Demir, hem biyolojik yapımızda hem de sosyal hayatımızda vazgeçilmez bir elementtir. Oksijen, kanımızda demir ihtiva eden moleküllerle taşınmakta, binalar onunla ayakta durmakta, otomobilden bilgisayara kadar pek çok şeyin içerisinde demir bulunmaktadır.

Demir, kanımızda oksijen taşıyan hemoglobinin yapısında bulunur. Eksikliği hâlinde kansızlık (anemi) meydana gelir ve demir eksikliğine bağlı bu durum, oldukça sık görülür. Demirin faydası sadece oksijen taşımakla sınırlı değildir. Çeşitli besinlere farklı oranlarda dercedilmiş olan demir, bu besinlerin yenmesiyle vücuda alınır. Peki, hangi besinlerde demir daha çok bulunur? Etinden faydalandığımız hayvanların sakatatları, yumurta sarısı ve kuru fasulye gibi baklagil tohumları bol miktarda demir ihtiva eder. Ayrıca tavuk ve balık dâhil bütün etlerde, kepekli buğday ununda, yulafta, yeşil sebzelerde, incir, ceviz ve fındıkta da demir vardır. Süt, süt ürünleri ve yeşil olmayan sebzelerin çoğunda demir muhteviyatı düşüktür.

Besinlerle alınan herhangi bir elementin tamamı bağırsaktan emilmez, bir kısmı vücuttan atılır. Demir emilimi de alınan besine göre değişmektedir. Bilhassa, kırmızı et başta olmak üzere, bütün etlerdeki demir, yüksek oranda emilir. Yumurta ve kuru baklagillerdeki demir de, diğer besinlerdeki demire nazaran daha fazla emilir. Çay, kahve ve kakao içerisinde bulunan bazı maddeler, demir emilimini yarı yarıya azaltır. Diğer yandan C vitamini bakımından zengin besinler emilimi artırır. Anne sütünde demir miktarı düşüktür. Fakat emilim nispeti yüksektir. Ayrıca doğumdan önce bebeğin vücudunda yeterli miktarda demir depolanır. Bu depolardaki demir ile birlikte anne sütünden kolayca emilen demir, ek gıdalara geçinceye kadar bebeğin ihtiyacını karşılar. Bu işleyişte, en muhtaç olduğu dönemde bebeğin imdadına yetişen ve her işi hikmetli olan sonsuz bir Kudret Sahibi'ni görmemek mümkün değildir.


Vücudumuzdaki toplam demir, dört gram civarındadır. Bu miktarın yaklaşık % 65'i 25 trilyon alyuvarın içindeki hemoglobinde bulunur. Demir ayrıca, iskelet kaslarımızda ve kalb kasımızda bulunan miyoglobinin içinde de bulunur. Bu protein hemoglobine benzer, hemoglobin gibi oksijen bağlar ve kasılma vazifesini yaparken kasların oksijen ihtiyacının sağlanmasına yardımcı olur. Demir, ayrıca bazı enzimlerin yapısında da bulunur. Meselâ, hücrenin enerji üretim merkezi olan mitokondride elektron taşıma sisteminde yer alan enzimlerin bazıları demir bağladığında aktif olur. Dolayısıyla bu enzimlerde demir olmadan enerji üretilemez. Vücut ısısının sağlanmasında da demir vazifelendirilmiştir. Diğer taraftan mitokondrilerde enerji üretimi sırasında serbest oksijen radikalleri açığa çıkar. Vücuda zararlı olabilecek bu moleküller, antioksidan enzim sistemleriyle temizlenir. Ayrıca vücuda giren zararlı maddeler ve ilâçlar, karaciğerdeki sitokrom enzimleri tarafından parçalanır veya değiştirilerek zararsız hâle getirilir. Bütün bu enzimlerin yapısında demir bulunur. Bu kadar az miktardaki demire böyle büyük işler yaptırmak Yüce Yaratıcı'nın ilmini ve hikmetini göstermez mi?

Demir, vücudumuzu mikroplara karşı koruyan bağışıklık sisteminde de vazifelidir. Demir eksikliğinde bağışıklık sistemi hücrelerinin üretimi azaldığından vücudun mikroplarla mücadele kapasitesi düşer. Bunun sebeplerinden birisi, mikropları öldüren hipoklorik asidin üretiminin azalmasıdır. Diğer taraftan, bağışıklık sistemimizde vazifeli interlökin ve interferon gibi çeşitli proteinlerin de üretimi azalır. Neticede, demir eksikliğinde enfeksiyon hastalıkları daha kolay oluşur.

Zihnî ve fizikî gelişimde rol alan enzimlerin, hormonların ve moleküllerin yapısında da demir bulunur. Bu yüzden gelişme döneminde demir eksikliği olursa, sinir sistemi gelişmesi ve çalışmasında bozulmalar görülür. Demir eksikliği olan çocuklarda çevreye ilgisizlik, dikkati toplayamama ve neticede öğrenme kabiliyetinde azalma görülmektedir. Ayrıca; huzursuzluk, anksiyete ve depresyon gibi psikolojik bozukluklara da rastlanmıştır. Demir, hücre çoğalmasında ve büyümede vazifeli olduğundan, eksikliğinde büyüme geriliği de görülür. Demir eksikliği olan erişkinlerde ise, fizikî performans azalır. Zikredilen bu hâdiseler ışığında, demirin Rahmet-i İlâhî tarafından insanoğluna ikram edilmiş hususi bir element olduğu anlaşılır. Kuvvetle muhtemeldir ki, demirin henüz keşfedilemeyen daha nice faydası vardır.




Diğer taraftan demir, vücut hücrelerinin yapısına zarar da verebilir. Protein ve moleküllere bağlı olmayan demir, yukarıda bahsettiğimiz serbest oksijen radikallerinin oluşmasına sebep olur. Bu serbest radikaller, hücre ve hücrenin içindeki organellerin zar yapısını bozarak hücreye zarar verir. Bu da, kanser, ateroskleroz, kalb krizi ve Alzheimer gibi hastalıklara yol açan reaksiyonları tetikleyebilir. Bu yüzden Kudreti Sonsuz, Hafîz isminin de bir tecellisi olarak demiri bağlayan ve çevresine zarar vermesini engelleyen proteinler yaratmıştır. Meselâ demir, kanda transferrin adı verilen bir proteinle taşınırken, vücudumuzda da ferritin adı verilen bir proteine bağlı olarak depolanır. Demir miktarı arttığında veya demir bağlayan proteinler yetersiz olduğunda hücre hasarı meydana gelir. Demirin vücutta birikmesine hemosideroz, bu durumun daha ağır hâline de hemokromatoz adı verilir. Bu rahatsızlıklar başta karaciğer olmak üzere çeşitli organlarımızın yapısının bozulmasına ve vazife göremez hâle gelmesine sebep olur. Karaciğerin zarar görmesinden siroz, pankreas bezinin zarar görmesindense şeker hastalığı meydana gelir. Mafsallar iltihaplanabilir ve kalbin çalışması bozulabilirken bu hastalıktan diğer organlarımız da etkilenebilir. İhtiyaç fazlası demirin bu zararlı tesirlerinden dolayı, bağırsaklardan emilimi kontrole tâbidir. Şöyle ki, normal bir diyetle alınan demirin ancak ihtiyaç kadarı emilerek kana geçmekte, geri kalanı dışarı atılmaktadır. Vücudun ihtiyacı fazla ise, emilen miktar da artırılmaktadır. Bağırsaktan emilen demir miktarının azaltılmasında, karaciğerde üretilen ve hepsidin adı verilen hormon, vazifeli kılınmıştır. Dola-yısıyla vücutta demir ihtiyacı fazla ise, hepsidin az miktarda, bu ihtiyaç az ise fazla miktarda üretilir. Bağırsaktaki kontrol mekanizmasının bozulduğu bazı genetik hastalıklarda demir vücutta zamanla birikir ve hemosideroza yol açar. Diğer yandan ihtiyaçtan fazla demir verilmesi de hemosideroza yol açabilir. Hap ve şurup gibi ağız yoluyla alınan demir ilâçlarıyla da hemosideroz meydana gelebilir. Çünkü bu ilâçlar ile alınan demir, bağırsağın bir bölgesinden kontrole tâbi olmadan emilmektedir. Diğer taraftan, demir ürünlerinin kazaen aşırı dozda alınması ölümcül zehirlenmelere yol açabilir. Alınan doza göre, kusma, karın ağrısı, kanlı ishal, karaciğer hasarı, kan basıncında şiddetli düşme, sara, koma ve ölüm meydana gelebilir.

Rabb'imiz, Hadid Sûresi 25. ayette mealen; "...Biz demiri de indirdik ki, onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır..." buyurmaktadır. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, âyette geçen "şiddetli bir be's" ifadesini, işarî olarak, "kuvvetli bir darbe, çetin bir azap" olarak açıklamıştır. Âyette geçen "şiddetli bir be's" ifadesi, demirin yukarıda bahsedilen zararlarına işaret ediyor olabilir.

Kaynaklar
- Goodman & Gillman's The Pharmacological Basis of Therapeutics, 2011.
- An update on iron physiology, Gispert JP, Gomollon F, World Journal of Gastroenterology (15: 4617-4626), 2009.
- Harrison, Principles of İnternal Medicine, 2008.
- Iron, oxidative stress and human health, Puntarulo S, Molecular Aspects of Medicine (26: 299-312), 2005.
- Çocuk Beslenmesinde Demirin Yeri ve Önemi, Bülbül SH, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi (12: 246), 2004.
- Iron Deficiency in Childhood, Moy RCD, Early AD, Journal of The Royal Society of Medicine (92: 234-236), 1999.
- Demir Metabolizmasında, Demir Eksikliğinde ve Demir Fazlalığında Yenilikler, Uysal Z, Ankara Üniversitesi Tıp Mecmuası (52: 3, 157-164), 1999.
- Iron and learning potential in childhood, Lozoff B, Bull. N.Y. Acad. Med. (65: 1050-1066),1989.
- Functional Consequences of Iron Deficiency in Human Populations, Scrimshaw NS, J. Nutr. Sci. Vitaminol. (30: 47-63), 1984.
- Hak Dini Kur'ân Dili (Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri), Elmalılı Hamdi Yazır
- Lemalar, 28. Lema 4. Nükte, Bediüzzaman Said Nursi


(
Doç. Dr. Furkan OSMANOĞLU)
 

Paylaşma linkleri