden de gelişirler ve ruhlarını da geliştirirler. Aradıkları yukarıdaki temel sorulara da ancak bu ilimlerle cevap bulabilirler. Biz ise bu derin ve en önemli sorularımızın cevaplarını malesef yanlış yerlerde aramaya devam ediyoruz. Mana ile alakalı bu sorulara maddi ilimler cevap veremez ve açılan felsefi yaralara da materyalist ilimler merhem olamaz.

Manaya ilişkin sorulara yine manaya bakan mantık, tefsir, kelam, hadis gibi ilimler cevap olabilir. Tek şart o ki, insan kibri bıraksın, saf ve duru bir akılla bu ilimlere eğilebilsin. Allahu Teala, bu gayreti gösteren kullarının aklını da bu yönde açar, kalbini de açar ve genişletir ki; manevi ilimlerden feyiz alabilsin. Bu bir nasip işidir elbette, ya değilse mana sonsuz bir denizdir, herkes ancak kabı kadar manaya ulaşabilir. Ancak hiç gayretsiz de olmaz. İnsan gayret edecek, anlamak ve gelişmek için samimi bir şekilde dua edecek. Allahu Teala kullarının duasını kabul edendir...

Mana ile madde ise birbirine bağlıdır. Müslüman maddi ilimleri de terk etmemelidir. Onlarda da gayretli olmalı ve çalışmalıdır. Eskiden Osmanlı medreselerinde maddi ve manevi ilimler yan yana okutulurdu. Neticede her ikisi de Allah’ın ilmidir. Birini diğerinden koparırsak tek kanatlı kuşa döneriz. İkisi birbirini bütünler. Maddi ilimleri de Allah’ın mana ilimleri ile bağlı okumak ve anlamak lazım. Manayı koparırsak geriye bugünkü modern dünya gibi dışı süs, içi boş haller kalır... Adeta, içi oyulmuş bir posa kalır geriye...Ne zaman ki ikisi birlikte gelişir, işte o zaman yine yeni Mimar Sinan’larımız, İbni Heysem’lerimiz, İbn-i Sina’larımız olur...Allah muvaffak eylesin...

Bahadır Haktan

Paylaşma linkleri