Cevap: 

Değerli Kardeşimiz
 

Bu iddiaları ileriye sürenler, dürbüne tersinden kâinata ve varlılara bakmakta ve her şeyi ters görmektedirler. Kâinatta hiçbir şey, onların iddia ettiği gibi, kaotik ve gelişigüzel değildir. Her şey yerli yerinde ve tam olması gerektiği şekildedir.

Kâinatta gerek canlı ve gerekse cansız her bir varlık, belirli gayeye ve maksada göre ve kendi içerisinde en mükemmel şekilde yaratılmıştır. Kâinat adeta varlıklarla, yani ilimle doludur.  İşte insanın da görevi, bütün bu varlıkların tek tek, her birisini en ince ayrıntılarına kadar inceleyip varlık sebeplerini ve yaratılış şekil ve görevlerini ortaya koymaktır.Fakat işin ideolojisinde olan ve laf kalabalığı yapan, özellikle bir yaratıcıyı inkâr edenler, güya bu batıl fikirlerini yaymak ve kabul ettirmek için, henüz araştırılmamış, yapısı ve yaratılış incelikleri ortaya konamamış bir takım varlıkları nazara verip, onların vazifesiz ve lüzumsuz olduğunu iddia etmektedirler. Onların yaptığı şarlatanlık ve laf kalabalığıdır. Hiçbir ilmi tutarlılığı ve değeri yoktur.

Sen kendi aza ve duygularına bak. Hangisi gelişigüzelliğin eseridir? Burnunuz mu yerinde değildir? Gözleriniz mi,  ölçülü büyüklükte ve olması gerektiği yerde değildir?  Gözlerinizin birisinin tepenizde, birisini sırtınızda olmasına mani ne idi? Hangi tesadüf o gözleri, yüze, tam konması gereken yere koydu? Gözlerinizin şekli mi uygun değil? Gözlerinizin birini öküz gözü, birini sinek gözü gibi olmasını tesadüf mü engelledi? Ağzınızı sırtınızda meydana getirmeyen hangi tesadüf? Ya dişleriniz? Onlar niçin avucunuzun içinde değil de, ağzınızın içinde? Onları ağzınıza bataklıktaki kurbağa mı koydu? Yoksa, her şeyin kaotik ve gelişigüzel olduğunu iddia edenler mi getirip taktı? O diliniz nedir öyle? Hem konuşmayı sağlıyor, hem binbir çeşit besinin lezzetini alıyor ve hem de lokmayı çeviriyor.  Onun sığırdili gibi olmasına, ya da hiç olmamasına gökteki güneş, ya da yerdeki karınca mı mani oldu? Sana hayatı ve ruhu ve onlara bağlı akıl, his, hayal, hafıza, merak, endişe, korku ve muhabbet gibi, elementlerde olmayan duyguları ve hususiyetleri, havadaki bulut, ya da sudaki balık mı verdi?  Yoksa yuvadaki kuş yavrusu mu ikram etti? Belki de şiddetli esen tesadüf rüzgârları vermiştir, ne dersiniz?

Hem bu yapılar sadece sende ve olması gerektiği yerde ve şekilde değildir. Etrafına şöyle bir baksana! Göreceksin ki, bütün insanlar aynı azalar, aynı yapılar ve aynı duygularla bezetilmişlerdir. Bütün bu ölçülü, nizamlı ve intizamlı yapılar şimdi sence tesadüfün eseri midir? Hem sadece insanlar böyle değildir. Şimdi koyunlara dikkatlice bir bak bakalım. Hangisinin göz, diş, kulak ve burnunda karışıklık ve noksanlık var. Yetmediyse, kiraz ağaçlarına bak. Başında ceviz, elma ve nar yaprağı şeklinde bir karışıklık bulabilecek misin. Şimdi nazarını bütün yeryüzündeki insanlara, hayvanlar ve bitkilere gezdir. Hangisinde, tesadüfün, karışıklığın ve kaosun izlerini bulacaksın. Ama, dürbüne tersinden bakarsan, o zaman her şeyin karmakarışık ve bir kaos içerisinde olduğunu görürsün.

Bu hakikatleri, son derece nizamlı, maksatlı ve gayeli yaratılışları, bir yaratıcıyı inkâr ve kâinatıbaşı boş ve tesadüfün eseri olarak göstermek isteyenlerin gözlerine soksanız, yine onlar bildiklerinden dönmezler. Çünkü onlar kâinata inkâr gözlüğüyle, yani dürbünün tersiyle bakıyorlar. Dolayısıyla onların doğruları görmeleri ve kabul etmeleri mümkün değildir. Siz onları muhatap alıp dinlemeyiniz. Siz balık yumurtalarının çok olmasının hikmet ve gayelerini sayıp izah etseniz, onların hikmeti ve vazifesi bilinmeyen bir başka şeyi ileri süreceklerdir. Çünkü onların gayesi ifsattır, hakikati öğrenmek değil, insanları şaşırtmaktır. Bütün dünyada ilim olarak bilinen şeyler o kadar azdır ki, belki bilinmesi gerekenin yüzde onu bile değildir.

Şimdi bakın onların iddialarına. Diyorlar ki, “Amino asitlerde pek çok hata var.”  Bunu iddia edenler, pozitivist felsefe taraftarı,az sayıdabazı ateistlerdir. Cümlelerinin devamında da bunların uzun zaman içinde tesadüfen olduğunu iddia ediyorlar. Zaten o ikinci cümleyi söyleyebilmek için birinci cümleyi ileri sürüyorlar. Tesadüfen çorba bile olmuyor. Siz mutfağa, çorbanın bütün malzemelerini hazırlayıp koyun ve ondan sonra zamanla bunun tesadüfen pişeceğini iddia ederek bekleyin. Tabiî beklemeye ömrünüz yeterse. En azından onun tesadüfen olmayacağını, rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Peki, bu amino asitler nasıl tesadüfen olacak? Bunun mantıklı hiçbir yönü var mı ki, ciddiye alınsın?Bütün ilim camiası, DNA’ların temeli olan amino asitlerin görevlerini ve hikmetli yapılarını saymakla bitiremiyorlar.

Bir balık bir milyon yumurta yapmasa, ne sen balık yiyebilirsin. Ne de denizde balık yumurtası ve yavrularıyla beslenen diğer varlıklar hayat bulabilirler. Böyle bir iddiayı ileriye sürenler, ilimlerini değil, cahilliklerini ortaya koymaktadırlar.

Gezegen yörüngelerinin sabit olmayışı, daha fazla hayreti arttırması gerekirken, tenkit edilip tesadüfe veriliyor. Bir milyar arabanın trafiğe çıkmayıp park halinde durması mı, yoksa hepsi trafiğe çıktığı halde hiçbir kaza olmaması mı idare edenin maharetini gösterir? Her halde ikincisi,  idarecinin ilim ve kudretini gösterecektir. Kâinatta bir milyar galaksinin ve her galaksi de de yaklaşık iki milyar gezegen ve yıldızın olduğu ifade ediliyor. Bu galaksiler uzayda ışık hızına yakın bir hızla hareket ediyor. Her birisinin hem sürati ve hem de hareketi farklı olduğu halde, hiç biri diğerine çarpmıyor. Bütün galaksiler sonderece nizam ve intizam içerisinde hareket ediyor. İşte bir tanesinin üstünde biz varız. Yer küre güneşin etrafında saatte 108 bin km hızla gidiyor ve 24 saatte bir defa da kendi etrafında dönüyor. Bu dönüş ve hıza rağmen, biz onun gittiğinin farkında bile değiliz.  Bu harikalığı dahi görmeyen veya görmek istemeyen birisine siz neyi anlatacaksınız?

Selam ve dua ile..

Prof.Dr.Adem Tatlı

 

Paylaşma linkleri