İnsanın kurduğu medeniyete bakıp da, ardındaki aklı, iradeyi, kudreti ve ilmi inkar edemeyen ve bunların hiçbirini göremediği halde kati sürette kabul ve tasdik eden insanın Kainat düzenini kuran Cenab-ı Hakk’ın varlığını şüphe ile karşılaması şaşılacak şeydir doğrusu…

İnkarcıların ve şüphecilerin en genel savları Allah’ı göremiyor olmaları, duyu organları ile kavrayamıyor olmalarıdır. Peki aklın ve iradenin varlığına ne demek gerekir? İnsanı diğer yaratıklardan ayıran akıl da görülemez ve duyularla bilinemez. Ancak ve ancak ortaya koydukları ile müşahede edilebilir. Kimse aklını göremez ve gösteremez ancak etrafımızdaki canlılar milyonlarca yıldır aynı şekilde yaşamayı sürdürürken, insan kendine verilen akıl nimeti sayesinde kendi çapında muazzam bir medeniyet kurmuştur. Şimdi bu medeniyeti görüp müşahede edip de aklın varlığını inkar etmeye akıllılık denilebilir mi? Böyle birisine akıllı denir mi? Hiç insanın kurduğu bu medeniyet tesadüfe verilebilir mi? Deseniz ki bir seyirciye “Havada uçan uçaklar, kurulmuş evler, köprüler, camiler, sanat eserleri vb tüm medeniyet tesadüfen olmuştur. Arkasında bir irade yahut akıl veya kudret yoktur, tesadüfen doğa kanunları neticesinde olmuştur”, o seyirci size inanır mı? Peki ya siz o seyirci olsanız inanır mısınız? Hayır! Tüm bu düzenin ancak ve ancak akıllı, iradeli, belli ölçüde kudreti olan bir varlık tarafından kurulmuş olabileceğini iddia edersiniz. İşte o varlığa insan diyoruz. Eğer bu işler tesadüfen olabiliyor olsaydı, örneğin kurtlar, yahut maymunlar veya başka canlılar da bu kadar milyonlarca sene içinde küçük çaplı dahi olsa bir medeniyet kurmalı idiler. Ancak bu mümkün olmamıştır. Onlar ilk yaratıldıkları anda nasıl yaşıyorlarsa halen o şekilde yaşamaktadırlar. Demek ki bu oluşun tesadüfle bir alakası yok. Bu, ancak akıl, irade, kudret sahibi bir varlık ile açıklanabilir.

Peki, görmediğin halde insandaki akıl, irade ve kudreti kabul eden insan, senin kurduğun eksik ve kusurlu medeniyetin milyarlarca misli büyüklükte ve mükemmellikte olan Kainatı nasıl tesadüfe verebilirsin? Görmediğin halde kendi aklını ve iradeni reddedemezken Allah’ın Varlığını ve Yüce Sıfatlarını nasıl inkar edebilirsin? İnsanda görünen cüz’i irade, kudret, akıl ve ilmin esas sahibi Allahu Teala’dır. İnsani boyutta reddedemediğin bu hakikatleri Rabbani boyutta nasıl reddedebilirsin? Bu ancak ve ancak kuru bir inat ve başını kuma gömmek ve kendine verilen akıldan istifa etmekle mümkündür, bilesin!

Ve bu isbat ile anla ve kibrinden sıyrıl ki, senin Allahu Teala’yı görmüyor olman, haşa ve kella, Allah’ın olmamasından dolayı değil senin görme kabiliyetinin noksanlığındandır. Allahu Teala insanı misallerle yaratmıştır. Örneğin, hiçbir insan burnunun ucunu göremez; burnunun ucuna krem bulaşan birisi bunu ya aynaya baktığında ya da birisi uyardığında fark eder. Peki, be hey burnunun ucunu görmekten aciz insan, sen kendi görme kusurlarını ve zaafiyetini görmeyip Allah’ı görememeni ne cüretle Allah’ın varlığına bağlarsın. Sen ki burnunun ucunu görmekten acizsin. Nasıl ki, Alemlerin Rabbi müsaade etmeden O’nu görebilirsin? İş işten geçmeden ve çok geç olmadan çıkart kafanı kumdan da görmen gerekenleri gör, bilmen gerekenleri bil, Allah’a kul olmaya çalış… Hz Mevlana’nın buyurduğu gibi, “Allah’ın varlığı haktır, şüphe götürmez, isbata ihtiyaç duymaz; insana düşen kendi kulluğunu isbat etmektir.”

Bahadır Alıcı

Paylaşma linkleri